Buzda talim terbiye

Dün aile terbiyesinin yenilen balıklarla ölçüldüğü noktada kalmıştık:</br>&quot;Istakoz fazla sevmem, hamsi de yemem.

Dün aile terbiyesinin yenilen balıklarla ölçüldüğü noktada kalmıştık:
"Istakoz fazla sevmem, hamsi de yemem.
Aile terbiyem var benim. Kalkan yerim, lüfer
yerim." By Sema Çelebi.
Bir hamsisever, istavritperest olarak konu hakkında söz sarf etmeye ne kadar hakkım var bilmiyorum ama şansımı bir deneyeyim.
Bu yarışma programlarında terbiyeleme âdeti yeni değil, Deniz Seki'nin jüri üyesiyken nasıl başöğretmenliğe soyunduğu, hafızaların seri sonu reyonunda, biraz tozlanmış duruyor.
İki yumurtayı çırpmakla hallolsa kolay, ama olmuyor, kendi çocuğunu terbiye edemiyorsun, rüştünü ispat etmiş koskoca insana gücün yeter mi, üstelik de ne üstüne vazife, ters döner bu niyet, terbiyelemeye kalkışanı sevimsiz eder, Deniz Seki'nin evveliyle sonrası apaçık ortada, maazallah üstüne üç beden ekler, Pelin Akad'ın dikkatine.
Fakat tabii en büyük terbiye okulu, buz pistinin ortasına açıldı. Parkorman Buzda Talim Terbiye Dans Yarışması.
Burada kendini pek bir 'elit' sanan ıstakozcu abladan, vasattan şaşmayan komedyen/sunucu abiye birtakım 'yetkililer', haftalardır üslubunu beğenmedikleri bir tane kadına adabımuaşeret öğretmeye kalkışıyor.
Tuğba Ekinci diye, normal şartlarda öyle fazla ciddiye alınmayı gerektirmeyen, güzelcene ama kenar, seksi ama erkek dergisi raconunda, cüretkâr ama zekâsı/donanımı elvermediği için onu da tehlikeli
bölgelere taşıyamayan, Lerzanmutlugilllerden bir kızcağız var.
Hepi topu bir tane işiyle anılıyor popo/asker temalı, dön dolaş onu referans veriyor. Üstünde ağdalı bir yeni varoş girişimciliği. 'Vs vs' manasında 'bla bla' yerine 'bala bala' derkenki o 'Ben yaptım oldu tamam mı, ben böyle diyorum var mı' müdanasızlığı.
Cilvede, tonda, vurguda bariz Hülya Avşar esintisi. Onun senelerce başımıza kaktığı 'Ne de şımarığım di mi, ay şımarmak bana pek
de yakışıyor' sözde sevimliliğini kuşanmaktan ölecek.
Yakışıyor mu peki? Hayır ama Avşar'a yakışmamasından kat kat beter de değil. Komik mi, matrak mı, kitsch mi? Hiçbiri yeteri kadar değil. Taponluğu, had bilmezliği, samimiyet torbasına sığıştırmaya çalıştığı laubaliliği; kendisiyle aynı adı taşıyan, siyasete de atılmaya kalkışan, derin ağbilerle de teşriki-mesaiye giren manken hanımdan daha fazla değil. Kızdırma, delirtme katsayısı o kadar da yüksek değil. Dolayısıyla fazla kaale alınacak bir tip de değil. Tali bir oyalayıcı olarak denk gelirseniz bakarsınız, biraz eğlenirsiniz, sonra zaten kendiliğinizden sıkılır, unutursunuz.
Ama kâh fazla ciddiye alarak kâh aşağılayarak nasıl ağzının payını vermeye uğraşıyorlar orada... Birileri 'ıyyy'layınca, başkaları da 'bi tane, şahane' yapıyor o vakit. Halbuki ne o, ne o. Yırtmaya çalışan, üst düzey özgüveni varmış gibi yapan, ayarı biraz düşük bir kız sadece.
Sema Çelebi'nin 'aile terbiyesi'nden ne anladığı zaten mönüden belli, beni şaşırtan pek kimseleri yargılamayan Ayşe Arman'ın Fatih Aksoy röportajındaki sorusu oldu: "Tuğba'nın şimdiye kadar terbiyesizlikten ve
saygısızlıktan diskalifiye edilmesi gerekmez miydi?"
"Bunlar, ölçülebilir şeyler değil, birine saygısızlık gibi gelen ötekine gelmiyor" diyor yapımcı Fatih Aksoy. "Ben de Tuğba'ya iki kere oy attım şahsen. Hakemler ondan saygılı davranmasını talep etti, Tuğba da poposunu salladı.
Ben de buna bayıldım. Çünkü anarşist ruhuma iyi geldi."