Çankaya'yla kanka olmak, 'Çeksin gitsin' diyebilmek vs. üzerine...

Tâli gibi görünen ama bazı durumlarda içinden çıkılamayan bir </br>mesele: Okur mektubundan alıntı yaparken imlasını düzeltmeli mi? Ciddi bir karar bu.

Tâli gibi görünen ama bazı durumlarda içinden çıkılamayan bir
mesele: Okur mektubundan alıntı yaparken imlasını düzeltmeli mi? Ciddi bir karar bu. Çünkü tırnak içinde alıntılarken bir metni, içine dokunmazsınız. Dokunmamalısınız. Nasıl kelimeleri eşanlamlılarıyla değiştiremezseniz, Türkçe hataları da yapanın imzasıdır. Yürüttüğü fikir, seçtiği sözcükler gibi; 'de/da'ları ayırmayı/bitiştirmeyi bilmemesi, cümlenin başını sonuna bağlamaması ya da yazıp yolladığı şeyi bir kere bile üstünden geçmeye layık bulmadığına işaret eden baştan savmalığı, o satırları yazan hakkında bilgi verir.
Dünkü Fazıl Say yazısına pek çok okur mail'i geldi, Z.Ç.'ninkini sözcü seçelim: "herşey insanı anlamakla başlar,anlamadan, empati ve vicdan yetisi gelişmemiş kişiler dikkat edin insan demiyorum kişiler diyorum,çünkü insan karşısındakini önce anlamaya, onun duygu ve düşüncE VE KORKULARIYLA olaya bakmaya çalışır.sonra konuşur veya yazar.sizin fazıl say ile ilgili yazdıklarınız önyargılı veya bir yerden aferin alma telaşı...size kızmıyorum,iktidarrın kankası bir patronunuz,olurya emin çölaşanını başına gelenler sizinde başınıza gelebilir fobisi olaylara bakış açısnı bir insan değilde bir kişi olarak bakmanızı sağlar.nede olsa bir emekçisiniz hasbel kader buldğunuz köşeden atılabilirsiniz.bakın ben sizi anlayabiliyorum.orda durmanın yolu bayan gülle kanka olmaya bağlı,hatta bu kankalık ona bir tepsi kayseri tatlısı yaptıracak kadar güçlü.ama bu fazıl sayı n gazını alırmı bilmem,bence en garanti yolu siz kankanızla fazılı kuğınıza alıp sırtını okşuyarak gazını almanız.hiç tanımadığınız hiç görüşmediğiniz biri hakkında iktadar gözüyle bakmak Sizi hiçleştirir.ben fazıl sayı tanımıyorum.sadece onu anlamay çalışıyorum.bakın ne diyor.oratoryu,opera.vs kurumlar olmadan yapılamaz.kurumlarda devletinse bu devletin başınada sanki tornadan çıkmış köy imamı kılıklı insanlar varsa sonuç bu.lütfen m.foucaultun doğruyu söylemek kitabını okuyun.önce anlayın karşınızdakini sonra yazın. sarayların padişahlarını eğlendiren şaklaban değil,iktidarın karşısında olalım.onu kendini savunacak gücü sonsuz benim senin fazılın gücü malum.biraz kendiniz biraz anarşist olun belki işinizden olursunuz,ama biricik kendiniz oldğunuz için mutlu olursunz."
Bir kere şöyle bir şey var: Bazı okurlar galiba bu yazıların patron ve dahi birtakım büyük güçler tarafından yazdırıldığını, yönlendirildiğini, budandığını, törpülendiğini zannediyor.
Bu beni samimi olarak çok şaşırtıyor, bir yandan da güldürüyor. Bunca sene içinde patrondan da genel yayın yönetmeninden de 'Şunu yaz, bunu yazma' gibisinden tek direktif gelmedi, dahası farkında değil misiniz ki ben bu âlemlerde bir hiçim!
En fazla bir tatlıcıya, damak tadıma güvenen üç okurun daha gitmesine yol açarım, o kadar!
Farklı algılanıyorsa yapacak bir şey yok, ama aferin alma telaşı, iktidar gözüyle bakmak, ya işten atılırsam fobisi filan, böyle bir hayat yaşamıyorum.
Hasbelkader buradayım, doğrudur, çok rahat giderim, hiç koymaz. Kendimi gazeteci saymam, 'Köşe yazarıyım' cümlesini hayatımda kurmadım, dört senedir siyah olan saçlarıma rağmen, dahası beni daha genç gösterdiğinin söylenmesine rağmen (bir kadın için en önemli bilgi), kazara tanıyan olur diye buradaki fotoğrafı değiştirmiyorum, daha ne diyeyim...
Gelelim Hayrünnisa Gül'le 'kankalık' durumuna. Tüm o pozisyonlardan azade, benim için ölçü şudur: Komşum olsa görüşmek ister miydim? Evet, isterdim. Çünkü zeki ve tatlı bir kadın. Öğrenmeye iştahlı, iletişime yatkın bir kadın. Yalakalık olarak görünüyorsa yapabileceğim bir şey yok; böyle hissediyorum.
Gelelim iktidara yakınlık kısmına. Yıllar içinde AKP'nin doğru düzgün ve abuk sabuk pek çok yanı, yönü oldu. Bana uymayan dünya kadar insanı... AKP hem de Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın, buradan gidebileceğini söyleyen Fazıl Say'a "Çok da üzüleceğimi söyleyemem" cevabı korkunçtur, vahimdir, sakil ötesidir mesela. Dehşet ve utanç vericidir.
Fazıl Say'ın duyguları, korkuları, yok sayılacak şeyler değil. Öyle hissediyordur, paylaşmasam da anlarım. 'Ortaçağ karanlığı' fazla teatral, facebook'taki 'Pusu' kompozisyonu fazla hararetli gelse de dinlerim.
Benim esas inanamadığım, gitmek istediğini ifade ederkenki gerekçeleri. İçerikten ziyade şekle dair tahammülsüzlüğü, ego patlaması eşliğinde kustuğu Çankaya sitemi...
(Bu arada Cumhurbaşkanlığı çalışanları da aldı herhalde mesajı. Halkla ilişkiler şirketlerindeki problem belli ki orada da gündemde: Güncelleme. Bunu sırf Fazıl Say'ın adresine değil, icabet etmese de 'ıvır zıvır'lardan bendenize bile gelmiş olan resepsiyon davetinin antetli zarfında yazan 'Nurçin Tay' ismine dayanarak söylüyorum!)
Yoksa trafik bile buraları terk etmek için anlaşılır sebeptir. Ama öte taraftan gitmek mi yoksa kalmak mı zordur, bu da ayrı muammadır.
Fazıl Say gitmesin, Orhan Pamuk da dönsün artık, diye bağlayalım...