'Celladına hayran' Bülent Ersoy ve kayınvalideleri

Neyse, sabahın beşinde beş yıldızlı otel odasına getirtilen bir tepsi </br>süt kuzu kokoreç ve üstüne de lokmayla olay tatlıya bağlandı! </br>'Diva', olup biteni 'Bunlar diğer insanların çeşitli çıkarları...

Neyse, sabahın beşinde beş yıldızlı otel odasına getirtilen bir tepsi
süt kuzu kokoreç ve üstüne de lokmayla olay tatlıya bağlandı!
'Diva', olup biteni 'Bunlar diğer insanların çeşitli çıkarları' vecizesiyle özetleyen genç gariban koca ve Cem Adler'in annesine neredeyse kardeşmişçesine benzeyen kayınvalide arasında, bir otel odasında, sabaha kadar konuşulanları dinlemek için asıl, evet çok ayıp, çok pespaye, çok
müptezel, 'promasyon/yalnış/yanlız/ seramoni' cahili bir tanıdığımızın
hep böyle çiftleştirerek kullandığı gibi 'etik ahlak'tan nasibini almamış bir yaklaşım, ama hangi otel güvenlikçisine nasıl bir rakam
teklif etmeli?..
Sahi nasıl bir aynılık bu kayınvalideler arasındaki? Bülent Ersoy, kocadan ziyade/önce kaynana mı seçiyor? Gülsüm Uzun'la Fatma Adler, sadece fiziksel olarak değil, tarz itibarıyla da tıpatıplar. Oğullarına bakarak asla tahmin edemeyeceğimiz, ciddi, gözlüklü, benzer saçlı/kılıklı, zerre Oya Aydoğanlığı olmayan, belki/belli ki muhasebeci ama daha ziyade öğretmen görünümlü, oturaklı, Bülent Ersoy'un kayınvalidesi
berjerine de fiskosuna da oturtamayacağınız tipte iki kadın.
Can Tanrıyar'ın o doyumsuz filminde yıllar sonra tekrar izlemiştik: Bülent Ersoy'la Fatma Adler'in, 'oğlanı uyutup uyutup' nasıl 'alışverişlere Avrupalara' uçtuklarını, çok da eğlendikleri açık olan absürd suç ortaklığını. Şimdi de Gülsüm Uzun'la işte, 40 yıllık ahbap, yeni gelini. Anlamak kolay değil; pek çoğumuzdan daha okumuş etmiş duran Gülsüm Uzun mu, o basın toplantısında diyeceklerini elindeki kâğıttan bile okumaktan aciz, Seda Sayan'ın şovundaki dansıyla Cahide/Al Jamal zennelerine taş çıkartan o Armağan'ın annesi?
Bu anneler, bu çocukları nasıl 'başarıyor'? Biraz evden bildiğin, aşina olduğun yöne gitmez misin? Peki bu çocuklar nasıl bir virajla savruluyor?
Biz de savrulalım madem öyle; yarınki Radikal Cumartesi'ye doğru: Pınar Öğünç, içindeki kadının peşinden 16 yaşında Kars'tan İstanbul'a gelen, şu anda Beyoğlu'nda midye satıp hayatından yola çıktığı bir stand-up yapan Esmeray'la konuştu. Kadınlık, erkeklik, ikisinin arası derken,
lafın Bülent Ersoy'a gelmemesi mümkün mü?
"Bülent Ersoy nasıl bir figür sizin için?" diye soruyor Pınar, Esmeray şöyle cevaplıyor: "Ben Bülent Ersoy'u, Ebru Gündeş'ten, Hülya Avşar'dan farklı görmüyorum ki! Tabii ki fark var, ama Condoleezza Rice ne kadar zenciyse, Michael Jackson ne kadar siyahsa, Bülent Ersoy da o kadar
transseksüel benim için."
"Bülent Ersoy hiç travestilerle, transseksüellerle, cinsel kimlik meselesine kafa yoran herhangi bir grupla dayanışma içinde oldu mu?" diye soruyor Pınar. "Asla" diyor Esmeray, "Zaten sormak istediğim şey, öldüğü zaman mirasını neden Mehmetçik Vakfı'na bırakmak istediği. 80 döneminde seni süren Mehmetçik'in genelkurmayı... Kendini böyle onaylatıyor, vatanını daha çok severek, daha dindar görünerek... Zeki Müren de mirasını aynı yere bağışladı. Dünya üzerinde eşcinselliği hastalık olarak gören ek kuruma, orduya... Eşcinselsen sana çürük raporu veriyorlar. Kaldı mı artık çürük diye bir şey.. Hele mal varlığını buraya bağışlamak celladına hayran olmak gibi, sahibine hayran olan köle gibi..."
Esmeray zeki ve hoş laflar ediyor. Çok limonata bir röportaj zaten; bir dikişte gidiyor, ferahlık ve lezzet hissi uzun kalıyor. Gözden kaçmasın.