Çetelerin yengesi

Etrafımdaki birkaç kişi bilir; bu magazin âlemlerinde eşik bellediğim biri vardır. 15 sene içinde adını tek bir kere geçirmedim, fotoğrafını tek bir kare kullanmadım. Çok çiğ, çirkin ve çirkef buldum.

Etrafımdaki birkaç kişi bilir; bu magazin âlemlerinde eşik bellediğim biri vardır. 15 sene içinde adını tek bir kere geçirmedim, fotoğrafını tek bir kare kullanmadım. Çok çiğ, çirkin ve çirkef buldum.
Onu böyle dekupeleyip logo kenarına yatıranlara, öbür mankenlerle birmiş gibi davrananlara, yazılarında/yayınlarında dalga geçerek bile olsa ağırlayanlara karşı da hep mesafeli durdum. Hayatta birkaç ilkem varsa biri buydu, dediğim gibi bir eşikti, çizgiydi. Oradan geçer misin, o kadar düşer misin?..
İtiraf edeyim ki 'Bahsetmeyelim ki olmasın' mantığıyla da bir lokma kandırdım kendimi. E.A.'nın hep verdiği örnektir: Yıllar önce Prof. Nilüfer Göle, türbanlı kızlar üzerine çalışmalar yapıyordur. Prof. Nermin Abadan Unat bu duruma sinir oluyordur, Milliyet'e yazdığı bir yazıda şöyle der: "Türbanlılar üzerine araştırma yapmak, onları meşrulaştırır."
Ben de istedim ki yazmayalım, yok sayalım ve yok olsun bu 'kâğıt bebek'.
Bu lafın da bu derece yakışmadığı başka manken var mı, bilmiyorum.
Kâğıt bebek... Halbuki 'bebek' çağrışımlı masumiyetle, temizlikle, tazelikle, körpelikle zerre bağı olmamakla beraber, kâğıdı onunla niye kirletiyoruz? En basitinden düz beyaz bir A4 düşünün, yani dosya kâğıdı. Nefis bir şeydir. Daha afili resim kâğıtlarının şıklığı, çizgili kâğıdın insanı zapturapta alan terbiyesi, renkli post-it'lerin şirinliği... Mülaj kâğıdını düşünün; hülyalı, sanatçı...
Halbuki bu nadiren podyum ama çoklukla beşinci sınıf tapon tanıtımların frikiği; magazin muhabiri/kamerası gördüğünde malzemesini (et ve laf) sakınmayan halleriyle, nasıl da dürüst aile kızı, en mertinden has Türk kızı, 'kodu mu oturtur' şeklinde inşa etmeye çalıştığı imajıyla ve yıllar içinde o korkunç adamlarla kurduğu dallı budaklı ilişkilerle iyice mukavvalaştırdı kendini.
Kâh Selda Bağcan JR oldu, kâh politikaya soyundu. 2000'de CHP gençlik kollarına kaydını yaptırdı, en sosyal demokrat oydu. Ve kime/neye tekabül ettiyse (Kutlar Vadisi/Kartlar Vadisi?) yedirdi işte o sözde dobra ve gücünü kendinden alan müdanasız, delikanlı kız kabuğunu birilerine, yiyene... Ki biz ne kadar adını telaffuza tenezzül etmesek de yer aldı bir yerlerde, hem de o büyük gazetelerin sürmanşetlerinde.
Babası yazar, annesi edebiyat öğretmeni, iyi mi?! Aksiyon'a verdiği röportajda, yerli yabancı büyün klasikleri devirdiğini söylüyor. Günaydın'da yayımlanmaya başlayan 'Mafyanın Kâğıt Bebeği' yazı dizisinden (Hazırlayan: Bedia Ceylan Güzelce) öğrendiğim: Okumayı dört yaşında sökmüş, Galatasaray'da yüzmüş, Fenerbahçe A takımında beş yıl voleybol oynamış. 18 yaşında podyuma ayağını Vakko defilesiyle atmış, ki bilenler bilir, iyi prestijdi 10 küsur sene önce.
Böyle 'Bir Yıldız Doğuyor'... Bitmedi; hemen akabinde 1995'te 'Miss Model of Turkey'de birincilik, 'Miss Model of the World'da ikincilik...
Ama işte baştan beri başka kulvarlara oynama; en çok jargon ve erkek seçimleriyle kendini belli eden...
İlk talihli Alp Ergun; sonrakilerle kıyaslandığında Beyaz Türklüğünü tarife kelime yetmez. Boşandığı eşini tanıyanlar, bir erkeğin zihnindeki 'kadın' imgesinin böyle zıt iki uca nasıl savrulabildiğine akıl sır erdiremez.
Sonra Baran Süzer. İlk tehditler onunla gelir, kendisine el kaldıracak adamın duvara toslamış gibi olacağına dair özgüven köpükleri kenarlarından taşan beyanatlar da.
Ama tabii asıl bomba Kürşat Yılmaz'dır. Gıyabi tutuklama kararıyla aranan organize suç örgütü lideri Kürşat Yılmaz, telefonlarının dinlenmesi sonucu yengenin Üsküdar'daki evinde gözaltına alınır. Yardım ve yataklıktan gözaltına alınan yenge önce olup biteni hiç anlamadığını söyler. Derken büyük pişmanlıklar eşliğinde, bir CHP'li olarak bir ülkücüyle ilişkisinin büyük hata olduğunu ama şahsı önceden hiç tanımadığını, sonra da ah ah gönlüne nasıl da kilit vuramadığını ve bir 'bayan' olarak ne kadar sarsıldığını...
Bu da bir ölçüdür: Hep 'bayan' der.
Bu mafya bağlantılarına, adam azmettirmelere, paşa kapılarına tabii ki kolay gelinmedi. Uzun ve bol mayınlı bir yol bu; 'sevgili' dediğin adamdan ayrılmak için birilerini kışkırtıp çatışma çıkartıyorsun, çeteye yardım gerekçesiyle tutuklanıp içeri giriyorsun. Emek ister, yürek ister! Çevre ister. Delikanlı kız olmak icap eder!
Peki gözyaşları gerçek mi? Bilemem ama bu hapishane günleri, yıllardır ilmek ilmek oluşturmaya çalıştığı hanımağa imajını pek güzel cilalıyor. Hele bir de Paris Hilton diye karşılanmış ya orada, daha ne ister, hayat kaymağıyla veriyor...