Cevabı var mı?

Hayatta bu zorlukta kaç soru vardır? Ayrılsınlar mı, böyle mi kalsınlar? Ölsünler mi, olsun-lar mı?

Hayatta bu zorlukta kaç soru vardır? Ayrılsınlar mı, böyle mi kalsınlar? Ölsünler mi, olsun-lar mı? Kendinize sorarken yakalanmadınız mı hiç? Sahi bu sorunun cevabı var mı?
14 aylık siyam ikizleri Ayşe ve Sema Tanrıkulu'nun ayrılmamalarına karar verildi. Çukurova Üniversitesi Bilim Heyeti sonucu açıkladı: Operasyon çok riskli. İkizlerden birini feda edip diğerini kurtarmak mümkün değil. Belden aşağıdaki atardamarların ortak olması yüzünden ameliyatla ayrılmaları ölümle sonuçlanabilir.
"İnsanın çocukları arasında tercih yapması çok zor bir olay" diyor baba. "Ancak bile bile iki özürlü çocuk sahibi olmak da mantıklı bir şey değil. İleride ikisi de beni suçlayabilir. Ayrılırlarsa onları ölümden daha zor bir yaşam bekliyor. Hiç ayrılmazlarsa da başka sorunlar yaşayacaklar."
Bazen biraz katı olmak mı lazım belki?
'En ünlü siyam ikizleri' diye bir kutu vardı gazetede evvelki gün. Komşu kızlarla evlenip toplam 21 çocuk yapan Eng ve Chang'ın hikâyesi... İkizi Maşa'yı düşünmeden
âşık olan Daşa...
Belki de başka tür-lüsünü yaşamadıkları
için, kendiliğinden alışıyorlardır bu duruma. İnsanın kendi kendisinden sıkıldığı kadar sıkılıyorlardır birbirlerinden...
Okyanus adam
Birkaç gün önce sizle 'Ocean's Eleven'a gitmek üzere vedalaştığım için, yolda başıma bir hal geldi mi, yoksa sağ salim gittim mi, rapor verme ihtiyacı içindeyim.
Steven Soderbergh, o bayıldığımı ifade ettiğim 'Sex, lies and videotape'teki (Seks Yalanları) fikir egzersizlerine karşılık (ki 1989'da, daha 26 yaşındayken çekmiş o filmi) bu sefer, bakalım bu kadar ünlü adamı yan yana dizip ne kadar vasat bir film yapabilirim egzersizi üzerinde yoğunlaşmış gibiydi.
Kötü bir film değil belki ama insan talepkâr bir mahluk işte. Oyuncular arasında birden fazla ünlü isim duyduğunda hep yaptığı gibi, çıtasını tepelere koyuyor. Arsızca daha ve daha fazlasını istiyor. Doymuyor. Ama kural da bozulmuyor. Oscar töreni kalabalığının bir araya toplaştığı filmlerden pek hayır gelmiyor.
Dev bir beklentiyle gitmezseniz mesele yok. Tabii ki hayatınızın en iz bırakan filmi falan değil ama ikinci yarı, eğlenceli, sürprizli, zekice şeyler oluyor.
Clooney'ye karşı bir zaafınız varsa (yani normal bir kadınsanız!) hiç mesele yok. Filmdeki adıyla 'Okyanus', gözlerine daldığınızda kâh okyanus kâh liman, çırpınsam
ciyak ciyak, sığınsam mırlayarak hissiyatı uyandıran George Clooney, canım, yine insanın nabız, tansiyon gibi ayarlarıyla oynayacak bir şölen niteliğinde...
'Coşkun' imaj
Üçüncü bir BBG'nin başlayacak olduğunu duyduğumuzda sadece püfledik. Artık gazozu kaçmış/ ekşimiş/şekerlenmişti. Gitar çalıp şarkı söyleyen, buna karşılık 'Yahu orijinalinin adı niye 'Big Brother' ki acaba, sahi ya niye olabilir?' temel sorusunu 40 dakika tartıştıktan sonra bir karara bağlayamayan (aynen vakidir) birtakım sözde kahramanlardan yeteri kadar almıştık. Üçüncüsüne ihtiyacımız olmamakla beraber, bu işin ihtiyaçla olmadığını biliyorduk, ilgimiz de yoktu.
Fakat aynen televoleler gibi izleyiciyle arasında bir aşk-nefret ilişkisi olan bu yarışma, üçüncüsüyle bizi dumura uğrattı. Günlerdir herkesin dilinde. 59 yaşındaki yarışmacısıyla 'taze'lenmiş, kitlesini değiştirmiş, vaatkâr 90-60-90 ölçülerinden XXL'lere uzamış, A+'lardan varoşlara uzanmış.
Fakat herkesin dilinde 15 Coşkun. Sabahın köründe uyanıp jimnastik yapan, evyeyi silerken 'Pis kızlar, pis. Zamane gençleri n'olucak' geyiği attıran, bazen halkanın çok dışında olması sebebiyle insanın içini acıtan bir baba figürü Coşkun bey/
abi/amca.
Berber geyikleri
Memleketi kurtarmakla yükümlü olmayan bir sıradan, yarı işşiz kadının saç diplerindeki iki parmaklık siyaha çalan bölgeyi sarartmak için, arife günü akşamüstü saat beşi seçmesini geri zekâlılık olarak değerlendirebilirsiniz.
Fakat ben bu deneyimi bir nevi alan çalışması olarak görüyorum! Dört saatimi berberde heba etmiş olabilirim ama 40-45 yaş civarı annelerin çocuklarıyla olan 'mükemmel' ilişkilerini de çözmüş bulunuyorum. İşte size kuaför semalarında danseden birkaç konuşma balonu...
- Satanistlerin ağına düşmesindense erkek arkadaşa bile razıyız valla.
- Benimki satanistti geçen sene. Eve geliyorsun, kilise müzikleri çalıyor böyle dınnnnnnnnnn diye. O tarihlerde kocamın annesi kanser, babası kanser, halası kanser. O yüzden oldu çocuk.
- İnanamıyorum Lara'nın anne babasının uyanmadığına. Psikoloğa gitmeyi kabul etmedi diyorlar. Etmesin. Elini kolunu bağlayıp götüreceksin. Kafasına vura vura götüreceksin.
- Siyah giyiyorsa, kesin kork. Bizimkinin siyah iskeletli tişörtleri vardı. 'Kızım yakışıyor mu hiç sana bu renk' diyorum, 'Sen ne anlarsın' diyor.
- Çaktırmadan interneti öğrendim. Her şeyini öğrendim. Şifre koyuyor, çözüyorum.
- İnternete evin içindeki lağım diyorlar ya, çok doğru. Vallahi lağım.
- Evet lağım, lağım.
- LAĞIM! LAĞIM!