Cinnet memleketim

Böyle diyor bir arkadaşımız trafikten Meclis'e, her türlü kibarca tuhaf diyelim işleyiş için...

Böyle diyor bir arkadaşımız trafikten Meclis'e, her türlü kibarca tuhaf diyelim işleyiş için: Benim cinnet memleketim. Çok uzaklara yerleşen, penguenlerle falan dertleşen, 40 yılda bir de bizim buralara turistik gezi düzenleyen tipleri dumura uğratan dehşet düzeyi gayet yüksek olaylara biz burada alışıyoruz tabii zamanla. Önünüzdeki arabanın 3 dakika sağa sinyal verip cart diye sola dalması, sabah kalkınca diş fırçalamak kadar sıradanlaşıyor.
Ama bazen çıkan sürprizler hazmedilir gibi değil. 'Yok artık'tan sonra bir sigara markası da olan hörgüçlü hayvanın adını tekrarlatıyor insana. Bu festival skandalı da böyle bir şey.
Festivaller, açıkhava konserleri, canlı performanslar bahar/yaz aylarının en esaslı tatlarından. Ne münasebet diyeniniz var mı? Yok. Bu seneki festivaller de başlıyor, başladı. İstanbul Uluslararası Müzik Festivali en olgun ve lezzetli yaşını kutluyor: 30. Bir de alternatifler var: Ay sonunda Ömerli'de gerçekleşecek olan H2000, yarın akşam Maslak Venue'de ağırlayacağı Manu Chao ile ne vakittir milletin ağzını sulandıran Efes Pilsen Summer Fest ve David Byrne'lı, Pulp'lı Alternatif Festival.
Evet, dün Kilyos Demirciköy'de başlaması gereken 24 saatlik Alternatif Festival. Her türlü hazırlık ve önleme karşılık (sahile konan dubalı güvenlik şeritleri, cankurtaranlar, boğulma riskine karşı megafonlu/projektörlü zımbırtılar, sahra hastanesi, doktorlar, ambulanslar, itfaiye aracı, yangın tüpleri, sonsuz güvenlik personeli vs.) jandarmanın tasvip etmeme ve bu kararı da hadisenin başlamasına sadece saatler kala bildirme yoluyla pek 'şık' bir imza attığı, kibarca 'hüsran durumu' diyelim.
Sonra güzelim festival, mecburen kafası kopmuş tavuk gibi dolaşıyor. Önce Ömerli'ye taşınması düşünülüyor. Ama jandarma yine işbaşında.
'İnsanlar denizde boğulabilir' diye izin verilmiyor. Evet, epey zamandır üç tarafı denizlerle kaplı cennet/cinnet vatanımızda böyle bir risk var hakikaten de. Daha ziyade hareket etmiş vapura atlamaya çalışırken falan, ama konser dinlerken değil.
Neyse onca debelenmeden sonra hadise Parkorman'da tatlıya bağlanıyor. Hip Production'dan Alev Çağlar'ın hayatından herhalde bir üç-beş yıl gidiyor. David Byrne, fotoğraftan da görüyorsunuz, gözlerinde hafiften bir dehşet ifadesiyle, muhtemelen tövbe tövbe diyor.
Yani ne denir ki? Onca emeğe/organizasyona mı acıyalım, sekizinci dünya ülkesi tıkanıklıklarıyla elâleme rezil rüsva olduğumuza mı yanalım?
Yarım yüzyıllık özgür çıtır
Hülya Avşar'ın 'Özgür Kız' esinlenmeli imaj çalışmalarına daha doyamamıştık ki, Bülent Ersoy'un aynı çizgideki nasıl da genç, dinamik, sınır tanımaz, çok asi, özgürlük onun içinde, yüreğinin götürdüğü yere gitti gidecek, hem de bir kızın en yakın arkadaşlarını (pırlanta/elmas) kasada bırakarak ama 'Allahımmmm, ya Rabbimmmmm yolumu açık etsin inşalllahhhh' takviyeli, Rapunzel saçlı, yırtık cinli, ah kumlar topraklar da bulaşmış cinine ve de cin çarpmış halleri onu bastırdı.
Bülent Ersoy'un bugün doğum günüymüş.
Yeni yaşına da, eski albümü ve eski imajıyla girecek hali yok. Görüyorsunuz, o 51'lik bir özgür çıtır. 'Canımsın, Kara Gözlüm' şarkısını icra ettikten sonra artık kısmetse Ömerli'de Muse ile filan coşacak.
Öğlen ateşi
Son dönemde haftada bir futbol kitabı çıktığını düşünürsek, türünün epey eskilerinden olan 'Futbol Asla Sadece Futbol Değildir'in (Simon Kuper, Sabah Kitapları, 1996) ilk sayfasında şöyle yazar:
"1994 yazında bir Haitili, 'Hangisi daha önemli: Brezilya'nın kazanması mı, yoksa ABD işgali mi?' diye soran Amerikalı gazeteciye şu cevabı vermişti: Biz her gün açız. Bir yığın sorunumuz var. Amerikalılar her gün ülkemizi işgal edeceklerini söylüyorlar. Ama Dünya Kupası yalnızca dört yılda bir düzenleniyor."
'Memleketin hayati sorunları mı yoksa bugünkü Kosta Rika maçı mı' dersek, içinizde
'hayati' sorunu olmayan bir Türkiye'ye denk geleniniz var mı?
Bu durumda iki saatlik sokağa çıkma yasağına hoş geldiniz. Siz buraya bakarken daha sabahsa, evdeki erzak stokunu kontrol ediniz. Erzak=Çay, kahve, balonlu meşrubat, bira, fındık fıstık, çikolatalı antidepresanlar, erik-kiraz potpurisi.
Muhallebici raconu
Muhallebici savaşları iyice kızışmış. Bolulu Hasan Usta ile Sefer Usta (Özsüt) çekişmesine
imaj çalışmasıyla Saray da katılıyormuş. Artık Saray'lara salata, ızgara ve kebap da girecekmiş.
İyi hoş da, siz bilmemne et ve balık lokantası tipinde yerleri tutuyor musunuz? Yani güzelim, önce bir karar verseydin; et lokantası mısın, balık lokantası mı? Ben evde pirzolalarla istavritleri tencereye atıp pişiriyor muyum?
Teşvikiye Saray'ı da, İstiklal'dekini de hakikaten severim. Böreği, tavuklu pilavı, yumurta çeşitleri, tavukgöğsü, kazandibi gayet iyidir. Kebaba da karşı değilim. Ama mümkünse kebapçıda yiyeyim. Salata deseniz, zaten halkım ekmek bulamazsa mısırlı göbek yiyecek kıvama erdi. Şimdi bir de Saray'a gidince yan masadan 'Krutonsuz bir Sezar aliiim, üstüne de bir buçuk Adana' sesleri mi duyacağız? Muhallebici raconu diye bir şey yok mu? Biz böyle iyiydik; keşke dağınık kalsaydı.