Çıplak omuzlar

Şimdi ne yazsam boş. Buraya göz attığınızda ya maç öncesinde dokuz doğuruyor ya maç sonrasında bitkin düşmüş olacaksınız.

Şimdi ne yazsam boş. Buraya göz attığınızda ya maç öncesinde dokuz doğuruyor ya maç sonrasında bitkin düşmüş olacaksınız. Sadece futbol fanatikleri değil, cam kenarında örgü örenler, halıları sokağa serip yıkayanlar,
'Yarın akşam Reina'nın açılışına gidilecek mi, perşembe de Socia diye bir yer açılıyormuş Yeniköy'de' konuşması yapanlar, kısaca herkes için tek bir olay var: Maç.
Rahşan hanım, müjdeyi vermek için beni seçmiş ve pazar gününden arayıp "Nurcum kahvaltı mı yapıyordunuz, rahatsız etmiyorum ya. Kızım, artık tükendim, dayanamıyorum. Dedim ki kalan ömrümüzü eski günleri yad ederek, Bülent'in bana ilk defa yemek
ısmarladığı o kuru fasulyeciye giderek falan geçirsek. Seni rüyamda gördüm. Bu bir işaret.
Haberi ilk sana veriyorum, eşe dosta iletiver
bir zahmet" diye gelişen o büyülü konuşmayı yapmış olsa, o bile güme gidecek bu maç patırtısında. O yüzden ben de 40 yılda bir siyaset yazmayayım, şöyle havadan sudan bahsedeyim bari.
Bizim Bağdat Caddesi'nde bir mahalle barı var: Old English Pub. Öyle in, piyasa, poz bir yer değil. Cadde çıtırlarının vazgeçilmez
adresi falan değil. İyi bir yer yani! Bir özelliği de orayı cennet yapıyor. Balkonunda yer kaparsanız, caddenin en civcivli bölgesine kuşbakışı hâkim oluyor ve gelen geçeni izleyerek bir nevi saha çalışması yapma imkânı buluyorsunuz. Demek istiyorum ki Taksim'deki Cafe Marmara'yı 300'le çarpın.
Yaz arifesinde kızlarımız açılıp saçıldı tabii. Biz yukarıdan, düşük belli pantolonlardan bir çatal görüntüsü yakalar mıyız diye utanmaz arlanmaz beklerken, gördük ki açılma tuhaf bir şekilde sol omuzdan başlamış. Son derece parçalı bulutlu seyreden Cumartesi günü altımızdan 1000 tane kadar tek omuzlu tişört giymiş kız geçti. Ama esas komik olan, omuzlarını sözde salaş trikolarından çıkarıp havalandıranlardı. Trikolar, ah o kadar salaştı ki, iki adımda hop kayıyordu. Evde ayna karşısında çekiştire
çekiştire yeterince esnetememiş olanlar kendine çok sinirleniyor, dakika başı çaktırmadığını sanarak kazağın koluna asılıyordu.
İki adım yürüdüler ama bilseniz ne kadar yoruldular!
Şair
(...)
Futbolda eski kurdum/Fenerbahçe'nin forvetleri/mahallede kaydırak oynıyan birer piç kurusuyken/ben/en ağır hafbekleri yere vururdum/Futbolda eski kurdum /Santıradan alınca pası/çakarım/Hoooooooooooop/5 numro top/açık ağzından girer golkipin karnına/ Bana mahsustur bu vuruş/futbol potinlerim/ kurşunkalemimden öğrendi bu zanaatı/O kurşunkalemim ki/9 deliğinizden vücudunuza her tıktığı mısra/işkembenizde taş/Şairiz be/şairiz dedik ya be arkadaş...
(Nâzım Hikmet, 1923)
'Türk Edebiyatında Futbol'dan. Ki demiştim size alın diye.