Çok acayip bir yazı: Bir mütesettirin tatil güncesi

Seçim sonuçlarının harareti, cumhurbaşkanlığı düğümü, diner, yatışır, çözülür gibi değil. Ama yine de seçimlerin ertesi haftası itibarıyla</br>'normal' yaz gündemi de kendini hissettirdi: Tatil. Herkeste bir kıpraşma.

Seçim sonuçlarının harareti, cumhurbaşkanlığı düğümü, diner, yatışır, çözülür gibi değil. Ama yine de seçimlerin ertesi haftası itibarıyla
'normal' yaz gündemi de kendini hissettirdi: Tatil. Herkeste bir kıpraşma. Bu yaz siftah etmemişlerde derhal bir programlanma.
E haziranda bir fasıl yapmış, arada perş/paz kaçmış olanların da, onca hırgürden sonra tekrar sırası gelmiş sayılır...
Bu yazın galiba en temel özelliği, eylülü de içine alacak, belki ekime bile sarkacak olması. Hem seçim yüzünden yaz geç başlayabildi
diye, hem iklim şaşması yüzünden temmuz-ağustosta kavrulmayı göz yemedi diye, hem de okullarla Ramazan birlikte açılıyor diye.
Birkaç sene önce bir gazeteci büyüğümüz, "Yaa ne tesadüf, gene Kurban Bayramı, Şeker Bayramı'ndan sonraya geldi"
demişti, ne ilginçtir ki bu yıl da Ramazan eylül ortasını seçti!
Aklı olan, eylülün üçüncü haftası itibarıyla ne yapar eder, bir uzar. Ramazan'ın başlamasıyla okulların açılması hemen peş peşe, bu da kalabalıkların şehre, eve (düşünemiyorum alışveriş merkezlerinin halini) akın etmesi demek. Tatil yörelerinin aslına dönmesi, tenhalaşması, tembelleşmesi, bir yorgunluk kahvesi içmesi veee ucuzlaması demek. Çok daha ilgili, şefkatli, iyi bir hizmeti, itiş kakışlı sezona göre yarı fiyatına almak demek. Eylül tatilime hele bir taş koyan olsun...
Şunları bir toparlayalım dedik. İklim değişikliği önümüzdeki yıllarda tatil planlarımızı nasıl şekillendirecek? Tatil anlayışı nasıl değişecek? Alaçatı yükseldi, Kuşadası bitti, tamam da, başka nereler
göze girecek/gözden düşecek?
Tam biz böyle mevzuyu Radikal Cumartesi göbeğine oturtma niyeti içindeyken, Çakıcı'nın oğlu Türkbükü'ndeki Maki'nin iskelesine çıkarma yaptı. Akabinde Eda Taşpınar Maça Kızı'ndan Yalıkavak Port Marina'ya 'transfer oldu'. Artık Türkbükü iflah olur muydu? İsmet Berkan'a danıştık.
Yazın yıldızı hiç tartışmasız Çeşme/Alaçatı'ydı. Evvelki sene, geçen sene derken bu sezon Alaçatı, Türkbükü'nün 2000'deki hali gibi, iyice patladı. 'En' dedin mi orada, 'in' dedin mi orada. Fem Güçlütürk, gitti, geldi, bildirdi.
Fakat sadece Bodrum-Çeşme, nereye kadar... Mesela muhafazakâr kesimin tatil anlayışına değinmeden bir tatil sayısı yapmak normal mi? Ha tabii şöyle bakanlar da var:
Bu konuya hiç girmeyelim ki, hiç tatil yapamasınlar! Onların adını denizle
birlikte hâşâ anmayalım ki, denizimizi dalgalandırmasınlar!
Bu yaklaşım, bazılarımızı tam tersine biraz kışkırtıyor. Ben şahsen medyada kopartılan o 'Vayyy, 27 tane tesettür oteli ha, bak gör kesin irtica geliyor' yaygarasına da tahammül edemiyorum. Sanki toplam otel sayısı 50 de, harem selamlık oteller yarıyı geçti de alarm çalıyor. Halbuki Türkiye Otelciler Federasyonu'nun verilerine göre, Türkiye'deki beş yıldızlı tesis sayısı 450 civarında. Toplam konaklama tesisi ise aşağı yukarı 6 bin.
6 bin içinde 27! Bu sayının, çarşafa sokulmamıza sadece üç gün kaldığına işaret ettiğine sahi inanıyor musunuz?
Özetle, dedik ki muhafazakâr kesimin denizle macerasını anlatmadan bu tatil sayısı güdük kalacak. Fakat o kadar yabancısı olduğumuz bir alan ki,
neresinden aralayacağız?
Etrafa çok yalvardım, iki gün bir tesettür oteline gitsek, sonra ben izlenim yazsam diye, kimseyi tavlayamadım. Açıkçası başı örtülü olup denize de giren hiçbir tanıdığım yok. Bu ikisinin bir biçimde oldurulabildiğini biliyorum, ama hangi biçim?
Birtakım sitelerde haşema modelleri var, çok acıklı görünüyorlar, o haşema nasıl giyilir, içine su alır mı, şişer paraşüt gibi olur mu, maazallah yapışır eskinin Bo Derek'i gibi durur mu, insan merak ediyor ve bu merakı giderecek tek satır bile bulamıyor.
Böyle bir akşam kıvranıp oturur, camdan akşam trafiğine bakıp işten
çıkmaya korkarken, belki bize bir yol gösterir diye aklımıza Nihal Bengisu
Karaca'yı aramak düştü.
Begüm telefonda derdimizi anlattıktan sonra, bilmiyorum biz mi çok canı gönülden istemiştik, Nihal Bengisu Karaca mı bu konuda biraz şişmişti, mucizevi bir şey oldu. Başı örtülü bir deniz aşığı olan N.B.K., 'Bir mütesettirin tatil güncesi' başlığıyla, muhafazakâr kesimin kapitalizme eklemlendiği en ikircikli noktalardan olan tatili, kişisel tecrübelerinden yola çıkarak yazdı.
Çok çok güzel bir yazı. Uzun zamandır okuduğum en güzel yazı, öyle diyeyim.
"Tatilde tesettür, konserin ortasında detone olan solist gibi" diyor N.B.K., "Sorumluluk ve Allah'a söz vermiş olmak gibi şeyler, tatil ambiyansına hiç uymuyor!"
"Ben aradan çekiliyorum ve görüyorum ki ben olmayınca, sular daha berrak, kimsenin suyu bulanmıyor artık" diyor sonra.
İnsan, denizin sadece kendi hakkı olduğunu düşünenler adına, samimi bir utanç duyuyor.