Darbe külliyatı, Çelik, 'Aman Memleketim' ve fazlası...

'İktidara ayak bastıklarının ertesi günü kahraman Türk ordusuna kopasıca dillerini uzattılar, ki bu ordu tarihin en uzak, en eski günlerinden bu yana hep zaferler derlemiş...

'İktidara ayak bastıklarının ertesi günü kahraman Türk ordusuna kopasıca dillerini uzattılar, ki bu ordu tarihin en uzak, en eski günlerinden bu yana hep zaferler derlemiş, ülkeler fethetmiş, tarihler yıkmış ve tarihler yaratmış, dostundan, düşmanından ve herkesten sadece hürmetler görmüş, milletin mesnedi, vatanın tek koruyucusu mukaddes varlıktır. Onu başka milletlere jürnal ettiler. Onun aleyhinde anlaşmalara girmek istediler ve tarihin hiçbir safhasında hiçbir milletin idarecisinde görülmemiş bir aşağılık duygusiyle kendi ordusuna karşı durdular. İşte bu emelsiz, gayesiz hırsız çete grubu komitacı taslağı, artist bozuntusu, sahtekâr riya ve yalan hazinesi, aşağılık hastalıklarıyla malûl insanlar bu mukaddes varlığı yıkmak istedikleri için de bu ihtilâl meşrudur.'
Aşina mı geliyor?
Milli Türk Talebe Birliği tarafından çıkarılan 'Hürriyet Yolunda' adlı kitapta, '27 Mayıs Niçin Meşrudur?' başlığıyla böyle izah eder durumu Tuğgeneral Faruk Güventürk.
Ekicigil Yayınevi tarafından Vecdi Bürün'e hazırlatılan 'Türk Ordusunun Zaferi: Kansız İhtilâl' başlıklı kitapta ise 'Nazileri geçtiler' denilen DP liderleri için şu iddialar yer alır:
"Yapılan ihbarlardan öğrenildiğine göre, iğfal ettikleri gençleri diri diri buzdolaplarına, mezarlara koyan, sonradan cesetleri kıyma makinelerinde kıyarak köpeklere veren bu mahlûklar, insan olamaz."
Taşlamalarsa kafa göz yarmaktadır. "Bir elde tesbih, bir elde viskisi/Tek gayesi kadın ile içkisi/Beynelmilel sahtekârdır düzenbaz/Cani ruhlu bir başbakan eskisi..." mesela, Adnan Menderes'i hedef alan satırların, üsluben en hafif kalanlarındandır, Gökhan Akçura'nın dediğine göre.
Akçura, 27 Mayıs'ın seneidevriyesinde, Radikal Cumartesi için o dönemin darbe edebiyatını derledi.
Hacaletaver satırlar ('Hicaplık' dedim ben, Begüm 'hicap'tan oraya varamayacağımızı söyleyip lugatını konuşturdu)
Bu yazı gayet anti darbeci bir tonda son buluyor neyse ki. Ama... Ötesinde "Çağlayan mitingine gittim. Korkunç bir şey. Cumhuriyeti bizim kadar dolu dolu yaşayan bir jenerasyon yok.
O mitingde öyle bir havaya giriyorsun ki, deseler 'Al şu silahı, gidiyoruz', en önde gidersin, hiçbir korku, tereddüt olmaz" diyen Ayten Alpman (Bir insana kırışıklar bu kadar mı yakışır?)...
Berisinde Atatürk ilkelerini hologram gibi düşünmek gerektiğini önerip verilen her gazı mükemmelen alan Çelik (Pınar'ın sorularından seçmeler: 'Atatürk'le bir araya gelseniz, ne derdiniz ona?', 'Bu süreci bir Kurtuluş Savaşı gibi mi görüyorsunuz?', 'Anıtkabir mermerlerinin öpülmesi size umut veriyor mu?' 'Zaman zaman darbe faydalı bir şey mi yani?')...
Hele hele Atatürk ve bayraklı tişört yapan tasarımcının basın bülteni de taçlandırınca...
Yarınki Radikal Cumartesi, bizi ürkütecek denli pop politik oldu.
Sonra klasiklerimizden, vatandaşa şezlongu mu sandığı mı tercih edeceğini sorduk. Ayşegül'ün yaptığı bu sokak röportajları beni her seferinde çok korkutuyor (Hatırlayınız: 'Milliyetçilik'). Bu defa da "Askerin muhtırayı tam olarak yapamadığını düşünüyorum" demiş 84 yaşındaki bir emekli. "Daha sert bir ifade kullanmaları gerekiyordu.
'Özde, sözde'yle olmadı bu iş."
29 yaşındaki bir mimar da şöyle anlatmış:
"İki ay önce korkuyordum. Bütün bu olaylar karşısında gösterilen tepkiden sonra artık korkmuyorum. O toplu tepkinin içinde, Çağlayan'daki mitingde de yerimi aldım; Atatürk'ün 'Gençliğe Hitabe'sinin canlanmış hali gibiydi. 'Dahili ve harici bedhahlar' hakikaten var.
Şimdi artık, Atatürk'ün 'Ey Türk gençliği' dediği gençlik, buna cevap veriyor. Gerçekten emanet ettiği Türk gençliği, emanet ettiği cumhuriyete sahip çıkıyor. Mesela bugün yolda yürürken kanalizasyon çukuruna düştüm, ölebilirdim."
Böyle de güzel bir bağlama...
Özetle yarınki Radikal Cumartesi'nin bir patlangacı eksik: 'Düzen Özel'.