'Datça'da köfte mi, vah Vida vah' ve sonrası

The New York Times'ın Travel parçacığının kapağında "Twin Turkish Towns...

The New York Times’ın Travel parçacığının kapağında “Twin Turkish Towns and The People They Became” başlığını görünce sayfayı çevirdim. Gayet öznel yazıyı, hatırat da diyebiliriz hatta, yeni yayımlanan ‘The Lovers’ adlı romanın yazarı Vendela Vida klavyeye almış. Datça’yla Knidos’u keşfini ve orada yaşadıklarını anlatıyor.
Vida, Datça’yı 2005’te, kazara keşfetmiş. Türkiye’ye daha önce hiç gelmemişmiş ve ülkenin herhangi bir sahilinde, kocasıyla birlikte bütün haziranı geçirebileceği bir kiralık ev arama fikriyle, arama motoruna “Turkey”, “water”, “rental” ve “cheap” yani “Türkiye”, “su”, “kiralık” ve “ucuz” kelimelerini vermiş.
O sırada kışın ortasında Kuzey Kutup Dairesi’nin üstlerinde geçen romanını bitirmeye çalışıyormuş ve Türkiye sahilleri ona kitabın atmosferinden de San Francisco’daki evinin günlük keşmekeşinden de en uzak yer gibi gelmiş. Kimseyi tanımadığı ama havası da suyu da insanı da ılıman bir ülkede yazıya adanma hayaliyle verdiği bu dört kelimenin sonucu ilk karşısına çıkan yer makul görünmüş. Datça’da, kapısı begonvillerle kaplı, temiz, ucuz bir ev.
Haritaya bakmış, Ege’yle Akdeniz’in iç içe geçme fikri çok cazip gelmiş. Birkaç rehber kitaba bakınıp hiçbirinin Datça’ya öyle geniş sayfalar ayırmadığını görmek de iyice heveslendirmiş, kaderin burayı işaret ettiğine karar vermiş.
Dalaman’a uçup araba kiralama faslını filan geçiyorum, velhasıl Vendela Vida ve kocası Datça’ya vasıl olmuşlar. Sonrası romantik günbatımları, sokak kedileri, semt pazarları derken, burayla tatlı bir aşk hikâyesine dönüşmüş.
İtiraf satırı: Yazıya göz gezdirmeme sebep olan “kofte (meatballs) and cacik (yogurt with cucumbers)” bölümü işte buralara denk geliyor.
Belki de benim önyargım; tatil demek iyi yemek ve Ege’deysek mutlaka deniz mahsulleri demek. Datça’dan da en iyi hatırladığım şey, bir ora erkeklerinin her birinin kendinden bir Can Yücel yaratmış olmasıysa (Pazardaki boncukçudan sokaktaki kekikçiye, sadece sakalı ve fiziksel görünümüyle değil, vurgusuyla, tonlamasıyla, her şeyiyle, Datçalı her erkek junior Can Yücel!), bir de en meşhur meyhanelerden Fevzi’nin Yeri. Merkezde, kurulan pazarın hemen karşısında. Sokağa masa atan bu eski lokantadan çok ilginç ve leziz mezeler hatırlıyorum; acayip bir mürekkepbalığı güveci mesela...    
‘Datça’da köfte mi, vah Vida vah’ hissiyatıyla oturduğum bu
yazı, bir yandan da okuduğum orijinal yazıyla beni başka bir ruh haline götürüyor fakat:
Derken bunların yol Knidos’a düşürülmüş, yılda fındık satan (Badem kastediliyor olmalı) kadınlar, arkeolojik kalıntılar, akabinde kendini gösteren deniz ve liman, büyülemiş. 
“İkiz kasabalar” dediği ama bir yandan da bambaşkalığını teslim ettiği Datça ve Knidos yazarın zihninde öyle bir yer edip kendilerini hatırlatmışlar ki aralarda, iki sene sonra tekrar gitme arzusu duymuş. Bu defa tekneyle ve iki arkadaşla...
Ve sonra pek çok tatilde olan şey olmuş: Daha önce bir kere gidilmiş yere ikinci defa gidişte olan: Allah Allah yaa, burası böyle miydi ki? E ben niye daha farklı hatırlıyorum?
Tam da bu soru, son romanı ‘The Lovers’ın ana karakteri Yvonne’u doğurtmuş Vida’ya. Zıt ikizler gibi gördüğü Datça’yla Knidos’tan hareketle ikiz annesi olarak kurgulamış onu: Bir altın, bir sorunlu ikiz.
Şimdi baktığında Datça’ya, aynen evi, mahallesi, yurdu gibi karmaşık duygular içinde olduğunu söylüyor ona karşı da. Kâh seviyor kâh sevmiyor. Bazen herkesin görmesini istiyor, bazen sırf kendine saklıyor. Hatırladığı haline bayılıyor, ama teoriyle pratik her zaman o kadar da öpüşmüyor. 
Bir sürü tatilde, bir sürü tatil yerinde insana nasıl da tam da bu oluyor. Hiçbir gidiş bir diğeriyle aynı değil. Sadece bir tatil beldesi değil, hayatınızın da bir dönemi orası.
Mesela Bodrum tekse de (Ki orada bile beş dakikalık mesafelerde bambaşka hayatlar sürebiliriz), insanın kendi haleturuhiyesi de, beraber gittiği insanlarla ilişkisi de her defasında bambaşka. O yüzden her tatil biricik. Tekrarı yok. Bazen o yıllar önceki fotoğraflardaki tadı yakalama debelenmesinin de o yüzden faydası yok.