Dayağa hayır, tokada evet!

Haftalar önce, devlet memurlarına tanınan haktan güç alıp çocukların da karda kışta okula pantolonla gitmelerinin kime ne zararı dokunacağından bahsetmiştim.

Haftalar önce, devlet memurlarına tanınan haktan güç alıp çocukların da karda kışta okula pantolonla gitmelerinin kime ne zararı dokunacağından bahsetmiştim. Hoş olmuyor böyle 'Okurlarım da beni mektuplara boğdular, yani anlatabiliyor muyum, çok okuyorlar' tribi, ama ayıptır söylemesi en çok elmek aldığım yazılardan biridir. (Mühim not: Türk Dil Kurumu'nun 'yabancı kelimelere yeni karşılıklar' önerilerinden biri de bu. E-mail yerine, 'elektronik mektup'tan kısaltmaca, 'e-posta'nın daha en/öz/hakiki Türkçesi. Ya çok özür dilerim konuyu dağıttığım için ama 40 yıllık faksa da 'belgegeçer' diyorlar!)
Neyse, biz böyle velilerle 'Madem formadan toptan vazgeçemiyoruz, bari pantolonlu versiyonu da olsun; evet olsun' diye yazışmış, pek sevinmiştik. Dünkü gazetede okuduğum bir haber, hem böyle değişikliklerin
önümüzdeki 250 yıl boyunca çok zor olduğunu hatırlattı, hem de olayın şiddet ayağı itibarıyla hakikaten dumura uğrattı.
Okulda soyunma kabini olmadığı için beden dersinden sınıfa eşofmanla gelen 4 kız öğrenci, sosyal bilgiler öğretmeni tarafından
dövülmüş. Hadise, İstanbul'un nadide semtlerinden Tarabya'da vuku bulmuş. Öğrencilere yedişer- sekizer tokat atan, kafalarını tahtaya vuran, şikâyetçi olurlarsa
kırık vereceğini söyleyen 'öğretmen' hanım Serpil Sönmez Ata, gazetecilere de 'Benim için deli deyin, dayakçı deyin, istediğinizi yazın' diye meydan okumuş.
Tek bir tokat atmamak için tepindiğiniz kızınız, böyle şekilci bir sebepten dolayı dayağı yiyip geliyor. Yedi-sekiz tokat; az değil.
Yine dünkü gazetelerde bir 'dayak kardeşliği'
haberi de vardı. Aynı erkekle beraber olup aynı dayağı yiyen iki kadının dayanışması... Meltem Kaya, kocası Cemalettin Kaya'dan iki yıl boyunca dayak yer. İş, yüzünde bira
şişesi kırma aşamasına gelince ise boşanır.
Sonra bir gün, gazetede eski kocasını görür. Bu dayak faaliyetini hobiye dönüştüren Kaya, son birlikte olduğu kadını, Özlem Kemer'i yine dövmektedir.
İki kadın omuz omuza verirler, dayağa ve dayaksever kocaya karşı güçlerini birleştirirler. Şu anda cezaevinde olan tutuklu koca, çıkacağı duruşmada karşısında iki eski aşkını birden bulacak.
'Hayatı boyunca tek bir tokat bile yememiş kadın, aslında hiç sevilmemiştir' diye düşünenlerdenim. Yani tek bir tokada, bazı durumlarda itirazım olmayabilir. Ama bu birbirini kovalayan tokatlar, iflah olmaz dayaklar işin kıvamını bozuyor, tadını kaçırıyor.
Kusursuz ev
Yazıişlerinin duvarına astıkları planda bir değişiklik olmazsa, ilanı hemen yanda. Compex Digital dün başladı, pazar akşamı bitecek. Lütfi Kırdar'daki fuarda, teknolojiye dair bir sürü yenilik ve ayrıntı görme, bu konuda benim kadar olmasın cehaletinizi atma imkânı bulabileceksiniz.
Şahsen asıl ilgimi çeken, fuardaki 'Akıllı Ev'. Sizinkini bilmem, bizimkinden 'biraz' farklı.
İçindeki akıllı buzdolabı, çamaşır ve bulaşık makinesini işyerindeki PC'den ya da cep telefonunuzdan kontrol edebiliyorsunuz.
Yine cep telefonunuzdan evin sıcaklığını ayarlıyor (tatilden dönerken mesela), hırsız alarmını açıp kapatabiliyorsunuz.
Ev kendi kendine yağmuru algılayıp açık panjurları kapatıyor.
Deprem ya da yangın durumunda ev yine hemen uyanıp gaz ve elektrik sistemlerini devre dışı bırakıyor.
Hırsız girmesi halinde, ışık ve panjurları otomatik olarak devreye sokup evin boş olmadığı havasını yaratıyor. Size ve güvenlik sistemine SMS ile hırsız alarmı veriyor. Veee, zavallı bahtsız hırsızın da fotoğrafını çekip polise delil sağlıyor!
Başka arzunuz?
Beceriksizliğin böylesi
'Yine biraz lapa oldu pilav, tüh' hüznünü alıp götüren, insanın kendisiyle gurur duymasını sağlayan bir haber...
'İngiliz kızlar yumurta bile haşlayamıyor' başlığıyla geldi. İngiliz Rehberlik Hizmetleri Birliği (böyle de bir birlik varmış) tarafından yapılan bir araştırma göstermiş ki, genç kızların çoğu yemek yapmayı beceremiyormuş. Ama yemekten kasıt, fanfinfonlu ördek ya da Circus'un Sevgililer Günü özel sofistikos tatlısı 'Aşkperest' falan değil. Kızlar en basit karın doyurma yöntemi olarak, yumurtayı haşlamayı (bu da tuhaf bir tabir, katı yumurta yani işin özeti) beceremiyorlarmış.
8-15 yaş arası 400 çıtırla görüşmüşler. Denekler sadece cep telefonlarıyla birbirine mesaj çekerek yaşıyor, aileyle ilişkileri asgari noktada tutuyor, sonuçta da evde hiçbir şey öğrenmiyorlarmış.
İngiltere'de her 10 kızdan dördü, hayatında hiç yumurta haşlamamış ve bunun nasıl yapılacağına dair de hiçbir fikri yokmuş. Psikologlar, bunun pek hayra alamet olmadığını düşünüyor, ailelerin biraz daha hayatı bilen çoluk çocuk yetiştirmesi gerektiğini ifade ediyorlarmış.
İngiliz kızlar Amerikalı arkadaşlarından da beter galiba. Halbuki biz, bazı şeyleri öğrenmeden de biliriz!
Fanzin sergisi
Kadıköy'de 'Barlar Sokağı'nda bir Karga vardır. Semtin en eskilerinden, en iyilerinden, esaslı müzik çalan ve sürekli tıklım olan bir bar.
Bugünden itibaren Karga'nın üst katında, öyle her tarafta denk gelemeyeceğiniz bir sergi var; 'Genel kültürden kenar kültüre 101 fanzin.'
Ana caddelerde sıkılıp ara sokakları kurcalamaktan hazzediyorsanız, bir ara mutlaka uğrayın bu 'Seçilmiş Fanzinler Sergisi'ne. Yalnız bu 'ara', 8-27 Şubat tarihleri arasına denk gelsin.