Derya, Hülya, sap, saman...

Max Aub'un şahane bir küçük kitabı vardır; 'Örnek Suçlar' diye. Okumadıysanız, şiddetle tavsiye ederim.

Max Aub'un şahane bir küçük kitabı vardır; 'Örnek Suçlar' diye. Okumadıysanız, şiddetle tavsiye ederim. İçinde, üç beş satırlık cinayet hikâyeleri, müthiş sebep/sonuç ilişkileri vardır.
Sabrınız ne zaman taşar? Sınırınız nereye kadardır? 'Kaşınma' nasıl bir şeydir? Birini öldürmek, sanıldığı kadar zor mudur?
Mahkeme tutanaklarından derlenmiş örneklerden mesela benim unutamadığım bir tanesi, kapıdan bir şey sormak için üst kat komşusuna uğrayan, komşunun delirtici ısrarı karşısında yemek masasına oturup pilav yemek zorunda kalan adamdır. Pilav, en sevmediği yemektir. Tabağındakini zorla bitirdikten sonra komşu bir tabak daha koyar. Sonra bir tabak daha. Reddeder. Israr bitmez. Israr da, pilav da bitmez. Komşu, eceline susamıştır. Ecel, boğazına saplanan bir çatal formunda gelir.
Max Aub, birbirinden sudan sebeplerle, hepsi birbirinden daha 'boşu boşuna' işlenmiş cinayetleri derlemiştir.
Cinayet kabul edilebilir bir şey midir? Onaylanabilir mi? Savunulacak yanı var mıdır? Buraya kocaman HAYIR diye yazayım da, sonra bir arıza çıkmasın.
Ama kitaptaki örnekleri okuduğunuzda, bir empati okyanusunda boğulacak gibi olursunuz. Sebepler o kadar sudan ve fakat o kadar da anlaşılır şeylerdir ki. Tasvip etmezsiniz ama anlarsınız.
Buradan alacağımız dersi özetleyeyim: İnsanları çok da fazla tahrik etmemek lazımdır. Kadın/erkek/âşık/arkadaş/patron/şoför/okur/yazar/kim olursanız olun, hiç mühim değil. Çok fazla kaşımaya/kaşınmaya hakikaten lüzum yoktur. Kimin sınırının nerede başlayıp biteceği o kadar da belli olmaz.
Şimdi Derya Tuna, Hülya Avşar, Mor Çatı vs. hattına bağlanalım.
Avşar biliyorsunuz, dün acayip tepki aldı Derya Tuna için 'Tahrik etti' dedi diye. 'Böyle bir işe kalkışırsan sonuçlarına katlanırsın' dedi diye. Hülya Avşar'ın avukatlığını yapacak değilim (ayrıca da 'vah vah ne yazık diyemeyeceğim' beyanatı pek talihsiz) ama Perihan Savaş'tan Duygu Asena'ya, Mor Çatı'dan Kader'e, bazı kadınların 'Bunu savunmak insanlık dışı' diye ayaklanmalarını da dehşet verici buluyorum.
Bir kere hanımlar, bunu savunan yok ki! Nasıl cinayetin savunulacak yanı yoksa, böyle ayağından vurma/vurdurma operasyonunun da savunulacak, onaylanacak, mazur gösterilecek bir tarafı yok. Beni böyle bilmiş bilmiş konuşturmayın; anlamaya çalışmak, onaylamak değildir.
Bu saldırı gayet tabii ki vahim bir şey. Korkunç. İğrenç. Ama bir yandan da aynen Max Aub'un kitabındaki cinayetler gibi, bizim sakat memleket raconları dahilinde 'normal'. Beklenen. Hatta bazılarınca anlaşılır. Kabul edilir değil ama anlaşılır.
Yapmayın Allah aşkına. Çok daha trajik, çok daha haksız, çok daha 'boşu boşuna' vuku bulan binlerce üçüncü sayfa felaketi görmedik mi şimdiye kadar? Kadın sorunlarıyla, eşitsizlikle, erkek yasalarıyla, Mor Çatı'yla filan çok daha yakından bağlantılı...
Bu özel vakanın kadınların ezilmesiyle ne alakası var? Ya da buradaki
'organize tahrik'in 'Ne o zaman, fahişelere tecavüzü de mi haklı göreceğiz' ile, yani yapmayınız rica ederim!
Derya Tuna örneğini ben evet, bir kere daha, 'Hamama giren terler' diye anlatırım ya da Müslüm Baba dinletirim size, 'Her şeyin bedeli var, buraya kadar' şeklinde.
Derya Tuna, başına bunların gelebileceğini demiyorum, mutlak surette geleceğini, biliyordu. Aksi mümkün mü? Tam da bunu istedi. Sınırları, sinirleri kaşıdı. Şimdi hastane odasında sucuk partileriyle acısını hafifletmeye çalışmıyor, zaferini kutluyor. Ama ben ona yine de vah vah diyorum.
Tren gibi göl
Baştan uyarıyorum. Redaktör arkadaşlar itinayla dizmeye çalıştığım bu harfler kalabalığını, yanlışlıkla bilgisayarın üstüne düştüm de tuşlar delirdi zannederek silmesinler. Başlıyorum:
Chargoggagoggmanchauggagoggchaubunagungamaugg.
Şimdi bu bir nedir? 45 harften oluşan bu kelime, bir göl adı arkadaşlar.
Gölümüz, ABD'de Massachusets eyaletindeki Webster kasabası yakınlarında bulunuyormuş. Nipmuc Kızılderililerinin sayfiye yeri olan bu iri su birikintisinin tarihte daha kısa adları da olmuş, 32 harflik filan. Ama üzerinde karara varılan son adı bu. Peki ne anlama geliyor? Chargoggagoggmanchauggagoggchaubunagungamaugg gölü, kısaca 'You fish on your side, I fish on my side, nobody fish in the middle' gölü olarak biliniyor. Yani 'Sen kendi kıyında balık tut, ben kendi kıyımda balık tutayım, kimse gölün ortasında balık tutmasın' gölü! Böyle ne kokar ne bulaşır, kendine Müslüman tabiatta bir tabiat güzelliği.