Devlet hesabına 'muhbirlik' yap!

Ölmeden önce yapılma-sı gerekenler listeleri, 100'lü/101'li film/albüm setleri insanda, en azından bende bir tür früstrasyon yaratıyor.

Ölmeden önce yapılma-sı gerekenler listeleri, 100'lü/101'li film/albüm setleri insanda, en azından bende bir tür früstrasyon yaratıyor. Pazar günleri yaşanan gazete yığılması gibi. Yapamam, yetiştiremem, altından kalkamam endişesi. Bunların Langkawi'ye gitmek sanki bakkala gitmekmiş gibi yapanlarından hele, derhal sıtkım sıyrılıyor.
Önce onlardan mı acaba diye elimi korkak uzattım. Fakat maddelerinden de, dilinden de, başka bir kulvarda olduğu hemen anlaşılıyor. 'Türkiye'de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey', üst başlığıyla 'Türkiye'de Dolu Dolu Bir Hayat İçin Aksiyon Planı' (İnkılap), sırf doğal ve kültürel zenginliklerle yetinmemiş, gündelik hırgür içinde boşladığımız hayat bağlarını da sıkı tutmuş.
'Kanoyla Kekova'yı dolaş', 'Tramola atmayı öğren', 'Boğazkere'yi Öküzgözü'nden ayırt et' gibi maddelerin yanında 'Hükümet için performans kriterleri belirle' gibi 'yurttaşlık' önerileri de var.
Yazarı Akdoğan Özkan, bu kitabı 'Bütün işi gücü yaşamak' olsun isteyenler için yazdığını söylüyor. Çok daha fazlasını da söylüyor; yarınki Radikal Cumartesi'de Esra Okutan'ın yaptığı röpte.
Birkaç maddeyi açacak olursak...
Dünyanın en eski aşk şiirini gör:
"Siz hiç sevgilinize 'lütfet bana dokunuşlarını' şeklinde nakaratı olan bir aşk şiiri yazdınız mı? Bu mısraları içeren bir şiir okudunuz mu? Peki, 4 bin yıl öncesine ait bir bir aşk şiiri gördünüz mü hiç? Okumadıysanız, görmediyseniz dert etmeyin. Çünkü 1990'da 93 yaşındayken yitirdiğimiz ABD'li Sümerolog Prof. Samuel Noah Kramer'in, zamanında Sümer tabletleri üzerinde gerçekleştirdiği çalışmalar sonucunda, tabletlerin birinde tespit ettiği dünyanın en eski aşk şiiri Sultanahmet'teki İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Günümüzde Irak sınırları içerisinde yer alan Nippur bölgesinde 1880 yılında bulunan bu Sümer tabletindeki şiirin MÖ 2037-2029 yıllarına ait olduğu düşünülüyor."
Devlet hesabına 'muhbirlik' yap!
"Vergi mükellefi olduğumuza göre, demek ki sonuçta hepimiz devlet hesabına çalışıyoruz (Vergi mükellefi olmayan değerli vatandaşlar bu maddeden muaftır). Tabii, muhbirlik yapın dediysek de, abartmanın âlemi yok; çevreci bir fayda gözetmede kamusal çıkarlara yardımcı olunması için söyledik bunu. Yani muhbirlik yapacağınız kurum sadece Çevre ve Orman Bakanlığı olsun. Yaşadığımız bölgede bir doğa tahribatı veya ciddi bir çevre kirliliği ihlaliyle karşılaştığımızda seyirci kalmayalım. Hemen Çevre ve Orman Bakanlığı'na şikâyet edelim. Bakın bu işi yapmanın mekanizmaları da kurulmuş üstelik:
Çevre ve Orman Bakanlığı'nın web sitesinde bu amaçla bir 'Şikâyet Kutusu' var. (http://www.cevreorman.gov.tr/form3.asp) Bu sayfadaki formu doldurarak şikâyet başvurusunda bulunabilirsiniz. Bununla yetinmek istemezseniz, bir de dilekçe yazabilirsiniz. Ortada bir suç unsuru varsa, cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunabilirsiniz. Ayrıca doğal alanlara yönelik bir tehdit görmeniz halinde, DHKD gibi, Doğa Derneği gibi sivil toplum örgütlerinin web sitelerinde yer alan 'Alan Tehdit Bilgi Formu'nu doldurarak şikâyetçi olabilirsiniz. Yasal olmayan türlerin evcil hayvan dükkânlarında satılması, usulsüz bitki toplanması vb. durumlarda şikâyetinizi bağlı olduğunuz ildeki Çevre ve Orman Bakanlığı Müdürlüğü'ne bildirebilirsiniz. Evet, hayatınızda bir kez olsun, Çevre ve Orman Bakanlığı hesabına 'muhbirlik' yapın. Ömrünüze ömür, geleceğinize gelecek katın!"

Dut silkele
"Kurulan hiçbir cümle yaşadığımız büyük şehirlerin ve vicdanlarımızın çarpıcı değişimini bu denli zengin anlatamaz: 'Bir zamanlar buralar hep dutluktu!' Evet, dutluktu, çünkü bir zamanlar İstanbul'da üzerinde dut ağaçlarının boy verdiği boş arsalar vardı. Bu kent o zamanlar üzerinde yaşayan insanlara karşı epey bonkördü. Kendisine bereket ikram edene de, etmeyene de sergilerdi bu cömertliğini. 70'lerden itibaren artan bir hızla müteahhitlere verdiğimiz ya da yasadışı bir şekilde özelleştirdiğimiz (!) bu arsalar artık o cömertliğe pek sık tanıklık etmiyor günümüzde.
Dahası, bugün kimilerimiz, 'Bir zamanlar buralar hep dutluktu' cümlesini zamanında kendi kapatamadığı arsalara, kaçan gayrimenkul fırsatlarına işaret etmek için kuruyor. Kim bilir, bu kaçan fırsat belki de yaşadığımız topraklara karşı daha sorumlu bireyler olma fırsatıdır. (...) Eğer hayatınızda hiç dut silkelemediyseniz, en kısa zamanda bir keşfe çıkıp dut ağaçlarının bulunduğu bir iki arsa belirleyin. Ölmeden önce sevdiklerinizle birlikte bir dut silkeleme gezisine çıkın.
Yanınızda bir örtü, bir tepsi, gözlerinizde de yitirdiğinizi sandığınız ilk yaz heyecanı..."
Ufak not: Armada Oteli'nin bahçesindeki Giritli'nin bir dut ağacı var ki, tecrübeyle sabit, deli güzellikte. İki hafta içinde iki kere daha: Sokakta yürürken, aniden, silkeleme imkânı olmadıysa da hoplayarak dalından, bir Beylerbeyi'nde, iki Bağdat Caddesi'nde. Hâlâ!
Psikopat mı, sosyopat mı, idiot mu?
İki magazinel de olan dehşet haberi:

    1. Doğum gününde ölüm ilanı verilmesi. Ne kan dondurucu bir tehdit, korkutma, kendini hatırlatma, burdayım bak diye parmak sallama metodu, ah nasıl da mizahlı, ironik, üsluplu... Doğum günü, gazeteye verilen vefat ilanıyla anılan (Gene mi eski eş bu ürpertici şiddet tarzına, 'espri' anlayışına sahip kişi?) Ebru Vreskala'ya, sıyırmış ex erkeklerden uzak, uzun bir ömür dileyelim.
    2. Meşrubat reklamına dair 'Aysun beni öpmedi' şikâyeti ancak gerçekten mizah olabilir. Aptal şakası. Çocuk şakası. Eşek şakası.

Bir meşrubat reklamı: 'Bunun tadını alan, Aysun Kayacı'yı öpmüş kadar olur' diyor. Reklamını izlediğin meşrubatı içiyorsun. Sonra da şikâyetçi oluyorsun. 'Reklamdaki vaade inandım, ürünü satın aldım. Ancak içince beni hiçbir kadın öpmedi' diye... Yalnız da değilsin, senden başka yedi şikâyet daha var! Bu ruhsal ufalanmaların sıcaklardan olduğunu umalım.