Emek vs AVM sinemaları

Bundan bir süre önce bir gazete ekinden son gittiğim konser, en sevdiğim semt, lokanta, market, yiyecek, içecek gibisinden şeyler sordular.

Bundan bir süre önce bir gazete ekinden son gittiğim konser, en sevdiğim semt, lokanta, market, yiyecek, içecek gibisinden şeyler sordular.
Karar veremediğim için çoğuna iki-üç adres yazdım. Onlar da yerleri sınırlı olduğu için çoğu ikinci-üçüncüyü atıp, birincileri tutmuşlar doğal olarak.
Sorulardan biri de en sevdiğim sinema salonuydu ve çıkan gazete sayfasında, karşısında ‘Emek’ yazılıydı.
Önce beş yılı geçmesine rağmen hayatımda galiba ilk defa siyah saçlı halimin basılı olduğu fotoğrafa baktım, sonra da karşısında yazana: “En sevdiğiniz sinema salonu? Emek (Beyoğlu)”
Sahi hakiki ve yegâne cevabım bu muydu?
Açıkçası hayır. Orijinali daha uzundu: Emek, Kanyon Cinebonus, Nautilus Cinebonus...
Şimdi bu nasıl bir toplam? Karaktersiz miyim, şizofren miyim, çoklu kişilik bozukluğundan mı mustaribim? Güzelim Emek’in yanına iki de AVM sineması kattığım için emperyalizmin uşağı mıyım? En hafifinden, zevksizliğim yüzünden mi ayıplanmalıyım?
Emek Sineması’nı samimi olarak çok severdim. Alkazar’ı belki ondan daha bile çok... Huşu içinde, nasıl Aya İrini’ye gittiğimde hâlâ bir tuhaf oluyorsa bedenim o efsunlu ihtişam-dan, benzer duygular içinde, büyük zevkle, atmosfere de, onlarca filme de kapılmışlığımız vardır ikisinde de. 
Ama son senelerde doğrusu o konforlu, pofuduk vip koltuklu, yatak-döşek, salon-salamanje, üstelik de tepe teknolojili sinema salonlarının da tavlayıcılığını yok sayamayız. Şartlara göre, onları ilk göz ağrılarımıza tercih ettiğimizi itiraf edebiliriz hatta.
Yani Emek yüce de, AVM sinemaları illa öcü değil benim için. Ama Emek’in bir AVM sinemasına dönüştürülmesi operasyonu gene de çok kötü, dahası anlaşılmaz geliyor.
Bir kere şunu aklım almıyor: Markiz fiyaskosundan, Nişantaşı’ndaki City’s zavallılığından hiç mi feyz alınmaz? Nişantaşı’nın da Beyoğlu’nun da bünyesinin alışveriş merkezini kabul etmediğini görmek için sadece sıradan vatandaş mı olmak gerek?
Yoksa sonra batması değil de önce çıkması mı mühim, yani esas büyük rakamlar zaten inşaat aşamasında mı dönüp dolaşıp paylaşılıyor?
Çok belli ki Cercle d’Orient binası hatır hutur kaşındırmakta avuçları. Onun girişindeki Emek de böylece payına düşeni alacak, yeni/son/üst Emek olarak tavanı ve duvarlarıyla, dört katlı olması muhtemel binanın en üst katına, 10 sinema salonundan mürekkep kompleksin içine ‘taşınacak’, ama hakiki Emek’in ruhuna da fatiha okunmuş olacak.
Ertuğrul Günay’ın ‘kirli ve yağlı koltuklar’ sözü çileden çıkardı bazılarını, doğrusu ben de kirli, yağlı, lekeli, aşınmış, ayrıca da ergonomi nedir bilmeyen, bacak boyunu 30 santim varsayan koltuk bile denemeyecek yüksüklerde film seyretmeye bayılmıyorum. Kimse bayılmaz.
Ama bu proje de biraz tarihsizleştirmeye, kültürsüzleştirmeye, hem şahsi hem şehrî kültür-sanat hafızamıza hunharca girişmeye girmiyor mu?

Moda Deniz Kulübü = Atatürk! 
Hani biri bir kelime söyler, karşıdaki da onun çağrıştırdığını. ‘Bağcılar’ dese biri, ‘iş’ derim mesela. ‘Su’ dese, ‘hayat’ derim.
‘Moda Deniz Kulübü’ dendiğinde de ‘düğün’ derim herhalde. Birkaç düğüne, kokteyle, yemeğe gitmişliğim var oraya, taa çocukken de güneşlenmeye!
Moda Deniz Kulübü 75. yılını kutlamış. Davette kulüp başkanı Teoman Taşpınar (Eda Taşpınar’ın de babası malum) bir konuşma yapmış; Alem’in fotoğraflar eşliğinde verdiği haberin spotu şöyle diyor:
“Resepsiyonda tüm davetlileri duygulandıran bir konuşma yapan Teoman Taşpınar, ‘Moda Deniz Kulübü denince aklınıza ne geliyor?’ diye sordu ve tüm misafirlerden ‘Atatürk’ cevabını aldı.”
Sonra da ışık seli gösterisi eşliğinde parfe servis edilmiş!
Arada ‘Andımız’ı da okumuş olabilirler mi? İstiklal Marşı’nı?
Herkesin çağrışımı da, Rocha testi de kendine tabii...