Emine Erdoğan'ın kara çarşafı

Akropolis yürüyüşündeki fetiş çizmeleri vesilesiyle de dedik, o en hormonlusundan azman gül zamanında da: Mesele, başörtüsünden ziyade, kılık </br>kıyafetindeki seçim, kombin.

Akropolis yürüyüşündeki fetiş çizmeleri vesilesiyle de dedik, o en hormonlusundan azman gül zamanında da: Mesele, başörtüsünden ziyade, kılık
kıyafetindeki seçim, kombin.
Yoksa başını örten, etek boyunu uzatan, kolunu kapatan ama giyimi böyle göze batmayan pek çok kadın var. Fazla uzağa gitmeye de gerek yok; Hayrünnisa Gül mesela, çok daha aydınlık giyiniyor.
Bu enstitü tarzındaki inat, kız meslek beğenisindeki ısrar niye? Biraz daha çağdaş, modern gibi kelimelere hiç girmeyelim, sadece normal bir gardırop hayal etmek, bir Başbakan eşinden çok şey beklemek mi?
Emine Erdoğan'ın, Suudi Arabistan gezisinin ilk gününde, Riyad'da gezerken giydiği kostümü görmüşsünüzdür. Endişe doluymuş gibi yapan çokbilmiş gözlerin refakatçisi büzük dudaklardan çıkan "Efenim, görmüyor musunuz, Türkiye İran oluyor" klasiği, bana hep mizah gibi gelir. Ama Erdoğan'ın bu kıyafetine bakarken şunu hissettim: Bu resme dayanarak, Emine Hanım'ın tercihinin Suudi Arabistan'da yaşamak olduğunu düşünecek olanların bu hissi, bu düşüncesi, en azından anlaşılır bir şey.
Erdoğan, baştan aşağı (yüzüğü dahil; uyumdan, bütünlükten anladıkları bu belli ki) siyahlar içinde. Ciddi ciddi çarşafa girmiş gibi duruyor. Başını bağlama biçiminden, uzunu aşmış, tamamen yere kadar inen etek boyuna
kadar. Çarşamba civarının sıradan çarşafından tek farkı, tabii bir yerden gösterecek o enstitülü el emeği göz nuru kendini, kol ve etek ucundaki renkli işlemeler.
Çok 'başka' bir beğeni bu (buradaki 'başka' kelimesinin, bahsi geçen kişi bir Başbakan eşi değil de bir reality show sakini olsa,
'rüküş'ten 'tapon'a farklı kelimelerle replase edileceğini hepimiz biliyoruz), uzak zamanların, diyarların, anlayışların ürünü.
Tayyip Erdoğan'ı Başbakan ya da Cumhurbaşkanı olarak görmeyi isteyip istememenin, bir Başbakan, bir Cumhurbaşkanı eşinin başının kapalı olmasını kabul/arzu edip etmemenin ötesinde...
O pozisyonda bu gardırobu kabullenemiyorum.
Kişilerden değil, kılıklardan bahsediyorum. Çok kolay değiştirilebilir şeylerden. Ve bunun bu kadar zamandır değiştirilmemesi, üzerine düşünülmemesi, bunca eleştirinin kaale alınmaması, tek yapıcı adım dahi atılmaması, bir bilene (kız meslek okulu dışı, gerçek mesleği bu olan) birine danışılmaması, sinirlendirmekten çıktı artık, canımı yakıyor.
Benim annem hep siyah giyer. Etrafın gazıyla aldığı siyaha en yakın (füme, kahve, bordo) tonlardaki parçaları, dolapta etiketlerini bile çıkartmadan bekletir. Taleplerimizi nezaketle püskürtür, her seferinde "Hı hı,
tabii giyeceğim canım, hiç giymez miyim" diyerekten; çocukken ağladığımı bilirim bu yüzden.
Emine Erdoğan'ın kıyafet zihniyetini bir lokma değiştireceğini bilsem, bu yaşımda da ağlarım, yalvarırım, ne gerekirse yaparım. Ona uygun tasarımcı, danışman, işi bilen profesyonel bile ararım. Annemin siyah derdi neticede
üç-beş kişiyi gerdi ama Emine Hanım'ın giyim zevki koca memleketi bağlıyor.
Semranım'la kızı Zeynep'in, Turgut Özal'ın imajını hırpaladığı söylenir hep. Emine Hanım da, her şey bir yana, hadi vatan millet de bir yana, bu pasif agresif giyim tutumuyla eşine zarar verdiğini hâlâ göremiyor mu?