Emniyet, skandalı 'şık' bulmamış!

Tek kaş havada artiz pozunun orada değil de burada çekilmiş olması, kurumlararası kriz çıkardı: Jandarma'yla Emniyet karşı karşıya.

Tek kaş havada artiz pozunun orada değil de burada çekilmiş olması, kurumlararası kriz çıkardı: Jandarma'yla Emniyet karşı karşıya.
Jandarma'nın "Orası Samsun Emniyeti'nin çay ocağıdır" açıklamasından sonra, Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan'ın dediklerini duydunuz mu?
"Kurumların, basın önünde birbirlerini suçlamaları doğru değildir. Görüntülerin böyle sızdırılması da şık olmamıştır."
Şık mı? Burada kullanılacak kelime 'şık' mı?
Zarif durmadı yani. Modaya uymadı, elegan değil, klas değil. Hoş olmadı, yerinde değil, tuşesi zayıf. Tüh. Şikâyetimiz şekilden yani, içerikten değil. Bunu bir kepazelik, bir rezalet, bir skandal olarak görmüyoruz da, rüküş buluyoruz. Bak sen.
Zaten sıkıntımız da esas olarak görüntülerin sızdırılmasından. Yoksa yen içinde kalsa mesele yok.
Hadi buncağızın kelime kullanımını önemsemeyelim, Başbakan'ın dediğini nasıl buluyorsunuz?
Artizle hatıra fotoğrafı çektirme töreni hakkında "Bu ne sululuk" diyor Erdoğan, "Sağına, soluna birer tane kamu görevlisi giriyor, ondan sonra da 'Saçın çirkin, saçını düzelt' bu ne sululuktur, bu ne gayriciddiliktir."
Oradaki laubalileşme yani sorun çıkaran, öyle mi? Berbercilik oynamasalar fazla üstünde durmayacağız. Hatıra pozu için sıraya girenlerden ex Güvenlik Şube Müdürü Yakup Kurtaran gülmüş mesela, halbuki erkek adam gülmez, demek ki o da kaldırsa tek kaşı havaya, biraz feyz alsa katilden, biraz bakış çalışsa Polat Alemdar'dan, sorun olmayacak...
Ha Jandarma, ha Emniyet... İçerideki, derindeki bu hal, bizim için dehşet verici, korkunç, ama bir yandan da tahmin edilebilir ve şaşırtmaz olan bu kafa, bu kelimelerle kınanıyorsa: "Şık değil, sululuk, ciddiyetsizlik..."
Ohooo, yol uzun, iş zor.
Alt sınıfların 'nedensiz' şiddeti
Son haftaların üstüne, bu kadar denk düşebilir. Serdar Akar'ın 'Barda'sı daha sakin, daha normal günlerde de iz bırakırdı ama şimdi daha bir cuk, daha bir hem anlaşılır hem kafa karıştırıcı.
Egzozcu, amca oğlu, çırağı, nohut-pilavcı, torbacı... Beş kişilik 'kaybedenler', kendi halinde temiz aile çocuklarının takıldığı bara girerler ve 'film kopar'; sınıf, öfke, şiddet, eşitlik, adalet, suç, ceza üzerine bir buçuk saatlik zihin jimnastiği başlar.
'Barda', sarsıcı, damardan, çok iyi.
Tarifsiz lokma: Changa'da Yanak
İyi iyi okullarda okumuş, ciddi ciddi sektörlerde yüksek yüksek tepelere koltuk kurmuş iki kişi, bir gün durur, en gıdıklandıkları hobilerini iş edinmeye karar verirler. Taksim Sıraselviler'de bir lokanta açarlar; 'füzyon' kelimesinin cümle içinde kullanımını başlatırlar.
Yıllar yılları kovalar, Sakıp Sabancı Müzesi'nin içinde bir yerleri daha olur. Ve orası, geçtiğimiz ay, dünyanın hâlâ en prestijli dergilerinden biri olan Wallpaper'ın itibarlı ödülünü alır: En iyi yeni restoran.
İkili, hafta içinde eşe dosta ufak bir kutlama yemeği verir. Lezzetler her zamanki gibi sürprizli, mönüye eşlik eden mektupsa kendini fevkalade iyi ifade eder niteliktedir:
"Yaptığımız işe bayılıyoruz. Gerçekten, hakikaten severek yapıyoruz bu işi. Hayatımızın en mutlu dönemlerini geçirmemize neden olan bu sonradan edindiğimiz mesleğe, daha doğrusu hayat tarzına, çöpüyle-sapıyla hayranız. Düşleri gerçek olmuş, tam istediklerini, arzuladıklarını yerine getirebilmiş çok az sayıda insandan olduğumuzun farkındayız. Bu bizi çok mutlu ediyor. Yüzümüze, enerjimize yansıyor mutluluk. Çılgın tempoya, maddi/manevi yorgunluğa, acımasız saatlere, işe doğrudan veya dolaylı yansıyan saçma ekonomik krizlere, depremlere, abuk sabuk savaşlara, bombalamalara, yaralı toplumumuzun yaralanmış fertlerine rağmen yaptığımız işe ölüp bitiyoruz! Yaptığımız işin hem içinde hem de yakınında yaratıcılığa, emeğe, güler yüze saygı duyan, ufku açık, denemekten/çalışmaktan korkmayan, sevecen, sevmeyi ve sevilmeyi becerebilen, aklını kullanan insanlar var olduğu sürece de bayılmaya bitmeye devam edeceğiz."
Satırların altında imzası olan ikili Tarık Bayazıt ile Savaş Ertunç; iki lokma yemeklerini yiyin, iki çift laf edin, damak tadınız uysun/uymasın, bir kere kayıtsız kalamayacağınız özelliklere sahipler: Zekâ, ışıltı, bilgi, mizah, samimiyet.
Mutfaktaki yaratıcılıklarıysa ayrı bir şey: Zeytinyağlı lahana sarma, ama hamsili! Izgara ahtapot ama zeytin ezmeli!
En rağbet görmeyen sebzelerden kereviz, ama armut ve mandalinayla yırtmışı...
Çoğunluğun aksine kerevizle aşk yaşadığım ve annemin 'Basıyoruz bir kilo kerevize üç kilo mandalinayla üç kilo portakalı' tekniğine alışık olduğum için, başım o kadar kolay dönmez.
Ama o yanak. Ama o yanak. Changacılar bir Dana Yanak yapıyorlar diyorum ve susuyorum.