Emre ve Merve ve Büşra ve Kübra

'Mehmet Yılmaz var ya' dedi Begüm. "Bayılıcam artık, o da mı bir yere gidiyormuş" dedim. (Sabah gazetesi trafiğini takip edeceğiz diye iş yapamaz durumdayız.

'Mehmet Yılmaz var ya' dedi Begüm. "Bayılıcam artık, o da mı bir yere gidiyormuş" dedim. (Sabah gazetesi trafiğini takip edeceğiz diye iş yapamaz durumdayız. Kim gitti, kim kaldı, kim geldi, kim döndü, Derviş'ten bile daha kararsız gazeteciler kimler, vs.)
"Yok yok" dedi. "Öyle değil.
Mehmet Yılmaz'dan 33 bin 48 tane daha varmış." Sevdiğimiz bir isim yani. (Her manada.)
Bu istatistik sonuçlarını kurcalamaya başladık ister istemez çünkü hakikaten tuhaf bilgiler vardı. Memlekette en çok kullanılan ad ve soyadının erkeklerde Mehmet Yılmaz olduğunu öğrendik. (Milliyet'in genel yayın yönetmenini de ilave ettiğiniz zaman toplam 33 bin 49 ediyor, gerçi onun ayırt edici bir 'Y nokta'sı var ama olsun.)
Kadınlar ise 41 bin 526 Ayşe Yılmaz toplamıyla erkeklere ciddi fark atıyorlar.
Baba adı Mustafa olan, baba adı Mustafa artı anne adı Fatma olan Mehmet Yılmaz dökümü, baba adı Mehmet anne adı Fatma olan toplam Ayşe Yılmaz miktarı gibi başka ayrıntılar da var ama bunların sayısını öğrenip de ne yapacaksınız.
Asıl göze çarpan, son yıllardaki gelişmeler. Şimdi efendim, bizde en çok kullanılan erkek adları senelerce Mehmet, Mustafa, Ahmet, Ali ve Hüseyin olarak gitmiş.
1980-90 yılları arasında doğan çocuklara verilen isimlerde ilk iki sıra yerini kaptırmazken, üçüncülüğe Murat zıplamış. Sonra yine Ahmet ile Ali var. Hüseyin, güm. Out.
Lakin Mehmet ile Mustafa'daki azim, yani takdire şayan. Çünkü 1991-2000 arası arkadaşlar yine zirvede. Üçüncü Ahmet, beşinci Ali. Sürpriz ise dördüncü sırada. Aslında en azından benim bunu sürpriz olarak değerlendirmemem, böyle istatistiklere falan ihtiyaç duymadan bilmem lazımdı. Zira kazara böyle kamuya açık bir yerde "Emreeeee" diye seslenecek olursanız yanınıza 2 düzine kadar velet toplanıyor. Evet,
son 10 yılda kadınların ha bire Emrelediğini söyleyebiliriz.
İstatistikleri altüst edecek ve 4. sıraya yerleşecek kadar.
Lakin kızlarda durum daha enteresan. Memleketimizin kadın nüfusu Fatma, Ayşe, Emine, Hatice ve Zeynep'lerden oluşuyor. 1980-90 yıllarında hiçbir karışıklık yok, isimler aynı. Fakat son 10 yıla baktığınızda neredeyse deprem var. En çok kullanılan ilk 5 kadın adı, gayet radikal bir kararla Merve, Fatma, Büşra, Elif ve Kübra olmuş. Böyle dannnn diye. Bence çok vurucu.
Önümüzdeki senelerde Aleyna, Tuvana, Derinsu, Busenaz şeklindeki Bağdat Caddesi tayfasının da istatistiklere etki ettiğini görürsem şaşırmayacağım valla. Ülkeyi Büşra'larla Kübra'ların kuşatacağı aklınıza gelir miydi?
Şebinkarahisarlı kızlara talep
Anneannemin eski bir pin-up olduğunu öğrensem ancak bu kadar afallardım. Salı günkü Hürriyet'e bakarken bakarken 19. sayfadan üzerime Hayri Bakıcı atladı. Şimdi siz Hayri Bakıcı'yı tanımıyorsunuz tabii. Oysa ben... Ona kendi ellerimle ne kahveler pişirmişliğim vardır.
Belki de ismen biliyorsunuzdur. Kendisi Şebinkarahisar'ı Tekrar İl Yapma Komitesi Başkanı. 1933 yılında ilçe haline getirilen Şebinkarahisar'ı eski statüsüne kavuşturmak için çalışıyor. Yani muş. Ben de senelerdir görmemiştim; ne yapıyor duymamıştım.
Bu Şebinkarahisar mevzuu, Rahşan Ecevit ile birlikte tekrar gündeme geldi biliyorsunuz. Hatta biraz da magazinleştirilerek. "Şebinkarahisarlı kızlar Rahşan Ecevit'e benzetilmekten korkuyor" haberleri, evde kalırlar mı kalmazlar mı polemikleri filan.
Hayri Bakıcı, Şebinkarahisarlı kızların asla bir evde kalma sorunu yaşamadıklarını söylüyor. Bu kızlarımıza Türkiye'nin her yerinden "ciddi bir talep artışı" yaşandığını özellikle ifade ediyor!
Şimdi gelelim Hayri Bakıcı ile 'ilişkimize'. Efendim kendileri benim ilk patronum! Okuldan atılıp kakılıp her türlü işe saldırdığım dönemde, yanlarında fotokopi makinesi, faks aleti vs. ithal etmeyi öğrenmişliğim var. Böyle gümrükten mal çekmeyi filan da bilirim yani, kaydedin bir kenara! Japonları ağırlamışlığım, sonra Bakıcı'ya bol bol Türk kahvesi yapmışlığım...
Yine günlük tadında bir yazı kaleme almış olmanın utancıyla sizi Rahşan Ecevit'in en taze yıllarından güzel bir fotoğrafıyla baş başa bırakıyorum. Kızlar; korkacak bir durum yok. Ayrıca da korkunun ecele faydası yok.
Kurs misillemesi
Geçen hafta erkekleri yolladığımız kursa bu sefer de karşı atak geldi. Buyrun:
1. Alışveriş yapmadan hayatta kalma yöntemleri.
2. Hamamböceği bir insanı yutabilir mi?
3. Karar verme teknikleri. Ne giyeceğine karar verme üzerine uygulama.
4. Direksiyonu hiç döndürmeden ileri gidip tekrar geri gelindiğinde araba bıkıp usanıp da düzgün park eder mi?
5. Annesinin yaptığı böreği yemek ile eşine ihanet arasındaki kavramsal farklar.
6. Telefonda kısa konuşma teknikleri
7. 12 çiftten daha az ayakkabı ile hayatta kalma teknikleri
8. Paket paket diyet bisküvi yiyerek neden kilo verilmez?
9. Ocakta bırakılıp gidilen tencerenin neden bir süre sonra dibi tutar?
10. Duble hamburgerin yanında içilen kolanın diyet olup olmaması neden önemli değildir?
11. Bellek geliştirme teknikleri. Cep telefonu pin kodu nasıl akılda tutulur?
12. Karmaşık teknoloji ürünlerini kullanabilme. Cep telefonunda numara kaydetme üzerine uygulama. Televizyon kumandasında kanal kaydetme üzerine alıştırma.
13. Final maçının oynandığı saatte beşinci tekrar oynayan diziyi seyretmemek bir şey kaybettirir mi?
14. Kredi kartıyla satın alma ve bedava alma arasındaki farklar. Kredi kartı borcunu kim öder?
15. Hiçbir zaman giyilmeyecek bir pantolonu indirimde yarı fiyatına almakla kim kâr eder?