En iyi jüri nerde?

Döndüler. Geçen sezon Bülent Ersoy'un şahanenin şahikasında performansıyla hayatımıza soktuğu 'Popstar Alaturka' zaten habercisiydi. Vatandaş yeniden başlamaya hazırdı, yapımcılar kaşıntıyı gördü.

Döndüler. Geçen sezon Bülent Ersoy'un şahanenin şahikasında performansıyla hayatımıza soktuğu 'Popstar Alaturka' zaten habercisiydi. Vatandaş yeniden başlamaya hazırdı, yapımcılar kaşıntıyı gördü.
O ilk faslın heyecanını ummamak lazım; 'BBG'ler, 'Popstar'lar, 'Ben Evleniyorum/Biz Evleniyoruz/Gelinim Olur musun/İkinci Bahar' serisi, Bayhan, ilk Armağan Çağlayan, Atacık ve Semranım, Tülin'le Caner, hepimiz şerbetlendik.
Bağlanacağımız kadar bağlandık, dibe vuracağımız kadar vurduk, diyor insan önce, ama belli de olmaz ki, reality show/dizi izleyiciliği âşık olmak gibi, ne kadar şirazeden çıkabileceğini, ne kadar paçozlaşabileceğini, başına gelmeden bilmiyorsun.
Mevsim uygun, bu soğukta dışarı çıkıp da ne yapacaksın, hafta sonu akışı tenha, televizyonda başka ne takip edeceksin.. Halihazırdaki üç yarışmanın da içine doğduğu ortam gayet şefkatli yani; besler, büyütür.
'Popstar Alaturka' gücünü esas olarak Bülent Ersoy'dan alıyor. Çocuklardan yetenek fışkırabilir, Tük sanat musikisi canınız ciğeriniz olabilir, ama bu programdaki en zekice iş o en biricik, en 'ucubik' yazıcam şimdi problem olacak, 'freak' diyeyim Tuğrul Eryılmaz lisanında, varlığı jüriye katmak.
Bu program pek çoğumuz için Bülent Ersoy'un seyri demek, doyamıyoruz, kopamıyoruz.
Jüri üyeliği mühim müessese. Yarışmayı rezil de eder vezir de. Mesela geçen hafta pazar gecesi 'Popstar Alaturka'yla 'Buzda Dans'ın arasında sıkışıp 'ivedilikle' cumartesi gecesine kaydırılan 'Profesyoneller'in jürisini zayıf bulanlar oldu. Müslüm Gürses olayı yavaşlatıyormuş, bütün yük Osman Yağmurdereli'nin omuzlarına binmiş...
Yavaşlatmak ne kelime, durduruyor hatta. Kafa iyi, bağlantılar Allah'a emanet, artık tamamen lobotomi yaptırdığına kanaat getirttiği uzun boşluktan sonra, en umulmadık anda bilgece konuşmalar; bildiğimiz Müslüm Baba işte, tam da bu yüzden muazzam zevk onu izlemek.
Ajda Pekkan sonra, 'Sevgili' demekten derdini anlatamadığı kendi programındakinden ne kadar daha normal, konuşkan burada.
Ve ne kadar güzel, zarif, tatlı.
Tabii ki bazı kelimeler biraz eğreti hissedebilirler kendilerini kullanıldıkları yerde, bir yarışmacı için "Geçen seferden beri çok açıldı" diyor mesela, "Açılım yaşadı."
Hep böyle. Ki tadımız azalmasın.
Ebru Akel, izdivaç yarışmalarındaki üslubunu daha bir dinamik hale mi getirmiş sanki...
Bir de yeni eleman katmış lugatine: İvedi! İlk heves taşkınlığıyla oylar 'ivedilikle' falancaya gidiyor, sonra gene 'ivedilikle' filancaya geliyor... Ayrıca da yarışmacılar "Önümüzdeki hafta bu söylemleri üstüne yükleyip geliyor."
Osman Yağmurdereli, önyargılarımızın esiri mi olmuşuz yoksa onca sene, sahiden de şeker adammış.
Pelin Akat'sa şaşırtmıyor, başöğretmen tadı baki. Bu yarışmanın Tuğba Ekinci'si olan Ela'ya 'Sen' değil de 'Siz' diyeceksin diye adabımuaşeret öğretmek tabii ki ona düşüyor.
Pelin Akat'la Sema Çelebi ne kadar aynı şey ya rabbim. İki ahlak hocası. Leydi okulu müdürü. Zapturapt memuru. Aile terbiyesi almışların en 'birinç' ikilisi.
Pelin Akat'ın en sevdiği balığı bilmiyoruz ama Sema Çelebi'ninkini okumuşsunuzdur 'Cumartesi'nin tepesinden: "Istakoz fazla sevmem, hamsi de yemem. Aile terbiyem var benim. Kalkan yerim, lüfer yerim."
Asıl terbiye üstüne gidecektik, lafı uzattık. Yarın kaldığımız yerden...