En şahane devlet başkanı

İnsan aynaya bakınca hep aynı şeyi görüyor, vaziyetin vahametini idrak edemiyor.

İnsan aynaya bakınca hep aynı şeyi görüyor, vaziyetin vahametini idrak edemiyor. Halbuki taze tatil fotoğraflarının böyle tokat/ yumruk/cetvel işlevi var.
Şimdi boyun bölgesi itibarıyla başlayıp topuk nahiyesine gelene kadar yayılmış
'birikim'lere hiç girmeyeyim. Fakat portrelerde de yüzün 40 ayrı yerine botox attırma ihtiyacı belirmiş; uyuyoruz.
Geçenlerde Bilgi Üniversitesi'nde bir derse giren arkadaşım (ah hayır, öğrenci değil hoca) çocukların ders arası kafe muhabbetleri
ve hallerinin nasıl da yabancı geldiğini anlatıyordu. Üç örnekten sonra 'Çok yaşlıyız,
çok' diye inledik. Beyoğlu'nda oturuyorduk.
Sonra İstiklal Caddesi boyunca yürüdük. Yaş ortalaması 16 civarıydı. Bizim yaşıtımız bir tek Kelebek korse mağazası vardı!
Oradan cenaze levazımatçısına geçecek ruh halindeydik ki, bir gazete haberi kasvetimizi
dağıttı. Zaten ismiyle de gönlümüze taht kurmuş olan Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurad Niyazov döktürmüştü. Son 12 yılda Türkmenistan'ın yaş ortalaması 59'dan 71'e çıktığı için, bebeklik, gençlik gibi dönemlerin tekabül ettiği yaş dilimlerinin değişmesi gerektiğini düşünüyordu.
Niyazov'a göre bir kere çocukluk 13 yaşa kadar sürüyordu. 13-25 delikanlılık yıllarıydı. 25-37 büyüme çağıyetişkinlik dönemiydi. Tekrar edeyim mi? Evet, 25-37 diyorum, büyüme çağı-yetişkinlik dönemi oluyor. 37-49 yaş arası da gençlik yılları efendim. Ki bu cümleyi de 100 kere okumak isteyenler olabilir.
Sonra 49-61 yaş dilimini haşa yaşlılık değil, bilgelik dönemi olarak adlandırıyoruz.
Niyazov'un dâhiyane hesapları neticesinde 73'e kadar istikrar dönemi yaşanıyor. Ve nihayet artık 73-85 yaş arası yaşlılık başlangıcı sayılıyor. Buradaki başlangıç kelimesine dikkatinizi çeker, Niyazov'a esenlikler dilerim.
Eyvah, kocam katil mi?
GYY'nin dünkü yazısı beni yakın tarihteki küçük bir panik gecesine götürdü. Bu alacakaranlık öykülerinden herkeste birer tane var galiba. Kader bizi de Beyoğlu'ndaki Kaktüs'te bira içerken bulmuştu. İçeri giren polisler E.A.'yı 'yakalayıp' çıktılar. Hakkında gıyabi tutuklama kararı vardı.
İnsan tuhaf oluyor tabii. Gözünüzün önüne
'Amerikan Sapığı'ndan sahneler geliyor. (O da ne akıcı bir kitap fakat ne feci bir filmdi.)
Yoksa evvelki akşam duşta uzun kalmasının sebebi, üzerindeki kanları temizlemek miydi? Hep yaptığı gibi bana direktif vereceğine, geçen hafta pardösüsünü kuru temizlemeye elleriyle vermesinin benzer bir nedeni mi vardı? Cinayet, tecavüz, banka soygunu, peki paralar nerede şeklinde bir çırpınma oluyor kafanızda.
Ama ne gezer bizde böyle heyecan; sıradan bir park cezasıymış. Üstelik zamanaşımına uğramış ama bu gelişme gayet tabii ki bilgisayara girilmemiş.
Gazetenin imkânları olunca nispeten kolay halloluyor işler. Ona rağmen karadul titriyle saatlerce beklediğimi, E.A.'nın ise şahane kurgulanmış bir cinayet yerine küçük bir park suçu işlemiş olmanın boynu büküklüğüyle ancak sabaha geldiğini hatırlıyorum.
Valla ne denir bilmiyorum; 'torpilsiz' vatandaşa hayatta başarılar.
Fatih'in yemekleri
In'lere tepki yazısına sevgi dolu mail'ler geldi; millet sıkılmış galiba mekân modalarından. O yüzden 'anti' listemizi genişletebiliriz.
Cumartesi günü küçük bir Kapalıçarşı-Beyazıt-Sultanahmet gezintisi düzenledik. Gerçi bunun da ister istemez oldu bir trend ayağı; aynı günlerde Hülya Avşar da kızı Zehra'yı Topkapı Sarayı'na götürmüş!
Çorlulu'da nargile fokurdatmak pek keyifliydi. Ama esas unutulmaz dakikalar Kariye Oteli'ndeki Asitane'de yaşandı. Çünkü burada Fatih Sultan Mehmet dönemi özel yemekleri vardı. 2 Haziran'a kadar da var.
Çeşitler 1469, 1471 ve 1473 yıllarına ait Topkapı Sarayı mutfak defterlerinde yapılan araştırmalarla oluşturulmuş. Karidye pilakisi, metancane, tavuklu buğday aşı, istiridye külbastısı, has paçası tiritli gibi çok ilginç tatlarla karşılaşıyorsunuz.
Bizim yediklerimizin tümü çok lezzetliydi. Servis de ne zamandır hiçbir yerde rastlamadığımız kadar iyiydi. Hesabı soracaksınız. Bedava değil ama tuzlu da değil. Verdiğiniz paraya kesinlikle değiyor. Sonra anlatacak hikâyeniz oluyor.
'Kanuni'nin sevgilisi olan büyük ninem şahane karides güveç yaparmış' diye ukalalık eden tanıdığınız olursa mesela, 'Aaa şekerim,
Kanuni deniz ürünleri yemezdi ki, hiçbiri yemezdi, Fatih hariç' deme imkânı buluyorsunuz. 'Ama o da domates koymazdı içine' diye ekliyorsunuz. 'Çünkü o zaman domates yoktu. Sonra Amerika'dan geldi.'
Kartal mı serçe mi?
Sinan Engin, Mondragon için "Küçük beyniyle dansözlük yaptı" demiş. Peki koskoca takımın yaptığına/yapamadığına ne diyeceğiz? Niyetlendiğin bir transferi bu kadar mı yüzüne gözüne bulaştırırsın? Artık halı saha maçlara bile internetten bir dakikada ve de 5 milyona kaleci temin edilirken, bu derece pes dedirtecek bir fiyaskoya nasıl zemin hazırlarsın?
Beşiktaş'ın 100 yaşını böyle acz içinde kutlaması insanın içini acıtıyor. Bilgili'nin şık smokinleri ve fit halleri de derde derman olmuyor.