En 'şey' film

Birileri emek harcamış. Özenmiş. Uğraşmış. Ortaya güzel bir şey çıkarmaya çalışmış. İyi niyet var yani. Çaba.

Birileri emek harcamış. Özenmiş. Uğraşmış. Ortaya güzel bir şey çıkarmaya çalışmış. İyi niyet var yani. Çaba.
Ben şahsen mutfağa 'Öyle iğrenç bir pilav yapayım ki, böyle lapa gibi, rezil kepaze olsun akşam yemeği' diye girmiyorum. Kimse işe 'Hadi ben şimdi hayırlısıyla bir berbat edeyim' diye başlamaz.
Kitap, resim, albüm, film, vs., daha da uzun süreli emek sarf edilen işler. Onların da sahibi, adam gibi bir iş ortaya çıkarmak için çıkıyor haliyle ortaya.
O yüzden özellikle sanat eserleri için "Iıııı, ne kötü olmuş" demem. Aria'nın aşk sembolü diş fırçaları haricinde hiçbir resim hakkında mesela, böyle konuşamam.
Hele yerliyse hiç kıyamıyorum. Acıtır, üzer belki diye hisleniyorum. Kenan Işık faktörlü 'Yeşil Işık'ı bile sevmeye çalışmıştım.
Fakat bu, başka bir şey. Meğer 'Yeşil Işık' başyapıtmış. Sadece Oscar değil, Nobel bile alırmış!
'Mumya Firarda', benim artık maalesef 'kısacık' diyemeyeceğim hayatımda izlediğim en, en, en, hangi sıfatı kullanacağımı bilemiyo- rum, en 'şey' film. Yani bir film ne kadar 'şey' olabilir? Bilmiyorum, bu kadarını tahayyül edebilir misiniz...
Senaryo bu kadar mı anlaşılmaz? Kurgu bu kadar mı kurulamaz? Herkes bu kadar mı oynayamaz/oynatılamaz? Yönetmen en fazla ne kadar yönetemez? Vakit bu kadar mı geçmez? Frigo ile mısır bile bu kadar mı çaresiz kalır?
Yönetmen Erdal Murat Aktaş'ın 'Saldım çayıra, mevlam kayıra' tekniğiyle çektiği 'Mumya Firarda'da Nurgül Yeşilçay 'Asmalı Konak' ekibine âşık olmamızı sağlıyor. Teoman, karizmayı Fatih Terim ölçülerinde dağıtmış; öyle sıkılarak duruyor.
Filmdeki en iyi oyunculardan biri, inanmayacaksınız ama Tuğba Ünsal! Tabii bir de Selami Şahin.
Bu noktada lütfen geliniz ve geçmişte yolculuk davetimi geri çevirmeyiniz. Efendim yıllaaaaaar yıllar önceydi. Bir gün karşıya geçmek için Bağdat Caddesi'nde dolmuş bekliyorum. Taksim'e gideceğim.
Şu taksi dolmuşlardan geldi, içi boş. Ben arkaya oturdum. Paramı da verdim. Sağdan sağdan müşteri bakarak gidiyoruz.
Az sonra aaaaa müşteri.
El etti. Durduk. Yanıma oturdu.
"Güzelim," dedi şoföre, "çek karşıya, hanımefendi de benden."
Dikkatinizi çekerim ki dolmuştayız. Dolmuş nedir? Bir toplu taşıma aracı. Toplaşanların kendi paralarını verdikleri bir araç.
Bilmiyorum nasıl baktım. Ama domuz gibi bakmaya çalıştığımı hatırlıyorum.
Mesajı aldı. Mesajı alan; evet 10 puan Selami Şahin cevabına gidiyor!
Cömert bir sanatçımız yani kendileri.
Siz de vakit harcama konusunda 'ille de cömert olucam' diye tutturursanız, gidin tabii 'Mumya Firarda'ya. Ben mani olmayayım.
Şahane bir sergi
Acayip güzel bir sergi açılıyor bugün. Bir açık hava çağdaş sanat sergisi. İstanbul Yaya Sergileri'nin birincisi.
Nişantaşı'ndaki etkinlikte, çok kısaca söylemek gerekirse, sanat sokağa taşınacak. Maçka Caddesi'nden, İTÜ'nün oradan başlayıp Vali Konağı'ndan
Abdi İpekçi'ye bir daire çizen sergide sokaklar, bina cepheleri, billboard'lar, kaldırımlar, kafeler ve mağazaların vitrinleri kullanılacak.
Afallayacaksınız. Ve muhtemelen kendinizi kentte yapılabileceklerin hayalini kurarken yakalayacaksınız.
Pazar gezileri, cumartesi buluşmaları, performanslar, ünlü yabancı küratörlerin panelleri... Değineceğiz bilahare. Ama siz bugün başladığını not edin bir yere.