Eski emniyetçinin Meclis'ten ufak bir talebi var!

Birkaç hafta önce Ayça dedi ki &quot;Yaa sen bi adamı yazmıştın, sümüğünü mü bi şey yapıyordu, burun deliklerini mi bi şey yapıyordu...&quot;</br>Bizim gazetenin dijital arşivinden nedense bir sürü şey bulunamıyor.

Birkaç hafta önce Ayça dedi ki "Yaa sen bi adamı yazmıştın, sümüğünü mü bi şey yapıyordu, burun deliklerini mi bi şey yapıyordu..."
Bizim gazetenin dijital arşivinden nedense bir sürü şey bulunamıyor. Kişisel arşiv tutma alışkanlığım da yok tabii. Takıldı mı aklımıza...
Bu tip şeyleri en iyi Begüm hatırlar; kendisiyle evlenen kız olsun, ölen annesinin kılığına girip senelerce onun emekli maaşını alan adam olsun, tarihleriyle bilir. Ondan da ses çıkmayınca, dedim ki acaba ben bunu iyice eski zamanlarda dergiye filan mı yazdım...
Gökte ararken yerde bulduk sonra, google'da! Okudukça hatırladım ve 'burun misyoneri' Uğur Kılıçaslan'ın hikâyesine tekrar bayıldım. E, yazanın bile çıkmışsa hafızasından; bu kritik, gerilimli, siyasi günlerde neşeli bir aperatif olarak tekrar koyalım reyona dedim. Kendi eski yazısını ikinci defa basanlardan uzak duracaksın. Ama bu Gökhan Akçura'nın 'Ay'a Seyahat'
isimli derlemesinden (Everest) bir bölüm sonuçta, sayılmaz!
Eski emniyetçi, Interpol'den emekli 'Burun ve Mucizeleri' adında
bir kitabı da bulunun Kılıçaslan, eski bir futbolcu, emniyetçi, sonra da Interpol'den emekli.
Burun ihtisası ise, 1961 ile 1981 arasındaki 20 yıla sığdırdığı 20 burun ameliyatı.
Serüven, bir maçta yediği tekmeyle zedelenen burnundan operasyon geçirmesiyle başlıyor. Ve sonrasındaki 19 ameliyat da, Uğur beyin kendi arzusuyla yapılıyor. Çünkü o bir 'burun genişletme misyoneri'!
Kitabının ana fikri de şu: 'Burun delikleri faydalı şekilde genişletilirse, her derde devadır. Geniş burun delikleri olan insan hastalanmaz, çirkinleşmez, mutsuz olmaz!'
Uğur Kılıçaslan, iddiasını tecrübelerinden örneklerle kuvvetlendiriyor: O ilk tekmeyle burun delikleri ufaldığında, 'dişleri sararmış, çürümüş,
sesi incelmiş, beli kalınlaşmış, kalçaları genişlemiş' mesela.
İlk iki ameliyat sonucunda durumunda değişiklik olmayınca, biçare, kontrolü eline almış: "Bir gün parmağımı burnuma soktum, yumuşayan yan duvarı içten kesilen sol burun deliğimi biraz genişlettim, çok rahatladım. Eczaneden burun koklama tüpü almıştım. Bu tüpü sol burun deliğime sokmak suretiyle biraz fazla genişlettiğimde, başımdaki ağrılar, yüzümdeki morluklar, gözlerimdeki kanlanmalar kayboldu, gözlerim güçlenip güzelleşti. Midemdeki şişlik indi. Bacaklarım kuvvetlendi. Yürüyüşüm düzeldi, hızlandı. Yazdığım yazılar, konuşma ve anlatım şeklim güzelleşti, sesim gürleşti, güzelleşti."

Mucizeler silsilesi
Kılıçaslan, burnunu daha çok genişletme arzusundadır. Üçüncü ve dördüncü ameliyatlar da onu kesmez, yine kişisel çözümler arar: Nikelajlı demir yaptırır, mikrop kapmaması için her önlemi alır. Üst ve arka taraflara soktuğunda, sadece baş ağrıları geçmekle kalmaz, bir mucize daha olur: "Unuttuğum İngilizceyi hatırladım!"
Bazı komplikasyonlar sonucunda ameliyata karar verir, bu defa Almanya'ya gider. Sonuç yine fiyaskodur. Alman doktor, kendi memleketlisine yaptığı bu güzelliği, bir Türk'e uygun görmemiştir! Bu paranoya, giderek ilerleyecektir.
O arada Almanya'da çalışan bir Türk doktorla tanışır.
Teorinin inandırıcı bulunmadığını görünce uygulamaya da kalkışır.
İki orta parmağını sırt sırta vererek burun deliklerine sokup abandığında, mucizeler yine birbirini kovalayacaktır:
"Gözlerim kuvvetlendi, güzelleşti, gözbebeklerimin rengi koyulaştı, saçlarım canlanıp taranmış gibi yattı, doktor gördüklerine şaşırdı."

Komplo teorileri
Almanya ve Türkiye'deki ameliyatlar birbirini izler. Fakat doktorlar tam tersi burun deliklerini daraltmakta, bazıları da onu ruh sağlığını toparlaması için başka doktora havale etmektedir.
Verilen haplar unutkanlık yapınca, hastamız gerçeği kavrar: Doktorlar ona burun konusunda bildiklerini unutturmak istemektedir!
Kılıçaslan artık sadece bir çift burun deliğiyle değil, bir sürü de komplo teorisiyle baş etmek durumundadır: "Ben bildiklerimle sabıkalı olmuştum, kimliğim biliniyordu! Burnun önemini anlatınca da burnum ameliyat edilmiyordu. Demek ki doktorların burnumu genişletmekte, korktuğu, çekindiği birileri vardı."
Genelkurmay'ın, Emniyet'in, MİT'in filan bilgisi vardır belki, Kılıçaslan'ın iddialarına göre: "Burun delikleri genişletilen kişinin sesi, kokusu, tipi, olumlu yönde değişiyor, güçlükle tanınıyor.
Yazı şekli, imzası olumlu yönde değişiyor." İmzanın olumlu
yönde değişmesi, önemli tabii!

Anayasa'ya ek madde
Maceranın sonunu merak edenlere: Hicran. 20 tanenin içinden, Kılıçaslan'ın tabiriyle bir tek 'faydalı ameliyat' çıkmıyor, hiçbir doktor onun 'iyiliğini istemiyor'.
Dediğini yapsalar halbuki: "Ben de gençleşeceğim, güçleneceğim, zeki olacağım. Beğenilmeyen yüzüm bir mankenin yüzü gibi güzel olacak. Tipim, sesim, düşünce ve davranışlarım değişecek, tekrar futbola başlayıp, hem de gençlik yıllarımdan daha iyi koşarak futbol oynayacağım."
Meclis'den de ufak bir talebi var:
"Yüce meclisimizde burun konusunun ele alınarak, herkesin burnunun faydalı şekilde genişletilmesi için bir madde ilave edilmesi gerekmektedir. Anayasamızda böyle bir madde bulunduğunda bizler de beden ve ruh sağlığı içinde yaşayacağız. Bundan, gelecek nesiller de ırsi olarak faydalanacaktır.
Ayrıca anayasamızdaki bu madde bütün dünya ülkelerine de örnek olacaktır."