Eteksiz disiplin olmaz mı?

Dünyanın en 'normal' ve hayat kurtaran kılığı pantolon, bizim memlekette kız öğrencilere çok görülür biliyorsunuz.

Dünyanın en 'normal' ve hayat kurtaran kılığı pantolon, bizim memlekette kız öğrencilere çok görülür biliyorsunuz. Bunun neticesinde çoğu küçük ve de büyük kız, hayatının ciddi kısmını dizleri tentürdiyotlu
geçirir zira kalın külotlu çorap bile giyseniz eteğin altına, koşarken düştüğünüzde diz kapağınızın parçalanması kaçınılmazdır.
Şimdi memurların pantolon zaferinden sonra, kız öğrencilerin de bu 'hak'tan faydalanmaları tartışmaları, özellikle de bu kar kış günlerinde alevlenmiş vaziyette sürüyor. Makul olduğu kadar sakil bahaneler de var tabii. Mesela Milliyet'teki tartışmada ileri görüşlü iki MHP milletvekili
fikir beyan etmiş. "Belli bir yaşa kadar çocukların disiplin alışkanlığının oluşması için kurallar olmalı. Etek zorunluluğu da bu kurallardan birisi olduğu için doğru karşılıyorum" demiş Mehmet Ceylan. Yani eteksiz disiplin olmaz!
Ahmet Çakar da her zamanki gibi döktürmüş;
"Asırlardan beri kadının kendine mahsus bir kıyafeti var. Kız çocuklarımızda bu estetik anlayışını da korumak gerekiyor."
Çakar'a gayet kişisel bir örnek vermek istiyorum. 18 yaşına kadar hayatında forma eteği dışında bir yazlık bir de kışlık olmak üzere toplam iki eteği olan bir kızdım. Ama bu aralar işe gelirken bile etek giyiyorum, yani 'estetik anlayışını koruyorum' ve bütün o asırların hakkını veriyorum! Demek istediğim, uygulamaya ille de 6 yaşında başlamak gerekmiyor.
Bu arada milletvekillerini hayal kırıklığına uğratmak pahasına memleketin en disiplin delisi kız lisesinde okuduğumu da tekrar etmek isterim. Değil pantolon giymek, formanın altına giyilen çorapta çizgi olursa cuma akşamları cezaya kalırdık! Ama şu anki disiplin anlayışımın sayın vekillerinkiyle ne derece paralel olduğu tartışılır. Kim bilir, belki de işin sırrı etekte değildir!
Tabii biz disiplinin ancak şekilcilikle sağlanabileceğine çoktan kanaat getirmiş bir millet olduğumuz için, forma da hayatımızda fevkalade mühim bir yer tutuyor. Nitekim Ceylan'ın da Çakar'ın da esas derdi, ya böyle pantolon numaralarıyla yavaştan yavaştan forma elden giderse ve maazallah iş okullarda kıyafet serbestliğine kadar varırsa...
"Müşterek kıyafetin meydana getirdiği bir eşitlik anlayışı var" diyor Çakar. "Pantolon serbestisi getirilirse bu kıyafet serbestisi anlamına gelir. O zaman kolektif ruhu, disiplini nasıl aşılayacağız?" Mehmet Ceylan'ın da benzer kaygıları var.
"Pantolonu serbest bıraktığınızda ortaya bir marka sorunu çıkacaktır. Bu da çocuklar arasında dengesizlik oluşturur. Birisinin markalı, diğerinin pazardan giyinmesi çocukta psikolojik etki bırakır."
Hakikaten de pazardan güç bela üç milyonluk kot alabilmiş bir öğrencinin, 300 milyonluk Diesel'ini çekmiş bir başka öğrenci yanında ezileceğini söyleyebilirsiniz. Ama şöyle de gerçekler var. Bir, zaten artık Diesel kotlu ve pazar kotlu öğrenciler aynı sıralarda okumuyor, ayırım baştan yapılıyor. İki, formanın bir de pantolonlu versiyonunu yapmak herhalde dünyanın en zor operasyonu olmasa gerek.
Güzelim erkekler zorda mı?
Size kısaca evet diyorum. Ve bu durumun derhal toparlanmasını diliyorum. Çünkü erkeklerin eskisinden güçsüz ve çaresiz olmaları kadınları mutlu falan etmiyor, çoğu ilişkide var olan o eşitlik / eşitsizlik kıvamının bozulmasına sebep oluyor. Sonra da ortaya 'Sex and the City' nüfusu şeklinde, sözde kendi zaferi içinde debelenen kadınlar çıkıyor.
Radikal İki'de 'Erkek olmak zor' diye bir yazı vardı Pazar günü. Doris Lessing'in
"Günümüzde erkeklerin düşünülmeden karalanmasının kültürümüzün hiç dikkat çekmeyen bir parçası haline gelmesine çok şaşırıyorum. Erkekler çok ürkütülmüş görünüyor ve karşılık veremiyorlar" demesinden tutun, adamların kas kuvvetlerini gösterebilecekleri mesleklerin artık bitip tükenip yerini kadınların at koşturduğu melodik ses, nazik tebessüm vs gerektiren işlerin sivrilmesine kadar çok çeşitli sebep sonuç ilişkileri veriliyordu.
Bir antifeminist olarak hep erkeklerin hayatının daha zor olduğunu düşünmüşümdür; üstlerinde çok daha fazla baskı olduğunu, kadınların tembellik hakkının ezelden beri daha fazla olduğunu...
Şimdi erkeklerin geleneksel fonksiyonlarını kaybedip, 'Yaşasın, artık seçilme devri bitti, seçme devri başladı' diye ayaklanan kadınlar tarafından da iyice aşağılandığı bu devirde işleri hakikaten daha zor. Yıllarca birer cinsel obje olarak görülmekten şikâyet eden kadınlar (ki her kadın derinlerde bir cinsel obje olarak görülmeye bayılır pek tabii) şimdi erkekleri sözde bu konuma koyuyor, bir yandan da bundan sonra üreme için bile erkeklere ihtiyaçları olmadığından bahsediyorlar. Hiç sahici bulmadığım bir gururla.
Peki erkekler sıkıntılı da kadınlar memnun mu? Bir nevi öç alma duygusuyla dolular ama hayır, memnun değiller.
Kendini taklit eden lolita
Jennifer Simone Macide Şebnem. Şahane vurguları, müthiş uzatmaları ve Alman aksanıyla 'başka' bir Türkçe konuşan komik lolitaya dikkat etmemiş olmanız mümkün değil. Soyadı Schaefer oluyor, adına da halk arasında Şebnem deniyor ama gördüğünüz gibi
üç ismi daha var.
SMS ile milyarlar dağıtan küçük kadın daha on yedi on yedi on yediymiş... Ve Almanya'daki Atatürkçü Düşünce Derneği'nin en genç üyesiymiş!
Alman-Türk sentezi olmasının da sebebi, soyadından anlaşılacağı gibi annesinin kalbini bir Alman'a kaptırmasıymış.
Sarışınken daha bir oyuncak havasında olan, kumrala döndüğünde bir lokma amacından sapan Şebnem Schaefer, son günlerde biraz stil değiştirdi. Bu komik aksanının prim yaptığının belli ki farkında, kendi kendini taklit etmeye başladı. İlk zamanlar kendiliğinden olan o hallerinin şimdi biraz dozunu kaçırıp karikatürünü yapıyor.