Evin yuttuğu kadınlar

Senelerdir temposu beni nefes nefese bırakan bir arkadaşım, üç aydır işsiz. Evde oturuyor.

Senelerdir temposu beni nefes nefese bırakan bir arkadaşım, üç aydır işsiz. Evde oturuyor.
Sabahın altısında kalkıp çocuğu servise hazırlayan, ütüleri yapıp, dolmaları sarıp, sekiz buçukta ofiste olan bu yüce kadın, gözümün önünde başka bir varlığa dönüştü. Eskiden haftada bir yemek daveti verip sofraya kendi yaptığı turşuları koyarken, şimdi çağrıldığında gidecek vakti bile yok.
Çok yoğun. Pazartesiyi röfleye gitmeyi planlayarak, salıyı röfleye gitmeye karar vererek, çarşambayı tam kapıdan çıkacakken vazgeçerek
geçiriyor. Perşembeleri bilgisayarın başına geçip mail gelmiş mi diye kontrol ettiğini söylüyor ama pek inanmıyorum.
Bizim sektörde işsiz bol biliyorsunuz. Bir başka arkadaşım da (ki benle ilişkisi olamayacak kadar entelektüel, dinamik, bol hobili filandır), haftada iki jimnastiğe gidiyor. Fakat jimnastik malum, yorucu bir faaliyet. O da diğer beş günü yatakta dinlenerek ve nefes alıp vererek geçiriyor.
Geçen pazar, Gülse Birsel'in nefis bir yazısı vardı (Ki kendileri, iyi yazmakla beraber, Sabah binasının en hoş ve havalı kadınıdırlar aynı zamanda). Çalışan kadınların nasıl da ev kadınlarından fazla vakti olduğunu, evin ise insanı ne biçim
'yuttuğunu' anlatıyordu.
Günlerdir dehşet içindeydim. Haftanın altı günü çalışırken fırsat bulduğum çeşitli aktiviteleri (annemlere gidip zeytinyağlı fasulyeyi alma, Nezih Kitabevi'ni kurcalama, faturaları yatırma vs.) şimdi üç gün işe giderken araya sıkıştıramıyordum! Bütün işsiz eş dost akraba aynı vaziyetteydi. Apartman toplantısına gittiğimiz gece, komşularla aynı şeyi konuştuk. Ve son olarak David LaChapelle mamulü bu fotoğrafı da bulunca...
Resme bir daha bakın. Ekstra elleri görüyor musunuz? İşte çalışan kadın, bir çift değil beş çift eli, kolu, bacağı varmış gibi her tarafa yetişir. Ev ise insanı bir süre sonra hakikaten yutar, hatta gömer! Adamın kabanını kuru temizlemeye vermek için, üç hafta plan program yapmanız gerekir. Ki neyse, hava güneşli. Pardesüyle idare ediyor.
Kantin
Tatil önerisi değil ama bir pazara karşılık altı adet 'diğerleri'nden var neticede. Nişantaşı'nın biricik kebapçısı Tatbak'ı bilirsiniz. Hemen bitişiğinde, birinci kattaki Kantin'i peki? Sahibi Şemsa Denizsel, hayatımda tanıdığım en iyi yemek yapan kadındır. Üstelik artık sanatını akşamları da icra ediyor ve gayet makul fiyata, insanı takırdayan bir buzdolabıyla muhatap olmaktan kurtarıyor.
Tokat
Cuma günü bazılarınızda beni falakaya yatırma arzusu doğuran o söz, bir zamanların ünlü yıldızı Zsa Zsa Gabor'a aitti.
'Erkeklerden tek bir tokat bile yememiş bir kadın hiçbir zaman sevilmemiştir' demiş teyzem. Sahi tek bir tokat, biraz da tutku anlamına gelmez mi? Ve itiraf edin, bazılarımızca kıvılcımı kaçmış 'düzeyli'
ilişkilerden daha imrenilesi bulunmaz mı?