Eyvah, okullu oldular!

12 Ağustos 1875'te İstanbul'da doğar. Yani Aslan Burcudur. </br>Soğukçeşme Rüştiyesi'ni bitirir. 1888'de Heybeliada Deniz Harp Okulu'na girer.

12 Ağustos 1875'te İstanbul'da doğar. Yani Aslan Burcudur.
Soğukçeşme Rüştiyesi'ni bitirir. 1888'de Heybeliada Deniz Harp Okulu'na girer. 1893'te mezun olur.
Bir yıl sonra staj yapmak için Girit'e, oradan da Almanya'ya gider. Sonra 1900 yılına kadar Tarabya'da elçilik gemilerinde irtibat subaylığı yapar.
Aynı yıl, yani bundan bir koca yüzyıl, iki de küçük yıl önce, 'Eylül' romanı 'Servet-i Fünun' dergisinde tefrika şeklinde boy gösterir. Sonraki 10 yıl içinde pek mühim bir şey olmaz. 'Siyah İnciler' isimli şiirleri yayımlanır.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında bugünkü 'Elle'lerin', 'Elele'lerin' ninelerinden 'Süs' ve 'Mehasin' gibi kadın dergilerini çıkarır.
1926'da felç geçirir. Son eseri, 'Halas' 'Kurtuluş'tur. 23 Aralık 1931'de ölür. Maçka Mezarlığı'na gömülür.
Servet-i Fünun romancılarındandır. Öyle ah ah nasıl da bütün ömrü üretmekle geçen çalışkan bir yazar değildir. Fakat 'Eylül' romanı, Türk edebiyatında psikolojik roman türünün ilk ve en mühim örneklerinden biri kabul edilmiştir.
Söz konusu şahsiyet, -bilenler benden bir öpücük kazanıyor- Mehmet Rauf'tur.
Evet, 'Eylül' bir nevi kült olmuştur.
Vizyon dergisinin bir dönem yaptığı sabit sorulu röportajlarında, 'Hiç, bir şey yürüttüğünüz oldu mu?', 'Hiç, cyber sex yaptınız mı?', 'Çocukken annenizin imzasını taklit ettiniz mi?' gibi soruların yanında 'Peki ya Mehmet Rauf'un 'Eylül'ünü okudunuz mu' gibi bir soru da yer almıştır. Yani kült, pop, life-style, 'must', artık ne derseniz deyin, 'Eylül' bir fenomen olmuştur.
Şimdi haddimi aşmak istemem, ama aynı zamanda da bela olmuştur.
Mehmet Rauf'un 'Eylül'üyle birlikte, şu ruhsuz aya, daha da bir ekstra haller, mega duyarlılıklar atfedilmiştir.
Sevin Okyay, eylülün "Mehmet Rauf'un gayretiyle hiç layık olmadığı bir melankolik, hatta trajik boyuta eriştiğini" yazmıştı bizim dergide, bayılmıştım.
Şahsen, 'Eylül' romanına da, adına da, ayına da kılım. Başta özellikle söyledim Mehmet Rauf'un burcunu; bir yaz çocuğunun da ne demeye böyle bir melankoli üstü hüzün yumağı sardığını anlamam.
Bitişlerin, başlangıçların, sonsuz sessizliklerin, korkunç hezeyanların, bitmez hesaplaşmaların, dinmez yağmurların, solmaz pardon solmuş yaprakların ayı...
Romantizm mi? Yerine bol sağanak yağmur ve kilit trafik versek? Hatırlatırım; bugün okullar açılıyor. Dolayısıyla, en esaslısından gemici düğümü ve en imkânsızından asma kilit vaat etsek? İşine gidecek olanların öğle saatlerine kadar işine gidemeyeceğinin garantisini versek?
Hüzün mü dediniz? Ben size sinir diyeyim. Ve siz bana eylül demeyin. Hele bu sabah itibarıyla okullar açıldıktan sonra, hiç demeyin.
Sevgiye çok önem veriyorum!
Bizim işin en zevkli yanlarından biri, okur mektupları. En eğlencelileri, komik olma kaygısıyla değil, tam tersi ciddi ciddi yazılanlar oluyor genellikle. Mesela 'Sevgi konusundaki yüksek lisans tezi' geçtiğimiz ay basılan okurum Hikmet S., "Sevgi konusuna çok önem veriyorsunuz; bu hoşuma gitti" demiş ve köşedeki resmime bakarak karakter tahlili yapmış!
"Son derece dürüst, samimi, sizi çok seven bir ailenin kızısınız. Şansın bol ve kısmetiniz açıktır! Yakın çevreniz, sizi ne kadar uyarsa da hep bildiklerinizin doğru olduğuna inanıyorsunuz. Azıcık da, hem aile hem de sevgililerine karşı şımarık değilsiniz de denemez! Çok oturaklı fikirleriniz yok. Esnek fikirli olmanıza rağmen, doğal davranış ve hareketleri seversiniz.. 'Bu müneccim mi?' demeyesiniz! Yılların verdiği tecrübeden başka bir şey değildir."
Sevgi konusuna da şöyle değiniyor Hikmet bey:
"Gerek kadın-erkek arasındaki cinsel ilişki ile ilgili sevgide, gerekse annebaba, eş, mal, binek ve benzeri sevgilerde; sevginin dayandırılması gereken; gaye, hedef, adalet, hakhukuk, sabır, güven, tövbe, özveri ve benzeri hoş ve sevimli meziyetler bulunursa başarıya ulaşılır, tatlı şeyler doğar."
Ben bu 'anne-baba, eş, mal, binek ve benzeri sevgiler'e bittim! Devam edelim:
"Sevgili İtalyalı meşhur sosyolog, Francesco Alberoni; (İnnamoramento e Amore) 'Âşık olma ve Aşk' adlı kitabında; aileden tutunuz da, kurum ve ülkelere kadar her alanda, sevginin bulunması gerektiğini vurgularken aşk ve muhabbetten yoksun toplumların başarılı olamadıklarını belirtir."
Sevgili Hikmet bey; siz pek güzel belirtmişsiniz ama Alberoni pek öyle belirtmez! Çevremizde kitap kurdu olarak tanınmıyorsak da, arada okuduğumuz kitaplar var yani. Nispeten ince, renkli kapaklı ve tercihan altı çizilmiş olanları okuyabiliyorum!
Ayrıca bu 'İnnamoramento e Amore', çok ayıptır söylemesi, bana daha ilk aşk yıllarımdaki altışar saatlik telefon konuşmalarında okunmuş bir kitaptır; her satırını ezbere bilirim. Hemen üç-beş lokma alıntılayayım:
'Sadece âşık olmaya hazır olanlar âşık olurlar.'
'Gündelik yaşamın pusula ibresi sakinlik ve hayal kırıklığı arasında oynarken, âşık olmada ibre hayranlık ve acı arasında gider gelir.'
'Eğer bir engel olmazsa, hareket ve buna bağlı olarak âşık olma eylemi gerçekleşemez.'
'Tek, olağanüstü ve vazgeçilmez biri tarafından tek, olağanüstü ve vazgeçilmez olarak nitelendirilmeyi arzularız. Bu nedenle, aşık olma, kaçınılmaz olarak monogamdır.'
Vesaire, vesaire... Demek istediğim, Alberoni öyle 'muhabbetten yoksun toplumların başarılı olamadıkları' mevzularına pek girmez. Daha 'aşki' takılır.
Evet, bugünkü edebiyat dersimiz de burada son buluyor arkadaşlar. Yarına kadar, esen kalın. Hasta masta olmayın. (Valla çok sakat günler; kiminle konuşsam hapşırıyor.) Bir de fırsat bulursanız, Aya İrini'deki 'Back Günleri'nin bu akşamki Reinhard Goebel ve Musica Antiqua Köln konserine gidin. Artık onu da müzik derslerimizden birinde işleriz.
Hakikaten özel röportaj
Bütün röportajlarını beğenirim ama dünkünü iyice kıskandım. Ahmet Tulgar, Milliyet Pazar'da Emine Öztürk'le konuşmuş. Hatırlayın; hani 16 yaşındaki K.'yı kaçırıp 18 gün boyunca alıkoyduğu için yargılanan Karadenizli kadın.
Hüüüüp diye içe çekilen röportajlardan biriydi.
Kadın-erkek patırtıları oralarda nasıl oluyor, tüm o ailevi ilişkiler nasıl yürüyor, aşk hangi topraklarda nasıl yaşanıyor, medya nasıl allayıp pullayıp her şeyi başka bir şeye dönüştürüyor, vs... Çok az röportajda olur; haberdi. Ahmet'e sinir oldum!