'Eyvah tatil bitti' yazısı

Tatilin acısı, taze döndüğümüz ve her zamankinden de beter gündem fakiri olduğumuz bugünlerde ilansız, temiz bir 'üç sütun yere kadar' sürpriziyle çıkmaya başladı.

Tatilin acısı, taze döndüğümüz ve her zamankinden de beter gündem fakiri olduğumuz bugünlerde ilansız, temiz bir 'üç sütun yere kadar' sürpriziyle çıkmaya başladı.
Yani hakikaten nasıl bir gündemsizlik, tarif edilemez. Diyeceksiniz ki altı üstü iki lokma su kenarına gittin, bir sene Tibet'te arınmışmış gibi yapmanın ne âlemi var? İşte, teşneymişim.
Ne Irak trafiği, ne siyasi itiş kakışlar, ne yeni Genelkurmay Başkanı, ne de Karacan'ın partisinden Bond kızı manzaraları. İnsan içine çıktığımda, 1 yaşın altında çocuğu olan kadın çaresizliği yaşıyorum. (Birkaç arkadaşım var da böyle; İsmail Cem diyorsunuz, aaaa bizim sınıfta öyle bir çocuk
yoktu ki diyor, Asmalı Konak diyorsunuz, aaaa sen apartman dairesinde oturmuyor muydun anacım diye soruyor, Radikal diyorsunuz, sahi o yeni çıkan karamelli Algida çeşidi mi diye iç geçiriyor. Böylesine bir hayattan kopukluk zirvesi.)
Demek istediğim bizde de var bu aralar konuşmacılara boş gözlerle bakma ve gruptaki varlığını sadece uygun yerlerde kahkaha efekti yoluyla gösterme durumu.
Ama mesela bu Olimposmani'nin sebebi nedir, Kalkan'ın en iyi yemek yapan kadını kimdir, Kekova'nın hangi koyundaki su daha turkuvazdır, Kale'de Şerife mi daha güzel yemeni ucu işlemektedir, Fatma mı, gibi sorulara vereceğim cevaplarda mevzua son derece hâkim olduğum görülecektir.
Türkiye gündemine de bir el atayım dedim, belki daha faydalı bir yazı kaleme almayı beceririm diye. Olmadı tabii. Ecevit'in araba durmadan kapıyı açtığını ve buna gerekçe olarak da 'Sabredemiyorum' dediğini, korumasının da çare olarak arabanın kilitlerini bozduğunu falan öğrenmek, Kaleköy'e dönüp yemeni kenarlarına deniz kabuğu dizme ve koyunları otlatma gibi pastoral aktivitelerde bulunma arzumu kamçıladı. Öyle oturup balıklara ekmek atayım, uyuyayım, balıklara ekmek atayım, uyuyayım.
Sizden tatil anılarımı esirgeyecek değilim bittabii. Ama şimdilik, demek istiyorum ki döndüm.
Derya Tuna balığı
Yakından görmek ne acayipmiş. Çarşamba gecesi, İstanbul'un en şenlikli ve en meşakkatli kaldırımında bekliyoruz. Reina'nın otoparkçılarının arabayı 24 saat içinde getirme ihtimalleri var.
Biz öyle bekleşirken karşı kaldırımda acayip bir dalgalanma oldu. Hakikaten bir Kilyos dalgası boyunda, bir Kekova dalgası renginde ve bir tuhaf akvaryum balığı parlaklığında bir 'şey' yürümeye, peşinden de kameralar sürüklenmeye başladı.
Görkemli 'şey', arada kaçıyor gibi yapıyor lakin adımlarını kameramanları yoracak kadar da açmıyordu! Bir an vardı ki, inanılmazdı. Yani hakikaten kelimeler kifayetsiz. Kaçarken kaçarken, durdu, kendi etrafında bir şık dönüş ve arkadaki kameralara son derece tasarlanmış bir şaşkınlık pozu.
'Bunun elbisesi niye herkesin elbisesinden farklı?' diye sordu A.H. Elbise var olabilecek en fosforlu camgöbeği tonundaydı. Tamamı payetliydi. Ve yere kadardı! Reina'lık bir akşam kostümünden ziyade, düğündeki taze dul ve de geline kıl görümce tuvaletiydi.
Bu kılıkla zaten görünmemek mümkün değildi.
O kaldırımda zaten paparazziler bekleşiyordu.
Bu kaçmaca kovalamaca faaliyeti de en az Yasemin Kozanoğlu'nun ah ne de masum halk otobüsü takviyeli kaçışı kadar klipti.
Bu seferki aktrisimiz Derya Tuna idi.
Teknede saray mutfağı
Yazının ilk parçasında bir teaser soru vardı;
'Kalkan'ın en iyi yemek yapan kadını kimdir' diye.
Cevap veriyorum: Tiraje Evci.
Kalkan'da sıra sıra lokantalar var; gittiyseniz bilirsiniz. Burası bir İngiliz turist cenneti olduğu için ve zaten cebinizde
pound varsa her yer size cennet olduğu için, lokantalarda main course eşittir 16 milyon 900 bin Türk lirası şeklinde Anjelik-Buz fiyatları var.
İçlerinde en meşhurlarından biri Korsan. Hakikaten şahane mezeleri var; mesela böyle 'Hadi yürü Teksas'a gidelim, birer
T-bone steak yiyip gelelim' tarzı bir hayatım olsa, günübirliğine Korsan'a gidip gül börek yer dönerim.
Fakat arkadaşlar, Tiraje Evci'nin yemekleri başka bir hadise. İstanbullu, müthiş görmüş geçirmiş bir kadın. Ve size teknede neredeyse saray sofrası donatıyor. Mehmet Kaptan da sizi koydan koya hoplatınca insan hakikaten, yani fazla imrendirmeyeyim ama bir hoş oluyor.
Telefonları bildiriyorum:
(0242) 844 30 75 ve de (0535) 243 00 26.
Artık bir hayır duası edersiniz.