Gidip görmeyene ancak acınır

Bugün İstanbul Modern'de çok acayip bir fotoğrafçının sergisi açılıyor. Andreas Gursky, fotoğrafı ezberimizdeki şeklinden çıkaran, devasa ölçülere getirip hem delice detaylandıran hem de bazen tüm o detayları eriten...

Bugün İstanbul Modern'de çok acayip bir fotoğrafçının sergisi açılıyor. Andreas Gursky, fotoğrafı ezberimizdeki şeklinden çıkaran, devasa ölçülere getirip hem delice detaylandıran hem de bazen tüm o detayları eriten, yeniden yaratıp yorumlayan biri. Tarifi zor; en az birkaç fotoğrafını görmek gerek neden bahsedildiğini anlamak için.
Gursky, 90'larda piyasadaki en büyük boy fotoğraf kâğıdını kullanmaya başlamış, 2000'lerden sonraysa birden fazla kâğıdı birleştirmeye. Sonuç itibarıyla ancak yüzlerce, binlerce çekimden sonra ortaya çıkan ve mesela altı metreyi geçen karelerden bahsediyoruz. Ama Alman fotoğraf sanatçısının derdi sadece ölçüyle değil, kafayı küreselleşme çağında bireye biçilen role takmış durumda. İnsanları çoğunlukla eğlence ortamlarında, rock konserlerinde, spor karşılaşmalarında, kitleler halinde görüntülüyor, birey olmaktan çıkarıyor, çok tuhaf bir his yaratıyor.
İşlerinin hipnoz kudreti var sanki.
Pyongyang (sayfanın da süsü) ve Formula 1 (Üç buçuk yıla yayılan bir çalışma) benim gördüklerimin içinde en 'Yok artık' dedirtenleri ama 99 Cents II Diptychon adlı eseri, yaşayan bir fotoğrafçının yapıtına verilen en yüksek fiyata sahip: Kabaca 3.5 milyon dolar.
Gursky'nin 'fotoğraf' kelimesinin anlatmakta aciz kaldığı fotoğrafları, ağustos sonuna kadar İstanbul Modern'de olacak. Görmeyene ancak acınır.
Kanlı Nurgül
Fatih Akın sadece yarım dakika hasbıhal ettiğim, ama başına hep iyi şeyler gelsin istediğim biri. Filmini çok sevmiştim, o yarım dakikada ne kadar zeki, hızlı düşünen biri olduğunu tespit ettim. Çok da sempatik, sıcak, insanı kavrayan bir adam. Yakın ahbabımmış gibi sevindim Cannes'da 'En iyi senaryo' ödülü almasına.
Nurgül Yeşilçay, hiç tanımadığım ama bir kere çok güzel bulduğum bir kadın. Bütün o İzmirli miting kadınlarının zannettiğinin tam tersine, ben
güzel kadınlardan çok etkilenirim. Yeşilçay'ın da o 'Eğreti Gelin' hali (Ne kadar ama ne kadar büyüleyiciydi orada Allah'ım, ne kadar olağanüstü bir güzellikteydi, insanın içini dağlıyordu) pek çok olası kusurunu sıfırlayabilir gözümde.
Nurgül Yeşilçay, hayattaki seçimleriyle de gösterdi, pek sağı solu, ayarı olmayan bir kadın. Ondan kusursuz bir şıklık, ince bir uyum zaten beklemiyorduk. Ama Cannes bavulu yine de yüreğimizi burktu.
Elbiselerini hazırlayan Arzu Kaprol, hafta içi çıkan fotoğrafları gören mümkün değil inanmaz ama aslında gayet hoş tasarımları olan bir modacı. Nerede çuvalladılar, nasıl dibe vurdular böyle, anlamak zor. Sarı uzun olan hadi tamam diyelim, peki Afrodit'ten alınmış hissi veren, göğüsleri sarkıtan o ten rengi üstüne siyah çiçekli... Hele bütün elbiselerin altına giyilen o platform, bantlı, tapon yürüyüş ayakkabısı... Demin eski gazeteleri atarken gördüm, ayakkabıları Cem Özer'in seçtiği yazılıydı. Doğru olabilir mi? Bir erkek, sevdiğine böyle kötülük edebilir mi?