Gitmeli mi, kalmalı mı?

Ajda Pekkan' ın aylar, yıllar önceki bir itirafını unutamam.

Ajda Pekkan' ın aylar, yıllar önceki bir itirafını unutamam. Maçın ilk yarısında, hangi renk formanın hangi kaleye gol atması gerektiğini ezberleyen Pekkan'ın, ikinci
45 dakikada kafası karışır. Demin topu buraya sokması gerekenler niye şimdi öbür tarafa koşturmaktadır? 'Yaşasın, gooool' diye coştuğunda, aynı takımı tutan ahbapları ona niye ters ters bakmaktadır? Rakip kale sandığı yer, nasıl olup da ikinci 45 dakikada bizim kaleye dönüşmektedir? Ay, çok fena sağı solu karışmaktadır. Anlayacağınız 'süperstar'ın futbol bilgisi, müzik/trend falan dağarcığının yanında biraz zayıftır.
Şimdi eskiden futbolla Ajda Pekkan düzeyinde ilgilenen memleketimiz kadınları, Dünya Kupası'yla birlikte, final maçının sonucuna kadar hayatlarındaki koca/sevgili/baba/
oğul/patron tipi mühim erkeklerle ilişki kurmanın başka yolu olmadığını kavrayıp televizyonun karşısına yerleştiler.
İçlerinde insan- üstü bir performans göstererek dört yıl sonraki Dünya Kupası'nda hakemlik yapacak standarda yükselenler oldu. Annem mesela. Artık komşularının çay teklifleri ve kek tarifleri onu kesmiyor. Feryal Pere'yle görüşmek istiyor!
Olup biteni "Tüh sana hain Brezilya, ne var sanki 5 tane atıyorsun? Garibim Kosta Rika da çıksaydı keşke, bak nasıl da üzüldüler evladım" kıvamında, aşure yani, bulandıranlar da var tabii. Böyle bir reçel/dolma/turşu fatihi anneanne/komşu teyze modeli. Uçakta yaşanan tehlikeyi bertaraf etmenin huzuruyla dolu onlar ("Kaç tane Ayet el Kürsi okudum yolladım buradan, Fahriyanım da hatim indirmiş.") ve de futbolcu eşlerinin Japonya'ya gitmemelerine ilişkin son dakika kararının acısıyla.
Eş ve sevgililerinin yanlarında olmasının bizim futbolculara nasıl da iyi geleceğini, cümbür cemaat Dünya Kupası şampiyonluğuyla dönüleceğini düşünüyorlar. Düşünüyorlarmış meğer. 'Gelin'lerin burada kalmasıyla, kendileri bavullarını yapmış da uçağı kaçırmış kadar üzüldüler. Bunun üstüne bir de bizimkilerin yemek stokunun bittiğini,
çok acil tereyağ, salam, sucuk, bal, pastırma, kuru fasulye, bulgur, baklava vs. ihtiyacının baş gösterdiğini öğrenince,
askerdeki oğulları verem olmuş kadar mahvoldular.
Tehlikeyi, hava boşluğunu, çocukların aklının uçaktaki sevgilide kalmasını falan bir yana koyun. Sizce gerilimin bu kadar arttığı, tansiyonun bu kadar yükseldiği noktada, eş/sevgili baskını doğru bir şey mi?
Kavuşmalar, kucaklaşmalar olacak. Ve konsantrasyon, hop, havaya uçacak. İllaki bozulacak. Akıllar başka yere kayacak. Lüzumsuz bir gevşeme olacak. Yani olur; olmaz mı?
Peki bazı durumlarda eş ya da sevgilinin insanın yanında olmaması daha sağlıklı değil midir? Mesela ben doğuma giren potansiyel babaları da hiç anlamam. Otur dışarıda, bulmaca çöz paşa paşa, sigara iç, dört dön hastane koridorlarında.
İçeri gireceğim, sonra içim kalkacak, ilişkimiz de bilmem kaç aylığına rafa kalkacak, yüzüne her baktığımda seni bir kan çanağından ibaret göreceğim, ama olsun çiftler her şartta her şeyi paylaşacak iddiası nedir öyle? Bazı şartlarda da paylaşmayalım, mümkünse.
Bilmiyorum sizin bu husustaki düşünceniz nedir? Ama bu yazıda benimki olacak mecburen. O da kadınların tek başlarına doğurmaları, adamlar da tek başlarına gol atmaları yönünde. (Ki o da bir nevi aynı şey.) Sonra iş olup bittikten sonra hep
beraber hoplar zıplarız, o ayrı.
'Arsadan borsaya futbol'
Murat Bardakçı'nın dünkü Hürriyet'te yer alan yazısından öğrendim; bin küsur sene önce futbola benzer bir oyun oynar, adına da 'depük' dermişiz. Sonra bunun yerini
'çevgan' almış. Ama Hazreti Hüseyin katledilip başıyla da top gibi oynandıktan sonra, 'haram' denmiş, top oyunu yasaklanmış.
Tarihe meraklıysanız, Toplumsal Tarih dergisini zaten takip ediyorsunuzdur. Haziran sayısında, özel bir futbol dosyası hazır-lamışlar: Arsadan Borsaya Futbol. Yiğiter Uluğ, Tanıl Bora gibi Radikal okurlarının aşina olduğu isimlerin de yer aldığı sayfalarda, Necdet Sakaoğlu'nun enteresan bir yazısı da var; 'Osmanlı Sarayında Spor Müsabakaları: Bamyacılar-Lahanacılar'. Onlar da kim derseniz, 'beyaz tenli' Enderun içoğlanları 'Bamyacı',
haremin genç zenci köleleri de 'Lahanacı' takımını oluşturuyor. Devamı için, artık dergiyi alacaksınız bir zahmet.
'Artiz' Uzan
Cem Uzan'ın Anadolu turnelerini izliyor musunuz? Bunca zaman nasıl da uyanamamışız. Siyasete girmeden mitinglerde halkıyla en şahane bütünleşen potansiyel lider dalında altın küre falan alması gereken Uzan meğer en sosyal demokratlardan daha sosyal demokrat ve de milliyetçilerin en milliyetçisiymiş. Kalbi sadece halkı için atan bir 'nabza göre şerbet' gurusuymuş.
Hollywood'vari edası ve stil kraliçesi zevcesiyle hafiften yavru Kennedy 'John John'u çağrıştırması, eh neticede genç, güzel falan bir adam olması itibarıyla (Kaç kilometreydi sahi o gemisi? Sonra o Manhattan'daki dairesi?) bu toplantıları Laila-Reina sınırları içinde düzenlese, nüfusun en az yarısını oluşturan kaynak saçlı motorize birliklerin gaza gelmelerini anlayışla karşılarız. Ama Manisa'daki miting meydanında, Uzan'ın her bir klişe provokasyonuyla azami kışkıran, tişörtlerini çıkarıp jilet atma fazına geçen gençleri gördünüz mü? Cem Uzan'ı 'Müslüm Baba' yerine koymak da, enteresan yani.