Gülme!

Göztepe'deki Adana Yüzevler Kebapçısı'nda ortaya çok şehvetli bir tabak hazırlıyorlar.

Göztepe'deki Adana Yüzevler Kebapçısı'nda ortaya çok şehvetli bir tabak hazırlıyorlar. İstanbul'da çok az yerde bulunan kaburga mevcut burada. Kenara kaburga, kanat, külbastı, közlenmiş domates ve biber diziyorlar. Ama asıl numara ortada.
Tabağın ortasına bir Adana yerleştiriyorlar, fakat bu bildiğiniz Adana'lardan değil. 4-5 tanesini yan yana dizmişsiniz gibi geniş. Fakat iyi pişmesi için de inceltilmiş. Bir nevi pide modeli diyebiliriz. Ya da kocaman bir balık gibi. Ben herkese anlatırken ellerimle gösteriyorum, daha iyi oluyor. O yüzden şimdi size tarif ederken, kelimelerin kifayetsiz kalması durumu söz konusu.
Hayatta karşılaştığım diğer Adana'lardan daha acı Yüzevler'inki.
O yüzden, 'Güllü' haberi okuyunca, acaba dedim, o kocaman ve zaten acı Adana'yı mutfağa 10 kat daha acı sipariş verip sonra zorla ağzına mı tıkıştırmalı?
Ama sonra pişman oldum. Çünkü neticede çok lezzetli bir şey bu kebap. Herkesin hak etmediği kadar lezzetli.
Böyle beyni, hadi kibarca farklı işleyen diyelim, çenesi de lüzumundan fazla düşük vatandaşlarımıza, belki en klasiğinden acı biber gerekiyor. Evet, Gül beyin ağzına acı biber sürmeli. Kat kat oje sürer gibi o acı biberi üç kat sürmeli. En acısından biber salçasıyla da takviye edilmeli ki, o dudaklar yapışsın güzelce birbirine.
Böyle iyice yapışsın.
MHP'li Mehmet Gül, Sezen Aksu'ya 'tavsiye'de bulunmuş. 'Konserini gidip Rum Kesimi'nde, Ermenistan'da versin. Bence vize bile vermezler' buyuruyor. 'Sezen Aksu bazı çevrelerin oyununa gelmesin' diyor. Ah, unutmuşum bir an; Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktu sahi, di mi?
'10 bin Rum, 30 bin Ermeni, 20 bin Yahudi varken 70 milyonluk ülkede mozaikten söz edilebilir mi' diye de soruyor Gül bey.
Hayat, tesadüf demek. Bu satırların başına oturduğum dakika itibarıyla yan odada arkadaşlar toplantı yapmaya başladılar. Ama toplantı dediysem, öyle masanın üstünde birer küçük pet su ve birer kadeh bulunan 'proper' toplantılardan değil. Hafta sonu partilerini değerlendirme ve gülmekten katılarak masanın üstünden düşme kıvamında bir şey. Şimdi gidip 'Arkadaşlar, yavaş olalım' demek bize uymaz. Lakin böyle bir ortamda cümle kurmak da mümkün değil.
Korku dolu gözlerle dışarı çıktığımda 'Bende walkman var' dedi bizim Vera. Ama içinde bir tek Sezen Aksu var, uyar mı?'
'Uymaz mı' dedim. 'Tadından yenmez.'
Dolayısıyla ben böyle 'Gül bey artık gülmez olsun' civarında seyreden hislerle tıktıklarken tuşları, Sezen Aksu da 'Savaşma, seviş benle' dedi, 'Diyar diyar gezdim geldim' dedi, hepsini söyledi. Ve beni 'Bak Gül bizi güldürdü, Allah da onu güldürsün' olgunluğuna getirdi. Bu da Sezen'in gücü olsa gerek.



Maksadına nail olan 35'lik
Gökhan Akçura'nın 'Uzun metin sevenlerden misiniz'i fırından çıkmış taze francala gibi bir şey. İnsan öpüp okşamak istiyor. En sevdiğim kitap modeli bir kere; resimli. Sonra bütün o eski ilanlar, naftalinli ürünler, komik metinler... Daha önce de defalarca alıntıladığımız 'Ivır Zıvır Tarihi'nin bu üçüncü ve sonuncusu hakikaten oyuncak gibi.
Beni tabii en çok 'Güzelleşmek istiyorum' bölümü heyecanlandırdı. 1935'te Yedigün'de yayımlanmış bir Tokalan kremi ilanına bayıldım bittim. Tokalon'un diğer metinleri de şahane; yani gelmiş geçmiş en muazzam metin yazarıymış üstat. '35 yaşında bir kadın 19 yaşında bir sarışın kızın nişanlısını kaçırıyor' başlıklı ilana bakar mısınız...
'35 yaşlarında bulunan bayan Sacide, 19 yaşlarında bir sarışın kızın zengin bir tüccar olan nişanlısını ayartmayı ve aşkına rakip olmayı kurmuştu. Bayan Sacide zeki ve dessas idi. Maksadına nail oldu. Çünkü o da rakibesi kadar genç ve şayanı arzu görünmeye muvaffak olmuştu.
O, Biocel tabir edilen ve her beşereye gençlik ve güzellik veren kıymettar bir cevherin Viyana'da keşfedildiği hakkında yazılan makaleleri okumuştu. Cilt için elzem bir unsur olan işbu cevherin Tokalon kremi terkibinde bulunduğunu öğrenince hemen her gün muntazaman Tokalon kremini kullanmaya başladı. Bir ay zarfında buruşuklukları tamamen zail oldu ve cildi her genç kızın cildi kadar taze ve açık bir hal aldı.' Sırf diğer Tokalon ilanlarına bakmak için bile alınır bu kitap.


'Şok eden iddia'
Pazar günkü Milliyet'te akıl almaz bir haber vardı!
O kadar dehşet vericiydi ki, zaten 'Magazin dünyasını şok eden iddia' diye verilmişti. Mümkün değil inanmayacaksınız ama, Deniz Seki kürtaj olmuştu.
Düşünebiliyor musunuz? T.C. sınırları içinde hayatını sürdüren genç bir kadın kürtaj oluyor!
Yani bundan daha imkânsız bir şey var mı? Olacak iş mi?
Size şöyle söyleyeyim, hayatımda tanıdığım en kentli kadınlardan birinin 20'nin üstünde bu tip faaliyeti var. Yani bizim topraklarda epey normal
karşılanan bir veda biçimi kürtaj. (Bir kereden bir şey olmaz!)
Hayır, Okan Bayülgen kürtaj olsa anlayacağım ama bu durumda 'şok' işin neresinde?


Aşkın yeni tarifi
R oland Barthes'ın falan kemiklerini sızlatacak bir cümledir. Gerçi günler
geçti üzerinden, ama böyle bir vecize ne kadar eskiyebilir ki?
Hani başlıca hobilerinden biri 16'lık kaçırmak olan Eminanım'ın son kurbanı K.K. var ya; bunlar şehre indikten sonra K.K. epey bir döktürdü. 'Abla'nın cezalandırılmasını filan istedi.
Milliyet'teki 'Annem istedi, âşık oldum' başlıklı haberde de bize yüreğini açtı! 'Üvey annem, Emine'nin tam bana göre olduğunu ve evlenebileceğimi söyledi.
Bu fikir aklıma yattı ve âşık oldum' diyordu K.K. Fikir aklınıza yatıyor ve âşık oluyorsunuz! Böyle de bir aşk prosedürü var yani.
Önce çocukcağızın bu lafıyla dalga geçeyim dedim. Fakat sonra gözümün önünden televole kahramanları geçti. O diyarlarda aşk, zaten böyle bir sıralamayla yaşanmıyor mu? Plakasında adı yazılı bir Ferrari'si olan beyefendiyle düzeyli birliktelik yaşama fikri aklına yatan kızımız, hop, deli gibi âşık oluyor! Eski bildiklerinizi unutun. Aşk artık böyle bir şey.