Gül'ün Çankaya'ya çıkması işime gelir mi?

Belki siz de onlardansınızdır, bilemem, zira birkaç yıldır öylesi moda. Olmadan oldu sayanlar. Hüsnükuruntularını sahi sananlar. 'İyi düşün, iyi olsun'cular.

Belki siz de onlardansınızdır, bilemem, zira birkaç yıldır öylesi moda. Olmadan oldu sayanlar. Hüsnükuruntularını sahi sananlar. 'İyi düşün, iyi olsun'cular.
İmtihana girer, çıkar: "Çok iyi geçti." Sonuçlar açıklandığında anlaşılır ki, kalmıştır.
İki yemekte evleneceğine kanaat getirir, ilk gittiği iş görüşmesinde işi kaptığına, büyük tensikatta en vazgeçilmez olduğuna... Her şeyi zanneder durur. Sonuç hep hüsrandır. Kutlamalar hep erken.
Ben tam tersi, olmayacağını düşünürüm. Son anda ters döneceğini, bozulacağını. Sigortam yapılmadan işe girdim saymam, kontrat yapılmadan evi tuttum demem. Erken sevinmem ki madara olmayayım.
Son dakika kazığından az hasar alayım.
Sloganım 'İyi düşün, iyi olsun' değil, başucu kitabım 'The Secret' hiç değil, bunca sene sonra hâlâ her yazıya 'Yok, bugün yazamayacağım galiba' diye oturuyorum, daha ne diyeyim...
Ama artık bu konudaki komplo teorilerinden, insanın içine endişe salan
o 'felaket tellalı' hallerden, ne kadar "Yeter artık, kullanma" desem de diline pelesenk olan o 'tezgâh' ve 'dolap' kelimelerinden, yola yine taş konabileceğine dair öngörülerden fenalık geldi.
Emekli orgenerallerin 'Raydan çıkarsa icabına bakarız'ları da, hâlâ orada burada cılızca telaffuz edilen 'Meclis dışından'lar da son çırpınışlar gibi geliyor. Hele Baykal'ın botokstan mı, hezimetten mi mimik bile yapamazken, Cumhurbaşkanlığı konusunda ne kadar gönlü istese, tanımı gerektirse de, eli bir şey yapamaz gibi geliyor. Abdüllatif Şener'in, Ahmet Necdet Sezer'le bitişik koltuklarda, aynı vücut lisanıyla ikiz kardeşçilik oynadığı o pozları (Vücut dili bu kadar mı tercümeye
mahal bırakmaz?) arşiv görüntüsünden ibaret kalır gibi geliyor. Bu defa artık bir arıza çıkmaz, Abdullah Gül Çankaya'ya çıkar gibi geliyor.
Gül'ün Cumhurbaşkanı olması benim işime gelir mi? Aslında gelmez!
Abdullah-Hayrünnisa Gül çiftiyle iki kere bir araya gelmişliğim var, bunlardan birinde tesadüfen Hayrünnisa Hanım'la yan yana oturup uzun muhabbet etmişliğim, sonrasında da birkaç kere telefonla konuşmuşluğum.
Siyasi çevrelerden başka hiç kimseyle böyle bir ilişkim olmadığını düşünürsek, falanca bakan daha mı mesafelidir, filanca bakanın eşi daha mı hazırcevaptır, kıyaslama imkânım sıfır. Ama çok genel bir şey söyleyeyim: Hayatta bu kadar gözünün içi parlayan, insanı sevecenlikle, samimiyetle kucaklayan ve iyi bir insan olduğu bu kadar net, bu kadar kati biçimde belli olan az sayıda insanla tanışmışımdır.
Bir de yan yana o kadar iyi görünüyorlar ki... Tükenmemiş, küflenmemiş bir ilişkileri olduğu apaçık. Birbirlerine bakarken, aralarında konuşurken de gözü parlayan bir çift. Zaten aksi olmaz; 'o'na bakarken teşhis edilemiyorsa gözbebeğindeki kristaller, feri kaçmış demektir, alelâde birine karşı da zor parlar.
Gül çiftinde eşini çok seven, önemseyen bir adam ve kocasına hâlâ âşık, sevildiğini bilen, mutlu bir kadın gördüm. Mutlu insandan korkmayacaksın.
Abdullah Bey'in de, Hayrünnisa Hanım'ın da güçlü bir pozitif enerjileri var. İnsana iyi geliyorlar. Gördüğünüzde seviniyorsunuz. Tekrar görmek istiyorsunuz.
O yüzden işte, Abdullah Gül'ün Dışişleri Bakanı olarak kalması aslında kişisel olarak daha fazla işime gelirdi! Belki arada sohbet-muhabbet imkânı olurdu, Hayrünnisa Hanım'la gayriresmi ortamlarda buluşulabilirdi; neticede bakanlık, cumhurbaşkanlığına göre daha 'normal' bir mevki...
367 davasının dehşet verici bir adaletsizlik olduğunu düşündüysem de, sonraki süreçte, bilmiyorum belki bu şahsi zaaftan, belki hiçbir şeyde fazla sebat edememe huyumdan, "Yaa keşke hırs yapmasa, vazgeçse" dediğim oldu doğrusu. Ama seçim sonuçlarını görünce, bu kadar ucuna gelince, filmin Gül'ün Çankaya'ya çıkmasıyla, 'mutlu son'lanmasını çok ister oldum.
Bir kere Abdullah Gül, kariyeriyle de, dünya âlemle kurduğu ilişkilerle de kusur bulması zor bir isim. Hayrünnisa Gül de zeki, yapıcı, ilişkiye açık ve pek çok başı açıktan daha açık zihniyle, oraya vaktiyle pek yakıştırılanlardan fazla yakışacak, eminim bundan. Ayrıca Çankaya'da birbirini seven, mutlu, gözünün içi gülen bir çift; düşünsenize değişikliği...
Hem ancak böyle biterse film, bir manası olacak. Yoksa güdük, kavruk, eksik kalacak.En iyisi 'dolap'mış, 'tezgâh'mış kafaya takmayalım, Bahçeli'ye iyi hislerimizi yollayalım ve normalleşmek için 40 yılda bir biz de 'Secret' mı yapalım?..