Gündemin cilveleri

Kadir İnanır, geçenlerde yayımlanan bir röportajında, tahmin ediyorum ki üç bininci defa...

Kadir İnanır, geçenlerde yayımlanan bir röportajında, tahmin ediyorum ki üç bininci defa, artık bu yıl evlenip çoluk çocuğa karışmak niyetinde olduğunu söyledi.
İnanır, 'Selvi Boylum Al Yazmalım' cazibesinden uzaklaştıkça, gündeme bu 'onu taşıyabilecek' kadınını bulma niyet ve debelenmesiyle geliyor.
Benzeri bir durum, ezeli ebedi 'her an her şey olabilir zaten arada da çocuk var' ilişkileriyle Sibel Turnagöl-Kerem Alışık cephesinde yaşanıyor. Mesleki hareketleriyle röportaj nesnesi olamayan Turnagöl, her magazin sayfası süsleme vakti geldiğine inandığında, içinden 'Kerem' geçen cümleler kuruyor. Podyumun ince askılarını, nadide televole güllerini saymıyorum bile. Egzersizlerin sıklığı sonucu mükemmelleştiriyor! Onlardaki gündeme gelme pratiği kimsede yok.
Bir de yaptıkları işle anılmak istediklerini tekrarlayanlar var. Tarkan mesela, hüp diye içine çekerken, cinsel tercihleriyle ve aşklarıyla değil de 'sanatıyla' gündeme gelmek istediğini söyleyip durdu.
Pek haklı bir arzuymuş gibi görünse de... Onun sözünü kim yazdı, bunun bestesini kim yaptı, hangi stüdyoda kaydedildi derken... Sorular tükeniyor.
Sözde en zihin açan haber programlar arasında zıplayan ama her nedense hep de 'Pazar Magazin'lere sıçrarken yakalanan halkımız da, Tarkan'ın zaten her dakika dinlediğimiz şarkılarıyla ilgili başka bir şey merak etmiyor. Ama tüm dünyada olduğu gibi, star bellediği birinin özel hayatını mıncıklamak için de ölüyor.
Deniz Türkali'nin Ayşe Arman'a verdiği röportajı okudunuz mu? Birkaç hafta önce bizim Şebnem İyinam'a 'Dönerse zil takıp oynarım' diyen Atıf Yılmaz, hem dosta düşmana Deniz Türkali tarafından terk edildiğini ilan etmiş, hem de zarif bir
'geri dön' çağrısı yapmıştı.
Türkali, bu durumu dehşet içinde karşıladığını söylüyor röportajda. Ve aşklarıyla, eşleriyle değil, oyunculuğuyla gündeme gelmek istediğini terkar edip duruyor.
Yine pek doğru ve pek haklı görünen bir talep. Ama tabii ki 'sistem' böyle işlemiyor.
Geçen hafta başında Sinema Yazarları Derneği'nin CRR'deki ödül töreninden bahsetmiştim.
Her şeyin nasıl da magazinleştirildiğine dair ufak bir sitem/serzeniş faslından sonra
Atıf Yılmaz'a özel onur ödülünü vermesi için sahneye kim çağrıldı dersiniz? 'Hadi öpüşün de barışın' kıvamında büyük bir tezahürat ve 'Oooooo' kıkırdamaları eşliğinde tabii ki Deniz Türkali!
Onu, yazıda adı geçen diğer isimlerle bir tutmam. İlişki fiskoslarıyla manşet olma
derdi olduğunu da hakikaten sanmam. Ama söyler misiniz, 'şovbiz' nüfusu, bir lokma daha reytingden, bir parça daha gündem olmaktan şikâyet edebilir mi?
İnsanlar ikiye ayrılır

  • 'Yalnız'ın 'yalın'la olan ilişkisini,
    'yanlış'ın da 'yanılmak' bağlantısını bilenler ve diğerleri.
  • Attila İlhan'ı iki 't' ile yazanlar ve diğerleri.
  • 'Kitsch'in 's'sini unutmayanlar ve diğerleri.
  • Sweat-shirt'ün 'sweat'inin ter manasına geldiğini bilenler, dolayısıyla da 'sweet-shirt' demeyenler ve diğerleri.
  • 'de'lerle 'da'ların hangilerinin samimi, hangilerinin mesafeli olduğunu bilenler ve diğerleri.
  • Aynı şekilde 'ki'lerle ilgili bilgiye sahip olanlar ve diğerleri.
  • Soruların dibindeki 'mi'/'mı'/'mu'/mü'
    leri ayıranlar ve diğerleri.
  • Yazdıkları üç cümlelik mail'lerde tüm bunları leziz bir aşure kıvamında sunup elâlemin Türkçe ve dilbilgisi bilmediği iddiasında olanlar ve diğerleri.
    Ruhi bey nasıllar?
    'O ben ki
    Bir kadında bir çocuk hayaleti mi
    Bir çocukta bir kadın hayaleti mi
    Yalnızca bir hayalet mi yoksa...
    Ne peki
    Yere dökülen bir un sessezliği mi
    Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
    İşini bitirmiş bir org tamircisinin
    Tuşlardan birine dokunacakkenki
    Dikkati ve tedirginliği mi...'
    Edip Cansever'in 'Ben Ruhi Bey Nasılım'ı, yeryüzünde yazılmış en iyi şiirlerden biridir herhalde. Bu akşamdan başlayarak altı gece boyunca kadınların merakını celbeden bir adamın dudaklarından dökülüyor. Uğur Polat, 29-30-31 Ocak ve 1-2-3 Şubat tarihlerinde Ruhi Bey olup İstanbul Devlet Tiyatrosu Aziz Nesin Sahnesi'nde seyirci kabulüne başlıyor.
    Ara değerlendirmesi
    Galatasaray Lisesi'yle Yapı Kredi'nin arasından üç adım aşağı inin. İsterseniz beş adım daha gidip şehrin en lezzetli kitapçılarından Homer'i kurcalayın, sonra geri gelin. Yapı Kredi ile Postane'nin aralığındaki 'Ara', her türlü arayı değerlendirmeye müsait sıcak bir yer. Duvarlarda Ara Güler'in fotoğrafları, sırı dökülmüş aynalar... İçki yok ama yemeklerle kahveler düzgün. Bir de garsonlar ayna karşısında ifadelerini toparlayıp müşteriye
    'Allah belanızı versin, siz şimdi peçete bile istersiniz' edasıyla bakmasalar...
  • KINAMA: MFÖ'nün güzelim şarkısı tabii ki 'Bu sabah yağmur var İstanbul'da'; ben dünkü yazıda 'gece' buyurmuşum. Kendimi kınıyorum.