Hakan Şükür'ün ruh sağlığı mı, 'tarih yazmak' mı?

Bugün zaruri bir seyahat durumu var; dördüncü sayfa misafirliği.

Bugün zaruri bir seyahat durumu var; dördüncü sayfa misafirliği. Aslında baktım da konular itibarıyla spor sayfasına da uyarmışım.
Şimdi arkadaşlar; maç sırası ve sonrasındaki hararetli konuşmaların baş kahramanlarından biri de, hepinizce malum olduğu üzere, Hakan Şükür'dü. Biz maçı kalabalık bir evde izledik. Hakan'ın kucağına gelen topları şöyle küçük bir hamleyle içeri yollayamamasının üçüncüsünde sinirlenerek, beşincisinde delirerek, Şenol Güneş'in
'makas' operasyonunun (Bilir misiniz o laz fıkrasını? Adama demişler koyunu neyle kesersin? Makas, demiş. Tartışma sürmüş, sürmüş. Adam denizde boğulmak üzereyken hâlâ elini çıkarıp iki parmağıyla makas işareti yapıyormuş.) son dakikalarında tepinerek.
'Yahu çıkarmayacak başka türlü, sakatlansa bari Hakan' diye dua edenler oldu. (Hayır, canavar değildiler.)
Şimdi Hakan'a yüklenilmemesi gerektiğini savunanlar var. Bu kadar üstüne gittiğin zaman, hayatta yapabileceği şeyleri de yapamayacağını, iyice bloke olacağını, kafayı yiyeceğini ve tamamen biteceğini söylüyorlar.
Doğru, ben de öyleyimdir. Beceremiyorsun deyin, sonra da beni gömün. Kötü olduğumu söylerseniz, size iyi olduğumu göstermek için hırs yapmam. Sadece biterim.
O yüzden Hakan'ın atamadıkça atamadığını,
giderek demoralize olduğunu, demoralize oldukça büzüldüğünü, bizim sokakta top oynayan veletlerin bile yapacakları hamleleri
boş verdiğini anlayabiliyorum. Ama Hakan'da
ısrar edildikçe o güzelim maçın o güzelim altın/elmas/pırlanta golünün gelmeyebileceğini, işin belki de gözyaşlarıyla neticelenebileceğini düşündükçe, yani hakikaten anlayamıyorum.
Hepimizin hayatta parlak/felaket dönemleri olmadı mı? Oldu. Olur. Tamam, saldırıp ezmesek ama keşke bu kadar da ısrar etmesek.
İster dev olduğumuzu söyleyin ister şanslı; geldiğimiz bu akıl almaz noktayı, Hakan'ın özgüvenini ille de şimdi toparlayacağız diye heba etmesek. Ayıptır sorması; kimin ruh sağlığı? Hakan'ınki mi, koskoca bir milletinki mi?
İlhan Mansız'ın Puma'ları
Bağdat Caddesi'nde bir Puma mağazası açıldı. Ne var ne yok diye içeri girdim. 40 çeşit ayakkabı, eşofman, şort, tişört, fakat
o en elma şekeri ürünleri yok.
Puma, aslında yeni olmayan ama son dönemde zıplayan bir spor markası. Kalbi trend diye çarpan kızlarımız A eteklerinin altına dore ya da bakır Puma ayakkabılar giyiyorlar mesela. Markayı patlatanlardan biri de İlhan Mansız. İlhan'ın kırmızı Puma'ları aylardır konuşuluyor. Dünyanın en şahane parlayan gözlerine sahip yazarının son kitabı 'İki Genç Kızın Romanı'nda bile geçiyor kırmızı Puma ayakkabı. Böyle bir simge durumu da var yani.
Şimdi sen Bağdat Caddesi'nin göbeğinde, çıtırların çığlıklar atarak girdikleri bir mağaza aç ve ortalık kırmızı beyazdan geçilmezken, cadde İlhan diye inlerken, elindeki böyle bir imkânı değerlendireme. Vitrinini 250 çift kırmızı Puma'yla donatman lazımken, uyu. Marketing dersinde bir pazarlayamama skandalı olarak okutulabilir.