Hakkı var mı?

Buyrun size en az 'Kim 500 Milyar İster'deki kadar acıklı bir kravat hikâyesi...

Buyrun size en az 'Kim 500 Milyar İster'deki kadar acıklı bir kravat hikâyesi... Memleketin en prestijli dansözü Nesrin Topkapı, gazeteci Mine Şenocaklı'ya anlatmış.
Evliliğinde sıkıntılı günler geçiren bir kadın gelir Topkapı'ya. Kocası onu aldatıyordur ve iş artık boşanma noktasına varmıştır. 'Eşime dans etmek istiyorum' der kadın. Sesini çıkarmaz Nesrin Topkapı ve öğretir. Sonrasında olaylar şöyle gelişir: Kadın bir gün ışığı kısar, Arap müziğini koyar. Koca yine ekonomi sayfalarına gömülüdür. Dans için özel bir kostümü olmayan kadın, etek niyetine kocasının bütün kravatlarını belinden aşağı sarkıtır. Adam gazeteden bir saniyeliğine uzaklaşır. Gözlüklerinin üstünden bakıp 'Ne kadar çok kravatım varmış ya' der. Ve tekrar finans sayfasında kaybolur.
Şimdi birkaç küçük not:
1. Şartlar ne derece vahim olursa olsun, bir kocanın böyle bir hakkı var mıdır?
2. Haklardan geçtik, böyle bir paspas olma durumunda insanlık, en azından bir lokma şefkat ve ilgi göstermeyi gerektirmez mi?
3. Yoksa bitmiş hikâyelerde, taraflardan birinin debelenmesi, durumu sadece daha büyük bir eziyet ve sıkıntıya mı dönüştürür?
4. Bu tip hallerde en iyisi hiç çaba harcamayıp rezil rüsva da olmamak, onun yerine Roland Barthes'ın 'Bir Aşk Söyleminden Parçalar'ından uygun parçaları okumak mıdır?
5. Yine de denemelere açık olanlar için; Kapalıçarşı'da hâlâ birbirinden komik ve kitsch dansöz kostümleri var.
En yakışıklı komik
'Zoolander/Zırtapoz' ile vizyonda olan
Ben Stiller, çoğu komik adamın çirkin de olduğu gerçeğini o delici gözleriyle kıran
bir şahsiyet. (Cüce ama olsun.) Mankenlerin dünyasını anlatan filme göndermeli bu fotoğraflar pek de taze olmayan bir Vogue'da çıkmıştı. En sevdiğim fotoğrafçılardan Annie Leibovitz çekmiş; belki biliyorsunuzdur hikâyesini, yıllardır Susan Sontag ile birlikte olan fotoğrafçı, geçen yıl Sontag'ın oğlunun spermleriyle çocuk sahibi olmuştu.
Kan çanağı gözler
İlk gördüğüm günden beri kullanma arzusuyla yanıp tutuştuğum bu fotoğraf, eski dergileri devre dışı bırakma operasyonu sırasında tekrar elime çarptı. Bu vesileyle size iki öneri getiriyorum.

  • Bu kan revan içindeki gözler, birkaç yıl önceki gece sabahlamış halimin fotokopisi gibi; lensler batar, mikrop kapar, biri çatlar... Yaklaşık 15 yılım miyop illeti yüzünden mahkûm olduğum bu lens belasıyla geçti. Denize girilir, kafa sokulamaz, dalga geçerler... Normal insanlar gibi yüzmek için lens çıkarılır, dönüşte koskoca kırmızı karpuzlu havlu bulunamaz, yine dalga geçerler... Gözlerimi yakışıklı doktor Bozkurt Şener açtı; bir dakikalık lazerli miyop operasyonuyla. İki sene geçti, minnet hislerimde hiçbir azalma olmadı.
  • İkincisi bir rimel önerisi. Memlekette neler olup bitiyor, sen utanmadan rimel markası mı söyleyeceksin, güzelim gazetemizin ikinci sayfasında diyebilirsiniz fakat işte bütün o olup bitenlere karşılık bu, kalıyor! Çoğu 'çağdaş' ve 'normal' kadın gibi makyajınızı silmeden yattığınızda, temiz biçimde ertesi günü de deviriyor! Pembenin en pamuk helva, yeşilin en türbe tonunda kitsch bir plastik ambalajda. Maybelline, dünyanın herhalde en ucuz ve en kaliteli rimeli, bütün marketlerde! (Yemin ederim ki bu bir basın bülteni klasiği değildir.)