Hayat dersi

'İşletme Matematiği' kitabındaki Nancy'li, Mary'li soru epey tartışma yaratmış.

'İşletme Matematiği' kitabındaki Nancy'li, Mary'li soru epey tartışma yaratmış. Soruyu seksist bulanlar, toplumsal değer ölçüleri tantanası çıkaranlar olmuş. 'Fayda maksimizasyonu'nun kadın-erkek ilişkilerinden
örnekle somutlaştırılmasının faydalı bir şey olduğunu söyleyenler de çıkmış neyse ki. Ve de hocanın ders anlatırken günlük hayatla bağlantı kurmasının iyi bir şey olduğunu savunanlar...
Bilmem kaç senelik okul hayatımıza baktığımızda, dersleri ders gibi değil de hayatın kendisi gibi anlatan hocaları hatırlamaz mıyız? En çok onların dersinde hiç fark etmeden bir şeyler öğrenmemiş miyizdir?
'Personnel Management' diye bir ders almıştık
zamanında. 'Bu yöneticilik öyle dersle falan öğrenilecek iş değildir' demişti Prof. Bülent Himmetoğlu daha ilk sabah. Aynen filmlerdeki gibi. Diğer derslere uğramazken, tüm sömestr tek saatini kırmadık. Ve muhtemelen en çok şeyi onun sınıfında öğrendik. Yöneticiliğe ilişkin mi?
Hayır. (İyi yöneticilik de mesela karizma gibi bir şey. Sonradan olmuyor. Okumakla gelmiyor. Ya var, ya yok. Bende mesela,
yok. Radikal'de bunu başarıyla kanıtladım!)
Başka şeyler gördük biz o derste. Alakasız ama, Soderbergh'i tanıdık. İlk filmi 'Sex, lies and videotape'e (Seks Yalanları) bütün sınıf, Himmetoğlu'nun ısrarıyla gittik. Dikkatinizi çekerim, çok sık rastlanan bir durum değildir hocanın öğrencilerine adı böyle Dilbazlar Sineması filmiymiş hissi veren bir tavsiyede bulunması. Seyretmemiş olan varsa şunu da ekleyelim: adına yakışmayacak denli iyi, taze, düşündürücü bir filmdir. 'Entelektüel bir egzersiz' demişler sinema sayfasında, hakikaten öyledir. Hayatıma giren en esaslı hocalardan Himmetoğlu'nu bu vesileyle bir daha anıyor, sizlerle de Soderbergh'in son filmi 'Ocean's Eleven'a gitmek üzere vedalaşıyorum.
'Kötü Günler Kitabı'
Evvelki günkü Rüştü/Şükrü felaketi artı diğer lapsuslarımın üstüne, bir de Beşiktaş'ın mağlubiyeti. Dharma Yayınları'ndan küçük bir albüm/ kitap çıkarmışlar tam da bugünler için: 'Kötü Günler Kitabı'. Ezikliğimi toparlayamadı ama yine de hoşuma gitti.
'Herkesin kendini kötü hissettiği günler olur' diye başlıyor ve gayet dokunaklı/matrak hayvan fotoğrafları eşliğinde depresyon teşhisi ve tedavisine gidiyor. Sokak köpeği gördüğünüzde kendinizi garip sesler çıkartırken yakalıyorsanız, antilopların seks hayatı karşısında heyecanlanıyorsanız bir alıp bakın (Dönemin ruhuna da uygun; yavru kedi faciası derken, üç gündür çoğu köşe yazısının kahramanı onlar).
Evet. 'Herkesin kendini kötü hissettiği günler olur. Daha ne kadar dayanabileceğinizi
bilemez ve avazınız çıktığı kadar 'Lütfen biri beni vursun' diye bağırmak istersiniz.' (Burada vurulmayı bekleyen arkadaşın güzelliğini anlatamam size ama Müjdat bey küçülünce anlaşılmayacağını söylüyor.)
Hikâyenin tedavi kısmında birbirlerinin boynuna aşk ısırıkları yerleştiren beyaz tombul ayılar falan var. Ve tabii küçük hayat bilgileri... 'Yutamayacağınız kadar büyük bir lokmayı ısırmaktan korkmayın'.