'Hayattan ölüme bir pas'

Önce anlaşalım. Şu anda saat 14.22. Yani ayaklarında topla Rüştü'nün etrafında dönüp dolaşan adamlara 'Yahu elâlemin Kosta Rikalısının...

Önce anlaşalım. Şu anda saat 14.22. Yani ayaklarında topla Rüştü'nün etrafında dönüp dolaşan adamlara 'Yahu elâlemin Kosta Rikalısının fazla yakınına gidip de rahatsız
etmeyelim, hem bulaşıcı bir illeti falan vardır belki, şimdi durduk yerde kaparız' kibarcıklığı, idrak yolları tıkanıklığı, aczi ile dokunmayıp, o golü dakikalar boyu hazırlayıp sonra da yememizin üzerinden, artık hesaplayın kaç dakika geçmiş. Oh. Nokta koydum. Bitti cümle. Bir de paragraf yapayım.
Yine hevesimiz kursağımızda kaldı. Sinirimiz tepemize çıktı. Yazımızı gayet tabii ki sabahın sekizinde kalkıp yazmamıştık. (Çok alakasız ama biliyor musunuz ki mühim köşe yazarlarının sekreterleri böyle konuşuyor. Siz arayıp mesela Ahmet beyin müsait olup olmadığını soruyorsunuz. Sekreter hanım diyor ki 'Ah şu anda yazımızı yazıyoruz'. Zannedersiniz ki ünlü köşe yazarı Ahmet bey ile sekreteri el ele tutuşmuşlar, bir kalemi paylaşarak yazıyorlar, ya da Ahmet bey diyor ki 'Kızım Şehriban, bastım ben a tuşuna sen de bassana şu h tuşuna.')
Ne diyordum, evet tabii ki yazımızı akşamdan yazmamışız. Ve tabii ki gol sonrası sinirden çikolata israfıyla da bir yirmi dakika geçirmişiz. (Gece bizde arkadaşlar vardı. Gelirken de Lindt'in karamelli bir çikolatasını getirmişler. Böyle kapsül gibi. Hani antibiyotikler vardır, dışı bayrak çağrışımlı çift renkli, içi toz. Ben çocukken yutamazdım onları, kapsülü kırıp portakal suyunun içine boşaltırdık tozunu. Neyse, bu sefer kapsül çikolatadan, içi de vıcık vıcık karamelden oluşuyor. Bir başyapıt. Çok acayip.) Neyse bir paragraf daha yapayım.
Evet, demek istiyorum ki saat iki buçuğa geldi. İki buçuk, normal şartlarda yazıyı teslim etmem gereken sihirli saat. Tamam, bugünkü şartların normal olmamasına güveniyoruz ama bir yere kadar.
Şimdi sizi yazının ilk cümlesine geri alayım. Böyle ah nasıl da vizyonlu/doyurucu/ edebi vs bir makale vaat etmiyorum. (Hep de ederim ya!) Ama küçük bir yürütme edebiyatı yapabilirim. Kursağımızda kalsa da o biricik golümüzü atan Emre Belözoğlu için, Küçük İskender'in yazdığı bir şiiri buraya alabilirim. Akrostiş atraksiyonuna da dikkatinizi çekerim.
Emre
Eski bir saat durmuş aşkın en olmadık yerinde/
Mütemadiyen uzatmaları oynayan bir karanlık belki de/
Rüya değil! heves hiç değil! yalnızca hayattan ölüme bir pas!/
Emsali olmayan bir kaza gibi geçecek ellerinden ellerime veda!/
Burada lafı uzatmak, dokuz kusurlu hareketten bir tanesi;/
Ecel gibi, bir resme dokunmak gibi, kana kimlik sormak gibi!/
Lüzumsuz bir röveşatayla ayı ağlara göndermek sanki/
Ölümüne, diyorum, bazı adamlar kimi zaman jilet yutarlar/
Zehre bulanır korkunun orta sahası/
O sancıdır kalbin taca
çıkması; Yaşanılanlar:/
Gole giderken düşürülen futbolcunun sedyeyle oyundan alınması/
Lalelere kırmızı kart, dağlara sarı/
Usul usul yaklaşan bir sevdada, yüzde yüzlük bir penaltı hatırası!/
Neskafe tiryakisi koyun
Son zamanlarda okuduğum en muhteşem haber/röportaj, Milliyet'in Pazar Eki'ndeydi. Gülnaz İşimtekin, 9 yıl önce, henüz bir kuzuyken aldığı ve
sonra ister istemez bir koyun haline gelen Şanslı ile, evet yazıyla dokuz yıldır birlikte oturuyordu. Adana'da, bir apartman dairesinde.
Fatih Karaçalı'nın röportajı hakikaten bir nefeste okunuyor. Böyle dahice, delice (kesinlikle pozitif manada kullanıyorum)
bir durum.
İşyerinin camından, bir koyun sürüsü görür İşimtekin. Sürünün sahibinin kucağındaki kuzuyu alıp ofisteki sobanın başında ısıtmak ister. Üç gün besleyip bakar, sonra geri vermeye niyetlenir. Fakat satıcı annesini kestiklerini ve kuzuyu geri alamayacağını söyler. Böylece hikâye başlar.
Arada köy/çiftlik/doğa maceraları olur Şanslı'nın. Ama oralarda yapamaz. Hayvanlardan kaçar. Hatta intihar girişiminde
bulunur. Neticede eve döner.
"Makarna, haşlama, gofret en sevdiği yemekler" diyor İşimtekin. "Meyve suyuna ve kolalı içeceklere de bayılıyor. Hatta sade neskafe bile içiyor."
Altı aylıkken çok feci hastalanmış Şanslı. Bir ay boyunca bir şey yememiş. Doktoru "Gülnaz hanım, bu koyunu kesin, siz de kurtulun biz de kurtulalım" demiş ama ev ortamında en fazla 7 sene ömrü olduğu söylenmesine rağmen, şimdi 9 yaşında.
Sade neskafenin yanında gofret alan bir koyunun tuvaletini de tuvalette yapması sizi şaşırtmaz herhalde. "İlk altı ay sürekli banyoda 'Şanslı, haydi kızım kakanı yap' diye telkinde bulundum" diyor İşimtekin.
Tek ihtiyaç bu değil tabii hayatta. İşin mıncık makarna boyutu da var. "Bir keresinde bir köye gittik, orada erkek koyunlar arasında seçme yaptım" diye anlatıyor
İşimtekin.
"Öyle rastgele olsun istemedim.
En güzelini seçtim, 15 gün flört etmesini sağladım. Birbirlerinden de hoşlandıklarını sanıyorum. Ama Şanslı hamile kalmadı."
Şanslı, Allah için şanslı.
Evde iki banyo var, büyüğü onun.
Yazın haftada 3-4 defa banyo yapıyor. Sonra da fön çekilmesini istiyor. Günlük temizliği en az iki saat sürüyor, sahibinin dediğine göre deterjan sanayii onlara çalışıyor.
İki arabadan birinin arka koltuğu da ona tahsis edilmiş durumda. 'Bin' denince içeri
girip oturuyor. Eh, zil çalınca da misafirlere kapıyı açan bir ev sakini için normal bir davranış olsa gerek.