Her sabah hazırolda 'Ne mutlu Türküm diyene!'

Çok acayip şeyler oluyor. Dehşet verici şeyler. Bazı noktaları hiç anlamıyorum. Mesela Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen kaya gibi bildirinin en sonunda "Özetle" deniyor...

Çok acayip şeyler oluyor. Dehşet verici şeyler. Bazı noktaları hiç anlamıyorum. Mesela Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen kaya gibi bildirinin en sonunda "Özetle" deniyor, "Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, 'Ne mutlu Türküm diyene!' anlayışına karşı çıkan herkes
Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır."
Bu noktaya nasıl geldik ki? Ne alakası var? 'Ne mutlu Türküm diyene!'ye karşı çıkan kim? Üç beş şuursuz mu? 'Normal' başörtülü insanların 'Ne mutlu Türküm diyene!'yle derdi olmaz ki. Genelkurmay'ı ikna etmek için her sabah hazırolda 'Türküm, doğruyum, çalışkanım' okumak mı gerek?
Samimi olarak anlayamadığım bir başka şeyse şu:
Bu çizgide celallenenlerin ne kadarı bunu siyaseten yapıyor, ne kadarı samimi?
Koca koca ağır abilerin, en 'sıradan' bildiğiniz, zar zor ilkokul bitirmiş vatandaşın bile televizyon sayesinde takip edip çözdüğü tüm o inatlaşmaları, taş koymaları, numaraları anlamadığını varsaymak delilik olur. Buna siyaset deniyor galiba halk arasında. Politika. İktidar savaşı. Çıkarlar çatışması.
Ama bir yandan da geçen Tandoğan mitingine de, muhtemel Çağlayan mitingine de, büyük samimiyetle katılan, laikliğin elden gitme/memleketin İran'a dönme ihtimalini delice ciddiye alan, korku dolu, sinir yüklü gözleriyle birtakım insanlar, kadınlar var mesela, içlerinde tanış, akraba, konu komşu da barındıran. Aralarında saflık sınırını geçmiş, körlüğe varmış olanlar görülüyor. Bir sürü şeyi başka bir şey zannediyorlar.
Olup biteni doğru, haklı, gerekli gören nüfusun dağılımında kafam karışıyor işte: Hangileri siyasi, hangileri samimi?..
'Ona bilmem kaç yılımı verdim' kadınları
Sürpriz isim Mirkelam'ın eski sevgilisi Pınar Çınar'dı. Sapından tuttuğu çantası ve kırmızı beyaz çizgili çizgi film kasketiyle 'Şarkı Söylemek
Lazım' setini basarak konuştu:
"Mirkelam'a 2.5 yılımı verdim.
Onu Didem Uzel'e kaptırmam!"
Mirkelam o yarışmada kafaları zaten fazlasıyla karıştırdı. Hiçbir şey anlatmayan binbir kelimeli cümleleriyle, 'Eyvah, program bitince öyle bir şey yapacak ki, yarın kesin bütün üçüncü sayfalarda' dedirten ürpertici donukluğuyla, orada olmaktan mı çok mutsuz, Didem Uzel'le çiftleştirilmekten mi, anlaşılmayan, ekrandan izleyiciye püsküren korkunç sıkıntısıyla öyle dışarıda duruyordu ki, bir şeyler yapmak istedik onun için, ama çaresizdik... Mirkelam, meğer böyle biri miymiş? Pınar Çınar, tuzla biber oldu: Meğer 2.5 yıl bu nevroz pınarıyla mı birlikteymiş? Bu lisanla konuşan. Bir erkeğe verdiği yılların hesabını yapan. Ve onu kaptırmayacağını söyleyen.
Didem Uzel halbuki, herkesin kaptırılabileceği, herkesin kapılabileceği, herkesi kapabilecek bir kadın. Çok güzel. Magnet gibi. Alıyor bakışlarınızı, hapsediyor üstünde. Zekâsıymış, tarzıymış, sınıfıymış, bazen hiç önemi kalmaz, işte oralarda. Didem Uzel'e kapılan erkeğe, niye kapıldın denemez, ayıptır.
Ayrıca da bu gönül işlerinde kapılınır, kaptırılır, kapılır. Öyle 'kaptırmam'lar filan, gelir döner, söyleyenin ayağına dolanır, düşürür.
Bir de ilişkinin içine aritmetik sokmamak lazımdır. Şu kadar sene, bu kadar sene diye çetele tutulmaz. En başta seneler, 'verilmez'. Saç, süpürge edilmez. Tapon laflar bunlar. Bayat. Ebeveyn jargonundan bile çıktı artık. Ama belli ki bazıları hâlâ annelerinin margarinini kullanıyor.
İşte Arzu Balkan: Önce Kelebek'ten Sema Denker'e konuştu:
"Tamer çok flörtöz biri. Ama o limanda da fazla uzun kalmaz. Ya o başka bir limana gidecek ya da liman halatları atıp onu bırakacak. Aşk da bir duygudur ama aklımızı kullanarak bu iradeye sahip olabiliriz. Önce kendimize sadık olmalı, ondan sonra duygularımızı yaşamalıyız. Çünkü özgürlük, başkalarının özgürlüğünü kısıtladığınız sürece özgürlük değildir. Bunun adı tacizdir, kabalıktır."
Yaş kaç, aşk ve yurttaşlık bilgisi kaç, öbür kadını harcarken kocaya bağlılıktan taviz vermeme katsayısı kaç derken, Günaydın'dan Başak Çokan'a anlatmış:
"Tamer'in diğer kadınla ilişkisi yürümeyecek. Bir kadının, bir kadına yapabileceği en büyük düşmanlık budur. Atalarımızın söylediği çok
önemli bir söz var, yuva yıkanın yuvası olmaz! Çok doğru bir kelime. 'Ben âşık oldum, aşkımın peşinden koşarım' mantığını kabul etmiyorum. Çok âşıksan bile, aklını kullanmak zorundasın! Bakalım inkâr edilen ya da anlatılmayan bu ilişkinin kahramanları, bu ayrılığın ardından nasıl olacak da ortalıkta dolaşacak merak ediyorum. Tamer'e şimdi birisi en güzel haliyle görünüyor, sürekli cicim ayları ama hayat bundan ibaret değil... Bence Tamer'in diğer kadınla ilişkisi yürümeyecek!"
Allah herkesi aşk bilgini bir eşten korusun.