'Herkes eşit ama ben daha eşitim'

İki alternatifim vardı: </br>a) Pazar yazısının teslim saati olan cumartesi öğleden sonra üçü gerip uzatacak, kendim de yay kıvamına gelecektim.

İki alternatifim vardı:
a) Pazar yazısının teslim saati olan cumartesi öğleden sonra üçü gerip uzatacak, kendim de yay kıvamına gelecektim. Bunun getirisi, karşınıza maçın skoruna göre bayram/ cenaze halini yansıtacak satırlarla çıkmaktı.
b) Sabahın körü yazıyı yollayacak, sonra üzerimde Japonya maçındaki uğurlu tişörtle, Çin maçını aldığımız uğurlu koltuğa kıvrılacak, maça konsantre olacaktım. Erken yola çıkmış yazıda da başka havadan çalacaktım.
b'yi seçtim. Cuma kaldığım yerden devam ediyorum. (Ey hafta sonu okurları; Çarşamba akşamı Aya İrini'deki I Solisti Veneti konserine gidilmiş, müziğin şerbetimsi tadına karşılık izleyicilerin kas kas hallerine mana verilememiş, klasik müzik tabu mudur, diye sorulmuştu. Budur yani mevzu.)
Birçok mail aldım. Bana gelen mail'ler genellikle ya üç kuşaklık beddua ya da çıkma teklifi olduğu için, böyle konuyla ilgili olanlardan çok etkileniyorum.
Alkış adabı
"Klasik müzik konserine gitmenin -hele bir de festival vb. 'occasion' kapsamındaysa!- pres-tijinin sınırsız olduğu bir ortamda, yazdığınız rahatsızlığı ben de yıllardır gittiğim her konserde hissettim" demiş Tarih Vakfı Tanıtım Koordinatörü Ertan Keskinsoy. Ve Londra Filarmoni Orkestrası'nın web sitesinde rastladığı 'Sıkça Sorulan Sorular'dan 2 tanesini yollamış:
- Royal Festival Hall'daki Londra Filarmoni Orkestrası konserlerinin belli giyim kuralları var mı? Royal Festival Hall'daki konserlerimize dilediğiniz giysiyle gelebilirsiniz. En önemli şey kendinizi rahat hissetmeniz ve müziğin tadını çıkarmanız.
- Ne zaman alkışlamam gerekir? Parça tamamlandığında. Bir parçanın bittiğini anlamak zor olabilir; şefi izlemek ipucu verebilir. Şef parçanın bitiminde hareketsiz durur, bariz biçimde rahatlar, kollarını yana koyar ve alkışını almak için izleyiciye döner. Parçanın bitip bitmediğinden emin değilseniz, başka birinin alkışlamasını bekleyin!
Yaraya parmak
"Bizim de yanımızda 5 adet 50 yaş üstü
'kokona' vardı. İlk yarıda girerken onları kaldırdık diye bize bir surat... Üstelik konser başlamamıştı. Ara olduğunda baktım kalkmıyorlar. Neyse sandalyeleri çekerek arkadan çıktım. Ama dönüşte yerime geçmemi engellemezler mi? Yani konseri daha kötü bir yerden izledim ama inan keyfimi bozmadım. Bu çok bilmiş kadınları da sadece lanetledim. Hayatı son derece ciddiye alıp da hayatta hiçbir başarıya imza atmamış kadınlar var ya, işte onlar. Bir de onlara dokundursan" demiş Şeyda Taluk.
Şöyle bir hikâye anlatayım o zaman. Konserden sonra Arkeoloji Müzesi'nin bahçesindeki kokteyle davetliydik. Yiyecek bir şeyler aldıktan sonra kocaman yuvarlak masalara tünedik. Yanımızdakiler kalkınca başka birileri oturmak için izin istedi. Buyrun, dedik.
Fakat masanın diğer ucunda, "Figen'in düğünde giydiği elbise var ya, Mehtap'la görümcesi Aylin gidip aynısından almamışlar mı; delirdi tabii Sabiha, bir kavga, Nesrin de çomak sokunca, ablamlar zor ayırdı" tonunda süren sıkı entelektüel ufuk turunun ah görseniz nasıl da saraylıymış, ultra da görgülüymüş gibi yapan iki kahramanının kaşları anında botox'landı. Böyle dehşet kavisleri. "Dolu" dediler, "Oturamazsınız. Her an gelebilirler." Halbuki gidenler dönmeyecekti.
Önce anlamadık. Sonra baktık ki yeni
gelenler epey şişko, biraz da rüküş. İki başöğretmen edalı minik burjuvanın ambalaj standartına uygun değil. 'Snıf, snıf, püf, bu benim sınıfım değil' koklamaları. O zaman tabii, hararetle buyur ettik!
Ah şekerim; alt tarafı davet etmişler, gelmişsiniz. Açık büfeden tabakları
dizmişsiniz. Hepimiz eşitiz ama siz biraz daha mı eşitsiniz? Hadi ya?