Hezeyanlarıma haksızlık edildi

Dün yağan yağmuru, gençlik hezeyanlarımla kıyaslamıştım. Hezeyanlarımdan özür dilerim. Bu yağmurlar daha ziyade sokakta düşüp dizini yarıp bir de üstüne annesinden tokadı yiyen çocuk böğğğ'lemesini çağrıştırıyor.

Dün yağan yağmuru, gençlik hezeyanlarımla kıyaslamıştım. Hezeyanlarımdan özür dilerim. Bu yağmurlar daha ziyade sokakta düşüp dizini yarıp bir de üstüne annesinden tokadı yiyen çocuk böğğğ'lemesini çağrıştırıyor. Mümkün değil atlatamayacak, yıllarca susmayacak.
İnsan, yağmurun da bir gün gelip dineceğine ilişkin inancını yitiriyor. Ve gözyaşlarıyla, soruyor: Yoksa daha sezonluk tatil hedeflerini tutturamadan, yaz mı bitiyor?
Sorularımız devam edecek. Çünkü dün, 'ev kirliydi kimseyi çağıramadım / yalnız kaldım daraldım / iki çift laf edecek kimsem yoktu, size sığındım' ayağına yarattığımız interaktif ortamın bugün semeresini görmüş bulunuyoruz.
Öğle saatleri itibarıyla mail'lerimize baktığımızda, vatandaşın özellikle 'Oya Ünlü mü, Tayyibe Gülek mi' sualimiz karşısında gaza geldiği hissediliyor.
Ben patates kızartırken bir yandan da kızaran patatesleri yediğim için, daha hayatta sofraya bir koca tabak kızarmış patates götürme tecrübem olmadı. Bu sefer öyle yapmayalım, üstünden almayalım. Sonuçları cumaya bırakalım, yeni sorulara bakalım.
Tayyör üstü hasır şapka
Tayyör üstü hasır şapka kombiniyle gönlümüzü fetheden Zeliha Gürel, bu gönül bağını kuvvetlendirmek için çalışmalarını canla başla sürdürüyor. Kocasının makamında otururken (bir kocanın 'makam'ında da niye oturulur ki, akşam eve gelince kucağında oturursun, olur biter) gelen müsteşar için 'samimi' bir şekilde 'Şükrü, kim bu kadın' sorusunu yönelten Gürel, sizce büyüyünce kim olmak istemektedir?
a) Semra Özal
b) Jackie Kennedy
c) Sophia Loren
d) Şükrü Sina Gürel'in annesi
e) Şapkacı
Yalnızlık seçilir mi?
Bugün Milliyet'te yeni bir yazı dizisi başlıyor: 'Yalnızlığı seçtim.'
'Böyle dedi, peki yani ne dedi' kümesinde değerlendirebileceğimiz bir güzide klişe bu 'yalnızlığı seçmek.'
Adam bulmak için Aya Yorgi'lere tırmanıp dallara paçavra bağlayan hanım kızlarımız da yalnızlığı 'seçiyor', 92. 'seviyeli ilişki'sini de hayallerindeki siteden bir yuva, arzuladığı markadan bir taşıt sahibi olamadan noktalamak zorunda kalan gözü yaşlı televolegiller de yalnızlığı 'seçiyor'.
Kendi seçiyor yani. Karışmayın bana. Bu benim seçimim!
Günün sorusu: Yalnızlık seçilir mi?
'Kapıkullarını' ne yapmalı?
Bu bir okur mail'i; birazcık kısaltarak alıyorum:
"Eşim ve ben çok sık olmamakla beraber İstanbul gece hayatında gezmeyi severiz. İkimiz de Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden mezun olmuş
ve en iyi kurumlarından birinde çalışan insanlarız. Şu an için bu bilgileri vermemin anlamsız olduğunu düşünebilirsiniz, ama sizinle paylaşacağım olayla ilgili sorgulama yaparken nasıl insanlar olduğumuzu biraz olsun tarif edebilmek için belirttim.
Dün akşam eşim ile hazırlanıp saat 22.30 gibi bir şeyler içmek için Ortaköy'deki Anjelique Buz adlı mekâna gittik. Mekânı hem arkadaşlarımdan duymuştum hem de dergilerde güzel olduğunu okumuştum. Hiçbir şekilde bir terslikle karşılaşmayacağımızı düşünerek içeri girmeye çalıştığımızda kapıdaki kişinin ukala bir biçimde 'Kulüp üyeliğiniz yoksa giremezsiniz' tavrı ile karşılaştık. Açıkçası şoke oldum. Haftanın her günü olmasa da en azından haftada bir hoşumuza giden bir mekâna gideriz. Daha önce ne Laila'da, ne Reina'da, ne de başka bir mekânda bu şekilde bir şeyle karşılaşmamıştım. Hatta bu tip mekânlarda bu tarz adam seçme olayları olduğunu çok sık duyduğum halde kendi başıma gelmediği için bana pek inanılır gelmezdi. Ben de kapıdaki kişiye bu mekân ile ilgili kulüp üyeliği tarzı bir şeyi hiç duymadığımı ama eğer varsa dergilerde bunun da özellikle belirtilmesi gerektiğini anlattım. Karşıdaki kişinin bize nedendir bilinmez en ufak bir saygısı olmadığından, alakasız bir biçimde 'Bizim reklama ihtiyacımız yok' gibi bir laf etti. Açıkçası bana kalsa daha fazla şey söylemek istiyordum ama eşim bu tarz kişilerle hiç uğraşmamayı tercih eder ve beni oradan uzaklaştırdı.
Bize bu derece saygısız davranma hakkını bu kişi kendinde nasıl bulabiliyor diye sorgulayınca mekânın işletmecisinin de suçlu olduğunu düşünüyorum. Bu kişiye bu güveni o mekânın işletme anlayışının vermiş olduğuna inanıyorum.
Nasıl bir eğitim alıyorlar bilmiyorum ama kapıda beğenmediği kişiyi (bu beğenme kriteri nedir onu da bilmiyorum) saygısızca def etme hakkını kendinde görüyor. Nedir bu mekâna girmenin kriterleri o zaman onları yazsınlar kapısına, uymayan gelmesin.
En çok üzüldüğüm, şu an 28 yaşındayım ve bu zamana kadar gerek eğitim, gerek kariyer için uğraştım hep (hepimiz gibi) ve şu an kendimce iyi olabilecek bir hayat standardına ulaştığımda kendi ülkemde istediğim mekâna girip gönlünce eğlenemiyorum ve içeri alınmayıp saygısız tavırlara maruz kalıyorum. Biz bunları yaşarken televoleleri görüp büyüyünce manken olacağım diyen çocuklara hak vermemiz gerekli herhalde diye düşünmeye başladım."
Şimdiiiii... 'Hayatta memleketin bir adet kulübüne giremiyorsak, sahi niye yaşıyoruz' mu? 'Dünyanın her tarafındaki kulüplerde var böyle ayrımcılık şekerim' mi? 'İyi de, neye göre ayrımcılık, güzelim' mi? 'Yok öyle şey abicim. Ben Puff Daddy'nin rezervasyonlu girdiği yere öyle daldım. Bir tek gözünün içine bakıyor adamlar, ne mal olduğunu anlıyorlar' mı? 'Dükkân benim değil mi, istediğimi alırım, istediğimi satarım' mı? 'Parasıyla değil mi, kardeşim' mi? 'Biz sizin paranızı istemiyoruz, Derin, Helin, Pelin ve Selin'lerinkini istiyoruz' mu? 'Kriz, sadece herkese değil, her müesseseye de gerek' mi?