'İçimizdeki zaman' kaçı gösteriyor?

İstanbul Modern'deki 'Gelenekten Çağdaşa/Modern Türk Sanatında Kültürel Bellek' sergisi, son yılların en çok...

İstanbul Modern’deki ‘Gelenekten Çağdaşa/Modern Türk Sanatında Kültürel Bellek’ sergisi, son yılların en çok eleştirilen sergilerindendir herhalde... Buna karşılık gene İstanbul Modern’deki ‘İçimizdeki Zaman’ fotoğraf sergisi, dördü, onu, on ikiyi gösteriyor; bazı işler dört dörtlük, on puanlık, insanı on ikiden vuruyor manasında!
Fotoğraf çok acayip bir şey; tam da o anı durdurma, yakalama, hapsetme kudreti var. Panos Kokkinias’ın kalecisinin bekleyişi ve haletiruhiyesi üstüne ciddi ciddi hikâye yazılır.
Sergide Rusya, Yunanistan ve Türkiye’den fotoğrafçıların işleri var. Georgy Pervov’un, Paris Petridis’in, Christina Dimitriadis’in, Petr Lovigin’in bazı işlerini çok sevdim, ama galiba en çok Kokkinias’ınkileri... 16 Mayıs’a kadar mutlaka bir fırsat bulunur. 

İnce iş: Bitki ressamlığı
Derya Sazak’ın eşi Ayşe Sazak, hayatta tanıdığım en zarif, en nazik, en incelikli insanlardan biri. Geçen
gün tesadüfen, tam da karakterini çağrıştıran, aynı zamanda tam da Pınar’ın (Öğünç) ‘İnce İş’ine layık bir alana yoğunlaştığını öğrendim: Bitki ressamlığı! Üstelik de dün itibarıyla sergileri açıldı.
Bitki ressamlığı, kendine özgü teknikleri ve hassasiyetleri olan gerçekten kıymetli bir iş... Doğada kendiliğinden yetişen çiçekli bitkilerin aynen bire bir resmedilmesi demek ve de fotoğraftan çok daha fazla detay verebildiği için apayrı bir yeri var.
Genç sanatçı Işık Güner’in (Sadece 27 yaşında) amacı, Anadolu’daki endemik bitkilerin, nesilleri tükenmeden resmedilerek kayıt altına alınması. Kim bu Işık Güner? Aslında Çevre Mühendisi, ama aynı zamanda da uluslararası bitki ressamı, bu alanda İngiltere’den gümüş madalya kazanmışlığı var. 2006’dan beri atölyeler düzenliyor. Başta Kars olmak üzere birçok şehirde sürdürmüş çalışmalarını, hedefi bitkileri kitaplaştırıp ölümsüzleştirmek.
Sergileri dün itibarıyla, atölye çalışmalarının da yapıldığı Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’nde açılmış bulunuyor. Gündelik hayatta onca kavga gürültü varken birilerinin böylesine sabır ve incelikle bambaşka bir dünyanın peşinde olma gayreti insana iyi geliyor. 

Gişe kuyruğunda karar anı
Sinema biletinizi küçük makinelerden kendiniz kesmiyor da eski usul gişe kuyruğuna ekleniyorsanız dikkatinizi çekmiştir belki. Özellikle çok sinema salonu olan ve aynı anda bir sürü film gösteren AVM’lerde, insanlar hangi filme gireceklerini, kuyrukta sıra tam da onlara geldiği anda düşünmeye başlıyor!
Arkalarında beklerken ‘Haaa ben ona gittiiieeem’, ‘Ama aşkııım, komik diiilmiş kiiieee’ balonları çarptıkça suratınıza, bir ben çarpsam bir de Allah çarpsa diye iç geçirmek kaçınılmaz oluyor.
Tuhaf bir şey değil mi bu? Kafalarında belli bir filmi görmek değil, sadece sinemaya gitmek var. Ha o ha öteki hiç fark etmiyor, belli ki o ana kadar bahsi dahi geçmemiş. Hadi buna eyvallah diyelim, peki etraftaki yanar döner film adlarına ve seanslarına bir gözü de mi takılmaz insanın bilet kuyruğunda dikilip beklerken? Gişe memurunun ‘Hangi film?’ diye sorması sürpriz midir?
Bir de taksimetreye bakıp çantasından cüzdan, cüzdanından para çıkarma işlemine ancak taksiyi durdurduktan sonra kalkışanlar var.
Zekâ eksikliği midir, refleks yavaşlığı mıdır, beyin uyuşması, kan çekilmesi, nedir sahi, dermanı yok mudur? 

Sabiha Gökçen’in orada vaha!
İlk açıldığı ‘dutluk’ zamanında da gayet sempatikti. Atatürk Havalimanı’nın keşmekeşinden, kalabalığından uzakta; küçük, tatlı, asude bir kasaba hava alanı gibiydi.
Sabiha Gökçen şimdi hem daha afili hale getirildi, hem de civarı şenleniyor, uçmak dışında da bir cazibe alanı oluyor. Komşularından Via Port bir outlet cenneti mesela. Bir sürü markanın yanı sıra, Beymen’in ve Harvey Nichols’ın çoğu zaman içte ukde kalan dizaynır markalarının seri sonu malları bulunuyor burada. Çok fazla çöp de var evet, ama bol vakitte dikkatlice kurcalayana, Vogue’un yayın yönetmeni Seda Domaniç’in, NTV’de Can Dündar’ın programına çıktığı anda taktığı aksesuvarlardan da var!