İhanet cinayettir!

Pazar günü atv'de yeni bir program başladı: Ballı Pazar. Hiç merakım yoktur öyle öğleden sonra pazar eğlencesi programlarına.

Pazar günü atv'de yeni bir program başladı: Ballı Pazar. Hiç merakım yoktur öyle öğleden sonra pazar eğlencesi programlarına. Fakat günler sonra ilk defa evde oturuyorum. O kadar özlemişim ki böyle işsiz güçsüz yayılmayı, yani utanmasam yastıkları içime sokacak, perdeleri filan öpeceğim.
Öyle yayılmış zaplar ve zıplarken, işte bu Ballı Pazar'a denk geldim. Müslüm Gürses 'Paramparça'yı söylüyor. Sonra basiretim bağlandı, kapatamadım. Bir yandan da Ahmet Tulgar'ın yine kıskançlık, haset, hatta öfke, kin, nefret duygularımı gıdıklayan nefis röportajını okuyorum.
Röportaj ne kadar iyi gidiyorsa, Ballı Pazar da o kadar yerlerde sürünüyor. İki sunucu ve üç konuk var (Müslüm Baba, Halil Ergün ve Gülşen) ama konuşma yok!
Espri düzeyini katiyen bir nebze yükseltmemeyi misyon edinmiş erkek sunucu, bir yerde lafı artık gündem üstü diyebileceğimiz aldatma mevzuuna getirdi. Ve Gülşen'e dönüp, "Ne düşünüyorsun bu konuda?" diye sordu.
Şimdi bu bizim lisedeki tarih hocasının imtihanlarda sorduğu 'Kurtuluş Savaşı'nı anlatın'
tipi 'İyi de anacım, neresinden' debelenmesine yol açan soru modeli karşısında, Gülşen ne yapsın...
Durdu, durdu ve hafif gergin
bir gülümsemeyle "Ben artık bu konuda bir yorum yapmak istemiyorum" dedi. Az konuş, bilge desinler!
Fakat sonra bir sessizlik oldu. Hem durumu kurtarmak, hem kendini göstermek isteyen Halil Ergün aldı sazı eline ve 'İhanet subjektiftir'le başlayan bir entelektini konuşturma girişiminde bulundu.
Tam 'ihanet görecedir' dediği noktada bir kadın sesi yükseldi: Evet, üzücüdür!
Halil Ergün'de hafif bir kaş kaldırma etkinliği hissedildi. Ve gerginliği mimiklerine yansıyan kadın sunucumuz Sinem Güven, tüm yarışma boyunca üstlendiği her şeyi bilen üstün ve üstten kadın rolüyle 'Kişiye ve duruma göre değişir diyorsunuz yani' diye bir akademisyen edasıyla düzeltti. Aydınlattı. Dünyanın en sıradan cümlelerini, dünyanın en akıl almaz sırlarıymış gibi sunmaca işi de insanın içine fenalık veriyor.
'Tartışma'nın son ayağı Müslüm Gürses'ti. Bağlaması için ona sordular. Ona her bir şey sorulduğunda içimde kıpraşan 'Allahı'm şimdi 5 dakika durup sonra 'Haaa, neydi soru' filan diyecek' ürpertisiyle doğrulduğum anda Müslüm Baba bir serinlik abidesi olarak cevap verdi:
"İhanet cinayettir!"
Konu bayatlamadan, onun da fikrini bilin istedim.
'Sürprizli son'lar söylenir mi?
Beğenirsiniz/beğenmezsiniz. Okursunuz/okumazsınız. Yazarı seversiniz/nefret edersiniz. Edebiyat olarak tutarsınız/ticari bulursunuz. Kıskançlığınızı saklarsınız/hezeyan okyanusunda boğulursunuz. Kolkola girip resim çektirirsiniz/üslubunuz icabı saldırırsınız. Entelektüelliğin boyutlarını 'Aldatmak'la ölçersiniz. Ne isterseniz, onu yaparsınız.
Hatta habercisinizdir; Ahmet Altan'ın başka kitaplardan 'esinlendiği' iddiasını ortaya atarsınız. Olabilir. Ama sanki sonunu söylemek, başka bir şey. Hele de sürprizli bir sonu, sanki söylemezsiniz...
Odamda Yolculuk
Tamam, daha önceden de bilirdim ve severdim. Hem derinlikli hem de çok tatlı bir sohbeti vardı. 'İkinci Bahar'da kanıtlamıştı; iyi oyuncuydu. Sonra resim, edebiyat, müzik; hepsinde söyleyecek lafı vardı. Ama hepsinden önemlisi, çok yumuşak, çok sıcak bir adamdı. Görmüş geçirmiş. Ama insanı ezmeyen. Tam tersi, rahatlatan, ısıtan, açan...
Fakat 10 gündür hayatımda çok ciddi bir yeri var.
Misafirliğe gittiğim bir evde resimlerini gördüm. Fotoğrafı değil; kendi yaptığı resimlerden. Bir tanesinde nasıl kocaman gözleri olan bir kadın boyamış;
o gözler nasıl insanın içine işliyor, böyle dimdik ama hem de hüzünlü... Tuhaf bir şekilde o kadının gözleri, o neler neler yaşamış gözleri, gözlerimin önünden gitmiyor. O kadar sevdim o resmi.Sonra eve geldim. Güzel bir şey çalıyor. Tam böyle al kırmızı şarabını, kıvrıl kanepeye, hava kararsın, için ısınsın müziği...
Oymuş!
Bir albüm çıkardığını bilmiyordum.
Mehmet Güreli'den bahsediyorum. 10 gündür sürekli onu dinliyorum. Tuhaf bir bağımlılık yapıyor. İnsanı yormuyor. Sıkmıyor. İyi ediyor.
Albümün adı 'Odamda Yolculuk'. Müziklerin tamamı Mehmet Güreli'ye ait. Sözleri Görkem Yeltan yazmış.
Özellikle birinci ve beşinci parçalarda takılıyorum. 'Beyaz Kuş' ve 'Pervaneler'de.
Öyle bilmem ne stüdyolarında remikslenmiş bilmem nerelerde bilmem ne çalışmalarından geçmiş ultra mega iddialı bir çalışma değil. Ama çok sıcak.
Çok yakın. Çok insan.
Bir ay boşa çalışsam...
'Artİstanbul'un birincisi. Bir uluslararası çağdaş sanat buluşması. Lütfi Kırdar'da bugün başlıyor. 29 Eylül'e kadar sürüyor. İçinde türlü güzellik barındırıyor. Mesela Faruk Cimok'un 'İstanbul Resimleri'ni. Ben onlara çok bayılırım. Bir ara hayatın anlamını bir adet Erol Akyavaş almak olarak görürdüm. Sonra Erol Akyavaşlar aldı başını gitti. Burhan Uygur'un bir kadını tarafından esir alındığım bir dönemim de olmuştur.
Sonra baktım ki o da masraflı kadın! Bir süre önce de Faruk Cimok'un bu çok sahici duran bol insanlı resimlerini arzular oldum. Diyorum ki bir ay boşa çalışsam, 2 ay boşa çalışsam, 12 de taksit yaptırsam... Cimok'un resimleri Passion Sanat Galerisi'nde.
Çok güzeller. Bence görün.