İlhan Mansız'ın büyüsü

Bu dakikalarda Serdar Bilgili-Hasan Arat mücadelesinin galibi henüz belli değil.

Bu dakikalarda Serdar Bilgili-Hasan Arat mücadelesinin galibi henüz belli değil.
Ama iktidara kim gelirse gelsin, Beşiktaş'ın akıbeti de ne olursa olsun, havası azalmayacak bir isim var: İlhan Mansız. Futbolun tartışmasız son yıldızı.
Bu yaşımda dul kalmamak için arıza çıkarmadan seyrettiğim maçlar dışında futbolla alakası olmayan sıradan, selülitli bir ev kadını olarak ben bile biliyorum ki İlhan için canını vermeye hazır bir kadınlar ordusu ve mümkün olsa canından ötesini verebilecek bir cinsel tercihini özgürce kullanan arkadaşlar topluluğu var.
Evet, çok iyi bir forvet.
Hava toplarını kimse onun kadar iyi koklayamıyor. Bazı hareketleri ancak Pele ile kıyaslanır. Ama İlhan Mansız'ı böylesine eşsiz yapan, performansı ve golleri değil, havası.
Futbola onun kadar stil getiren kimse olmadı şimdiye kadar. Futbolu bırakın; hiçbir spor dalında böyle bir tiple karşılaşmadık. Kimse onun gibi giyinmedi. Saçını onun gibi kesmedi. Ki kendi söylemiş Ahmet Tulgar'a dünkü röportajında, 'Futbolcular arasında yanları kısa, arkası uzun saç tıraşı diye bir klişe bulunuyor.'
Yakışıklı futbolcular gelip geçmiştir arada. Ama bu bir vaka. Bir zamanların 'Sarı fırtına'sı Metin Tekin'i alın mesela; eli yüzü düzgün tiptir neticede. Ama İlhan'daki başka bir şey. Yukarıdan bonkörce dağıtılan fiziksel özelliklerin iyice çalışılmış, incelikle işlenmiş hali. Ayna önünde hangi buklenin hangi perçemle dans edeceği üzerine kafa yorulması, çok da harab olmadan...
İlhan Mansız, göz alıcı hareketleri, hırsı ve agresyonuyla beraber, hatta daha çok, saç tasarımı, gardırop muhteviyatı ve futbolcular
arasında hiç rastlanmayan o clubber'ımsı tarzıyla var. Sadece sahalarda değil, podyumda, ekranda falan da iş yapacak bir ambalaj. Nişantaşı'nın göbeğinde, şehrin havalı bir kulübünde öyle Pele'msi hareketler
çekmeden de dikkat çekecek bir görsel malzeme.
O yüzden benzersiz.
Ev her şeyi anlatır
Gazetede her işin başı haber diye düşünülür ama bazen haberin fonunun, esasının önüne geçtiği de olur. Mesela konuşul-mayanların da en az konuşulanlar kadar dikkat çektiği röportajlar vardır. Bazı fotoğraflar vaziyeti
çarşaf çarşaf yorumlardan daha iyi gösterir. (Devlet-mafya-ordu örgülerini apaçık eden o düğün dernek fotoğraflarını hatırlayın.)
Pazarları biliyorsunuz gazeteler pek şenlikli
oluyor. Derdiniz sıcak haberse, 'life style'
konular sizi kesmeyebilir. Magazine burun kıvırabilirsiniz. Ama çoğu magazin yazısını
'Peki aslında ne diyor' şeklinde kurcalarsanız, nefis ayrıntılarla karşılaşıyorsunuz.
Bazen okumanız bile gerekmiyor; resimlere bakmak yetiyor! Mesela Gala'da her hafta ünlü birilerinin evinde yapılan röportajlar var. Konuşmalar genellikle çiftin nasıl da uyumlu bir evlilikleri olduğu ve çimenlere basmamamız gerektiği yönünde gelişiyor. Fakat klişeler silsilesi şeklindeki söyleşilerin içeriği değil önemli olan.
Bu sayfalarda salon salomanje fotoğraflar yer alıyor. Ve yazının kendisinden kat kat daha aydınlatıcı oluyor.
Mesela 'Bir kot bir bot' diyenlerin 8 ayrı karede 8 ayrı tayyör ve mücevher setiyle poz vermesi enteresan oluyor. Huzuru evinde bulanların antika kuleleriyle dolu labirentimsi 'yuva'ları insanın huzurunu kaçırıyor.
Somut örnekler isterseniz... 'Antikalardan yorulduk, modernizmi seçtik' diyen
Sabancıların bizimkinin 6 katı büyüklüğünde ultra modern masa üstünde benim kadar 16. yüzyıl vazosu birlikteliği... Tiyatrocu Güven Kıraç'ın duvarındaki 'Şaşkın Hafiye Kilink'e Karşı' film afişi ve sehpasındaki annemin bütün arkadaşlarında 36'lı setleri bulunan sözde gümüş kılıflı Borcam çanak...
Neler gördük biz bu Gala'larda... Yemek masasının karşısında paşa dede yerine koca Atatürk resmi bir nevi başyapıttı. Bir diğer unutulmazım ise 'ünlülerin modacısı' diye isim yapan ve daimi kas kas halleriyle bende hep keşke bir kerecik derin nefes alabilseler
arzusu yaratan Sibel-Ferruh Karakaşlı çiftinin salonuydu.
İçinde hepsi eşit büyüklükte odun parçaları dizili şık şömineyi çevreleyen iki raflık dekoratif kütüphane. Kütüphane yatık! Diz hizasında bitiyor. Şömine yansa kitaplar anında alev alacak. Dolayısıyla şöyle gecenin bir yarısı ateşte sucuk ekmek yapma ihtimali mevzubahis değil. Ama ne o; sucuk mu dediniz? Bakalım sucuğun tonu yaz modası için belirlenen renk skalasında mevcut mu?
İşte bu yüzden Gala ve türevlerini son derece faydalı buluyorum.