İlk defa: Hakkı Devrim meselesinin aslı astarı

Salı günü medya dedikodu sitelerinde dolanırken adımı koca puntolarla yanıp sönerken gördüm...

Salı günü medya dedikodu sitelerinde dolanırken adımı koca puntolarla yanıp sönerken gördüm:
"Nur Çintay mıdır nedir, bir yazar, 3-4 resim koyup; 'Bunlar kolay kolay da gitmezler bu meslekten, ölmezler' diye yazdı ve o kadın hâlâ Radikal'de yazabiliyor!!!"
Bu kadar sene sonra yine mi? Hâlâ mı? Yine saptırarak ve iftira atarak mı? Pes.
Hakkı Devrim, MediaCat dergisinin aralık sayısına verdiği röportajda, o korkunç kinini bir kere daha, artık hesap edemediğiminci defa püskürtmüştü.
Bir medya sitesinde yer alan, asla orada kalmaz: "Yeni bir tartışma başladı. Hakkı Devrim, Nur Çintay'ın köşesinde yazdığı bir yazıya tepki göstererek 'O kadın hâlâ yazabiliyor' dedi."
Yeni, öyle mi? O zaman evveliyatını, gerçeğin hem de ta kendisini anlatmak farz oldu. Hiç süslemeden.
2000 yılının Nisan ayında, o zaman çalıştığım Aktüel dergisinde, 'dinozor'ların revaçta olduğuna dair bir paragraf yazmıştım. Süleyman Demirel, Hasan Pulur, Hakkı Devrim, Attila İlhan ve en başta Mina Urgan'ın adları geçiyor, tabir zaten Urgan'ın 'Bir Dinozorun Anıları'nı referans veriyor, en ufak bir hakaret içermiyordu.
2001 Kasım'ında Radikal'de yazmaya başladım. Devrim birkaç kez 'Dil Yâresi'nde haddimi bildirdi, en affedilmez günahım budur belki de: bağlılık bildirmedim, kimseye bildirmem. Hiç atışmadık, Aktüel'deki yazımdan hiç bahsetmedi, hayatımızda hiç de tanışmadık.
Sonra, ne düşündüyse, neyi hesap ettiyse, tam iki yıl bir ay sonra... Evet, dolu dolu 25 ay sonra... 2003 Aralık'ında şöyle dedi:
"Amip-kızlardan biri yazdı. 60'lılar nesli diskolara gidermiş, 70'liler ev partilerine dönmüşler, 80'lerde eğlence yerleri çoğaldığı için nereye gideceğini bilmez hale gelmişler." (28.12.2003)
Bariz biçimde iki gün önceki 'Retro yılbaşı' yazımdan bahsediyordu.
O günden sonra köşesinde düzenli olarak bana 'amip' diye hakaret eder oldu.

  • "Önümde bir tomar kesik var, 'seks tuzak'lı Tamer Karadağlı haberine dair. Cuma günü bizde (Radikal'de) bir amip değinmişti bu konuya, o da kısaca." (01.08.2004)
  • "Önce Tuna Serim (H.Tercüman, 8 ekim), sonra bizim buradaki amip (Radikal, 10 ekim) 'İlk hafta sadece Al Pacino'yu görebildik', 'Henüz müşerref olmadığımız Meryl Streep' kabilinden beyanlarda bulundular." (13.10.2004)
  • "Amiplerin ileri gelenlerinden. Yabancınız da sayılmaz. Belki gözünüzde canlandıramazsınız diye dün fotoğraflarını da koyarak, şarkıcı Nazan Öncel ile siyasetçi Mesut Yılmaz'ı -aklınca ve kendince- hırpalıyordu; nezaketten ve zarafetten nasipsiz bir tavırla." (22.12.2004)
    Hayatımın en değerli gazete yazısını, birkaç gün sonra Yıldırım Türker'in kaleminden okudum:
    "... Çintay'ın böylesine şiddetli bir nefreti hak edebilmek için ne yaptığını bilmiyorum. Ama hepimizin gözü önünde uğramış olduğu bunca ağır hakaretin karşılaştığı sessizliği paylaşacak kadar geniş değil benim mezhebim." (Radikal İki, 26.12.2004)
    Yıldırım Türker'in üstüne harf eklemek ayıptır, hem de ne bileyim, sesimi çıkarmayınca sakinleşir sandım. Sadece Murathan Mungan'ın 'Bir Kutu Daha'sından o olağanüstü güzellikteki bölümü alıntıladım:
    "... Yaşlılık birdenbire ortaya çıkmaz, yaşam boyu edinilmiş bir üslubun taçlandırılmasıdır. Öyle ya da böyle. (...)" (31.12.2004)
    İsmen anılmamak, bazılarını daha da hırçınlaştırıyor, saldırganlaştırıyor. Kendini dile hâkimiyetiyle tanımlayan 'Üstâd', mecaz, metafor nedir hiç bilmezmiş gibi, o tek yazımdan asla kastetmediğim anlamlar çıkarmaya ve aşağılamaya, sırf köşesinde değil, söyleşilerde de devam etti:
    "Kısaca 'Geberemediler' demeye getiriyor. O bir hayvan adı kullanınca ben de kullandım. Özür dileyene kadar da ona amip diyeceğim.
    Sen de bir canlısın ama ne idüğü belirsiz bir canlı!" (Pazar Vatan, 09.01.2005)
    Bunun üzerine Basın Konseyi'ne ve Doğan Yayın Konseyi'ne başvurdum. Bir, üç, beş, artık işi tacize vardırmıştı. Art niyetle cımbızlıyor, çarpıtıyor ve bunu saplantılı bir enerjiyle, takıntılı bir inatla sürdürüyordu.
    Gerçekte var olmayan bir şeyi var ediyor, ondan besleniyordu. Elbette ki 'Geberemediler' dememiştim; bedduanın dönüp insanı en yakınından vuracağını düşünürüm ve bildiğim kadarıyla da Allah kimsenin ömründen alıp başkasına vermiyor.
    Basın Konseyi, iki başvurumdan da Hakkı Devrim'e iki ayrı 'kınama' cezası verdi. Medya sitelerinin 'flaş flaş'larına rağmen, 'yaşına hürmeten' gene bahsini etmedim. Bugünden bakınca, bana da gelmiş bir deli inadı!
    Ama o, kınama açıklamasının hemen ertesinde adeta güç gösterisi yaptı; 19.03.2005'teki 'Dinozor düşmanı bir amip' başlıklı makalesinde, 'tiksintisini bastırmaya idmanlı' olduğunu ama benim gibi terbiyesizlerle aynı meslekten olmanın verdiği acıyı duyduğunu anlattı. Bu yazıda defalarca 'amip' diyerek, 'vız gelir' demeye getiriyordu!
    Bir yandan da kınamaları hiç kendine yediremedi; bunu ona nasıl yaparlardı:
    "Bu memlekette «Dinozor» diye aşağılanmak istenenlere üstelik uyarma cezası veren meslek kulüpleri bile var. Siz onları bırakın da beni lütfen, haşere ve amip türü canlılar hakkında da biraz bilgilendirin." (31.08.2005)
    Doğan Yayın Konseyi'nin durumuysa çok ilginçti, çünkü Devrim, konseyin bizzat üyesiydi! Beni Doğan Hızlan aradı, bol 'şekerim'li konuşmasının içine hassas dengeli mesajlar kattı, olayı zarafetle örtbas ederken, beni de ustalıkla teskin etti: "Bir daha olmayacak."
    Ama oldu, çünkü Devrim kendini frenleyemiyordu. Abartının fazlası tehlikelidir, bu iş de artık rencide edici olmaktan çıkıp gülünçleşmişti:
    "Ben dinozorsam onlar da amiptir! O işe yararlar. Sonra kızıyorlar, beni Basın Konseyi'ne şikâyet ediyorlar. O bana dinozor derken suç değil, ben ona amip dediğim zaman 'Niye bana amip dedin?' diyor. 'Bre hayvan, sen ne yapmak istiyorsun?' desem, 'Bana hayvan dedin' diyecek. E eşekoğlu eşek, sen bana dinozor dedin, dinozor başka bir şey mi, hayvan değil de?" (Günaydın, 01.01.2006)
    Daha çok örnek var ama yerimiz daraldı, meraklısı dijital arşivlerde ilerleyebilir.
    Peki böylesine şiddetli bir nefreti hak edebilmek için ne yapmıştım?
    Yıllardır pışpışladığı o büyük düşmanlığın... Ayarı kaçan hakaretin... Yuh dedirten takıntının... Alenen tacizin sebebi olan... Geliyor... İşte o yazı (Aktüel dergisi, Sayı:
    457, 20-26 Nisan 2000):
    "'Yaşlılar bir kenara çekilsin, gençlere yer açılsın...' Demirel'in cumhurbaşkanlığının uzatılması gündeme geldiğinde bu muhabbetle yatıp kalktık. Halbuki 48 çeşit genç var. Aktüel'in iki hafta önceki 'Çatlı kuşağı' da genç, aylar önceki Siyaset Meydanı'nda 'Atam sen kalk ben yatam' söylemiyle Gülay Göktürk'e laf eden de, 1.5 yıllık mankenlik kariyerine 15 sevgili sığdıran da... Hem siz bakmayın Baba'nın 303 oyda kalıp toparlandığına. Son yıllarda dinozorlar pek revaçta. Hatırlarsanız 'olayı' Mina Urgan patlatmıştı. Teenage'ler bile yutarcasına okumamış mıydı 'Bir Dinozorun Anıları'nı? Bu arada Hakkı Devrim Türkçe cengâveri kesilmemiş miydi başımıza? CNN Türk'te Sezen Aksu'nun sevgililerini Can Baba ve Otto Tunç diye saymamış mıydı? Hasan Pulur'la Serdar Turgut neticede aynı ödülü almamış mıydı? Başka? Son örnek Attila İlhan. 'Ünlü yazar olmak için teşhirci bir eşcinsel erkek ya da geçmişi maceralarla dolu bir kadın olmak yetiyor da artıyor bile' demedi mi? Dedi ve anında koca sütunlara oturmadı mı? Ne denir ki... Allah dinoları başımızdan eksik etmeyecek galiba."
    İşte bu. Kendini kaybetmesine, terbiye ve nezaketle aslında sanılanın ne kadar dışında bir ilişkisi olduğunu açık etmesine sebep, sadece bu.
    Can Baba denilenin Cem Baba, Otto Tunç'un elbette ki Onno Tunç olduğunun, yani ikide iki yanlışının bile üstüne gitmemişim!
    Yazı budur, arşivler ve Allah şahidimdir, hakikat budur ve tanımayana Hakkı Devrim de budur.
    Benden hiç hazzetmemiş, onu canınız bellemiş olabilirsiniz. Sağduyu, adalet hissi, vicdan tam da bugünler içindir. Yoksa, yapacak bir şey de yok.