İlk gece dayağı

Dünkü yazıyı gören bir arkadaşım, 'İmzalar karıştı zannettim önce' dedi. 'Yoksa sen de bekâret falan yazmaya başladıysan işimiz var.

Dünkü yazıyı gören bir arkadaşım, 'İmzalar karıştı zannettim önce' dedi. 'Yoksa sen de bekâret falan yazmaya başladıysan işimiz var. Yarın da dayak yazarsın maazallah.'
Gazeteleri ortaya yaymış kahve içiyorduk.
İkinci fincanın ortasında, tam onu içime bir feminist ruh kaçmadığına ikna ettiğimde, bir talihsizlik oldu. Gazeteden üstüme bir haber sıçradı. Bir dayak haberiydi! Ama nasıl desem; fıkra gibiydi.
Şimdiiii. İzmirli çiftin soyadı Gürültü. Evliliklerinin ilk saatleri de epey gürültülü. İki senedir beraber olan çift, anlamlı bir günde evlenmeye karar veriyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde. Bu durumda ne düşünürsünüz? Adamın böyle Kadın Hakları yürüyüşlerine katılan, elinde krizantem olmadan eve adımını atmayan bir duyarlı ruh olduğunu mu?
Halbuki gelişmeler şöyle: Arzu hanım ve Mehmet Ali beyden oluşan Gürültü çifti 8 Mart akşamı saat sekiz sularında imzayı atıyor. Sabah ise küçük bir yolculuk gerçekleşiyor. İstikamet neresi? Antalya? Paris? Bali? Hayır, karakol!
Arzu hanım, doku ezilmesi ve morlukları eşliğinde karakola gidiyor. Alçı ve '5 gün iş göremez' raporu eşliğinde de çıkıyor. Anlaşılan damat bey, ona olan sevgi ve ilgisini, alışık olduğumuz ilk gecelerden biraz farklı biçimde göstermiş.
Çoğu kadın-erkek kavgasında olduğu gibi sebepler muhtelif. "Eşim benden habersiz nikah günü için 10 milyarlık takı
ısmarlamış. Bir süre önce de 850 milyonum kaybolmuştu" diyor erkek. "Bunları konuşurken
paralarımı yiyeceğini söyleyince sinirlenip masayı yumrukladım. Devrilen masa kendisine zarar verdi, dövmedim."
Masa biliyorsunuz, yumrukla devrilebilen bir eşya. Hatta canlı. Devrilince insan üzerinde hareket edip birden fazla darbe vurabiliyor!
8 Mart mağduru gelin hanım ise damadın
'Sürekli nikâh istiyordun. Al sana nikâh' diyerek saldırdığını söylüyor.
Sizin de vardır bazı yakınlarınız sekiz sene birlikte olup üç yıl aynı evde yaşayıp nihayetinde evlenen. Bir ay sonra da boşanan.
Ama bu kadarı... Kadınlar Günü nikâhı ve de dayağı sentezi... Çok özür diliyorum ve kısaca oha diyorum.
12 yılın faturası
Evvelki gece, hayatım gözümün önünden, evet bir film şeridi gibi geçti. Hayır kalp krizi, intihar girişimi, iç hesaplaşma vs değil. Sadece elime bir Vizyon dergisi aldım. Ve bırakamadım.
Bu ay meğer derginin 12. doğum günü kutlanıyormuş. Bu vesileyle de geçen yılların 'fatura'sını çıkarmışlar. Unutulmaz kapaklar, röportajlar, dergiye damgasını vuran isimler, retro çekimler, reklamlar...
'O'nun İstanbul'u köşesinin konuğu mesela, bu sayfaların annesi artı bir kent/cemiyet/ lezzet gurusu olan Deniz Alphan. Vizyon'un ilk genel yayın yönetmeni. Şimdi ise alt kat komşumuz; Milliyet'in eklerinin yayın yönetmeni.
'Kimler Geldi, Kimler Geçti' bölümündeki onlarca fotoğrafın en unutulmazı: Zeynep Tunuslu ile Uzay Heparı, evlendikten az sonra, tören giysileriyle poz vermişler. Tarih Aralık 1993. 'Kimler Neler Anlattı'da Yavuz Turgul'dan Cem Boyner'e, İbrahim Betil'den Cem Yılmaz'a yıllar öncesinden röportaj alıntıları. İnsanı söyleşisinin içine mıknatısla çeken Hülya Bankoğlu Ekşigil'in kaleminden. Ki birkaç sayfa sonra kendisi röportaj veriyor Ekşigil; Habertürk'te yaptığı yemek programı lezzetinde.
Ve son 12 yılın reklamları... Müzeyyen Senar'lı Derishow ilanının tarihi Aralık 1994'müş meğer. (Ki ne kadar net hatırlıyorum; Semiha Berksoy'lu, Nilüfer Göle'li versiyonları da vardı.)
Yıllarca dergilerde çalıştığım için belki, dergi görünce metabolizmam hızlanır. (Bu hızlanma yüzünden belki de, yıllarca asgari ücretle dergilerde çalıştım!) Bu yüzden mi diye düşündüm; Vizyon'un bu son sayısı bu kadar hayatın ta kendisi gibi geldi... Ama otuzunu geçen çoğu kadının, sayfaları yüzünde bir tebüssümle çevireceğini düşünüyorum. Her şey o kadar bildik, o kadar hem eski hem taze ki...
Bakmak sevapmış!
Aynı Vizyon'un ilerleyen sayfalarında 'Bana bakmak sevap' başlıklı bir röportaj var. Ebru Akel ile yapılmış. O kim diyeceksiniz.
'Balerin, sunucu, imaj danışmanı, sevgili, oyuncu' yazıyor spotta. Buradaki kilit kelime 'sevgili'. Eş ve sevgili kotasından hayatımıza giren bazı çok mühim şahsiyetler var ya, Akel onlardan. O bir sevgili. Popçu Kenan Doğulu'nun sevgilisi. Ayrılalı aylar da geçse, o bir ezeli ebedi sevgili.
Şimdi size bu sevgilinin kafasının nasıl işlediğine dair tüyo veriyorum:

  • Hiç kapıları açtırmak için adınızı kullandınız mı?
    'Yok, beni görünce zaten açıyorlar.' (Akel'in her cevabının arkasında 'Ben çok güzelim' cümlesi saklı)
  • Aynada hayran hayran kendinizi seyrederken yakalandınız mı hiç?
    'Valla ne yalan söyleyeyim, evet. Bana bakmak sevap!' (Bir önceki parantezde
    'saklı' mı demiştim, özür dilerim. Ve de sizi narsisizmin zirvesine davet ederim.)
  • Hiç sokakta birini tanımamazlıktan geldiniz mi?
    'Olabilir ama bilinçsizce.' (Bilinçsizce tanımamazlıktan gelme diye de bir şey varmış, öğreniyoruz.)
  • Hiç depresyona girdiniz mi?
    'Yatağın içinde bir gün hiç çıkmadan yattım ve bir kilo dondurma yedim. Eğer bu depresyon durumuysa, evet girdim.' (Bu kadar şipşak bir depresyon tedavisini Saffet Murat Tura bile öneremeyebilirdi. Ama Akel'in sabah girip akşam çıktığı bu durum belki de klasik pazar rehaveti, PMS sıkıntısı, akşamdan kalmalık, dondurma krizi ya da obezite belirtisiydi, kim bilir...)
  • Hiç ne anlama geldiğini bilmediğiniz bir kelimeyi kullandınız mı?
    'Olabilir. Ancak kullanırken aşağı yukarı ne anlama geldiğini çözmüşümdür.' (İşte budur!)