İşte bu!

Meğer beni kovmuş-lar. Ben de eski işime gidip 'N'olur geri alın, yazı yazmakla kalmaz telefonlara da bakarım...

Meğer beni kovmuş-lar. Ben de eski işime gidip 'N'olur geri alın, yazı yazmakla kalmaz telefonlara da bakarım, tuvaletleri de yıkarım' biçiminde paspas olmak üzereymişim.
Evde yatak döşek yattığım bir hafta içinde böyle enfes haberler çıkmış hakkımda. Bari dedim gidip bir boy göstereyim, işten -henüz-atılmadığımı dosta düşmana göstereyim. (Bu arada dedikoduları şehvetle dolaşıma sokan arkadaşlara Jean-Noel Kapferer'in 'Dedikodu ve Söylenti' isimli kitabını önereceğim. Çok ciddiyim. İçinde bu mevzuun niyesine nasılına ilişkin zihin açıcı şeyler vardır.)
Şimdi o kadar gün evin sıcaklığına ve
yavaşlığına alıştıktan sonra pazartesi işe başlamak korkunç bir travma tabii.
Dedim ki pazardan gideyim de ortalık tenhayken kendi çapımda bir adaptasyon süreci başlatayım.
Geldim nitekim. Bilgisayarın önüne çöküp (ki çok yakında Osman Hamdi Bey'in 'Kaplumbağa Terbiyecisi' ile boy ölçüşebilecek değerde olduğunu söyleyerek el koyabilir Kültür Bakanlığı; öyle nadide bir parça ki mesela yeni dosya açmak beş dakika sürüyor) gazeteleri (ve tabii pazar eklerini) mıncıklamaya başladım. Sonra o kadar ezildim ki altlarında, bu sefer birikmiş basın bültenlerini karıştırmaya koyuldum.
Günün sürprizi, bir paketin içinden çıktı. Metin Üstündağ'ın 'Pazar Sevişgenleri'. Dakikalarca oyalandım. Daha aşka meşke ilişkin bir karikatür de seçebilirdim size ama şu anki ruh halimin en iyi ifadesi bu.
Kadınlığını keşfeden kadınlar
Mehmet Y. Yılmaz cumartesi günkü yazısında magazin klişelerini anlatıyordu. İçinde ne zamandır delirdiğim bir tanesi vardı ki dilimin ucuna geliyor geliyor ve basiretim bağlandığı için yazamadan gidiyordu. Evet, 'Cinsel tercihini özgürce kullanmak'! Yılmaz'ın da dediği gibi birinin eşcinsel olduğunu ifade etmenin 'yeni Türkçesi' bu.
Son dönem tabirlerinden bir tane daha var, o da 'kadınlığını keşfetmek'. Biz keşiflerden uzak yerimizde sayarken, Seda Sayan gibi
'kadınlığını keşfeden kadınlar' öncelikle artık nesli tükenmekte olan kasap vitrinlerinden birini süsleyecekmiş edasıyla açılıyor ve saçılıyorlar. Popolarındaki sivilceye kadar her şeyi ortaya dökme arzusu baş gösteriyor. Mutlaka bir elden geçiliyor; dudak, göğüs, kalça, bacak... oradan alınıp buraya konuyor. Bu arada eldeki erkekle vedalaşılmış, 'evet, sıradaki' kıvamına gelinmiş oluyor.
'Kadınlığını keşfeden kadın', tren kaçmadan son vagondan yakalama telaşı içine giriyor. Hem hayatı, hem o televole dünyasının nimetlerini. Öyle olmadı, bitip tükenmeden bir de böyle verelim... Pardon, vermeseniz...