Jinekoloğun cinsiyeti olur mu?

Politik cevap: Olmaz. </br>Samimi cevap: Olur, jinekolog erkektir.

Politik cevap: Olmaz.
Samimi cevap: Olur, jinekolog erkektir.
Kendisine erkek doktorun bakacağını öğrenince hastaneden kaçıp sokakta kaldırıma uzanıp çığlık çığlığa doğuran kadıncağızın haberini gördünüz mü?
Erkek doktoru nasıl kuvvetli, nasıl kör bir ret ki bu, sokakta, gelen geçenin ortasında, sürüyle insanın arasında, bir çiftten kaçarken 40 çift gözün karşısında doğurabilecek denli şirazeden çıkartabiliyor insanı.
Olay yeri Erzurum. Ama biliyoruz ki İstanbul'un kenarı köşesi de olabilir, her yer olabilir. Türkiye'de bazı kadınlar, erkek kadın doğumcuyu, kessen, doğrasan, öleceğini söylesen kabul etmeyebilir.
Bu bana selamlaşırken erkek eli sıkmamaktan bile daha garip geliyor.
El sıkarken, TEDAŞ ihtimali pekâlâ olabilir. Çekici bir adamdır karşınızdaki, güzel bakıyordur, içten gülüyordur, o küflü 'Çok memnun oldum' dışında (Ne hayrımı gördün de memnun oluyorsun, tanımadan etmeden) zekâ sinyali veren bir laf etmiştir... Büyük, kemikli, biçimli elleri vardır, gevşek ve kaygan değil güçlü ve dostane de bir el sıkışı... Elektriklenilebilir yani pekâlâ, neden olmasın...
Ama herhalde istisnasız her kadının, hayattaki en antipatik ilk üç alet edevatın içinde rahatlıkla sayacağı o jinekolog zamazingosunda bacaklarını iki yana açma pozisyonunda, en ufak bir kıpraşma, her iki taraf açısından da sıfırdır.
Kadın gergindir, canı yanacak mı endişesindedir, hayatta belki sadece bir, belki en fazla birkaç kişiyle paylaştığı nahiyeyi tetkik ettirmektedir. Alet soğuktur, ortam sevimsizdir, bu şekilde kurcalanmak can sıkıcıdır.
Adamsa binlercesini görmüştür, beyaz örtünün aralığından hepsi birdir, tamamen iştir, başka hiçbir çağrışımı yoktur. Pek çok hekim, bu mesleki enflasyonun bazı zavallıcıkların sandığı gibi 'Ooo, iyisin abi'nin tam tersi bir bıkkınlık, fantezide kuraklık ve ev hayatında tembellik getirdiğini söyler.
Jinekolojik muayeneden tırsmak, bunu mütemadiyen ertelemek, köylüce yok saymak, gayet anlaşılır bir şeydir. Ama erkek doktordan kaçmak fevkalade yersizdir.
Tam tersi asıl tehlike, kadın doktorunun kadın olanıdır.
Çok eskiden kalma çok tatsız bir tecrübem var; tarihimdeki tek kadın jinekoloğun o sakil muamelesini hayatta unutamam.
Bir şuursuzdan yola çıkıp bütün cinsi töhmet altında bırakmak fazla ağır belki ama benzer hikâyeleri etraftan duymuşluğuma istinaden: Kadın jinekologların ortak hissiyatı galiba biraz şöyle oluyor: Ne var, bizde de var! Canın mı yandı cicim, biz de çekiyoruz aynısını, patlama!
İnsana iyi gelmeyen bir fazla sıradanlaştırma, değersizleştirme... Çirkefleşmek istemiyorum ama doktorun bu bölgeyi kendi hayatında kullanma sıklığı da hastaya yaklaşımını etkiliyor olabilir. Ne kadar seyrek, o kadar gaddar.
Erkek jinekologlar, bilhassa da o pek marka olup havalara girmemiş ve orta yaşı geçmemiş olanlar, kadınların nasıl da kelebekle kuş arası bir haletiruhiyeyle geldiklerinin bilgisiyle, son derece dikkatli, şefkatli, nazik oluyorlar. Halden anlıyorlar.
Diyeceğim, jinekoloğun cinsiyeti olacaksa eğer, benim için tartışmasız erkektir.
Büyümeyi durdurma tartışması
'Ashley tedavisi', Füsun E. ve engelli oğlu Umut Mert'le birlikte tekrar tartışılıyor. Pek çok doktora soruldu, dünkü haberlere göre din adamları annenin talebine karşı çıktı, engelli dernekleri çektiği zorlukları anlasa da böyle bir 'hakkı' olmadığı görüşünü savunuyor.
Dünyanın en ağır, en zor, sorumluluğuyla ezen, asla tek bir doğru cevabı olmayan sorusu: Siz olsaydınız engelli çocuğunuzun büyümesini durdurur muydunuz?
Sorunları asgaride kalsın diye o da hep bebek mi kalsın, yoksa böyle bir müdahaleyi içiniz kaldırmaz mı?
Sokaktan çevirdiğiniz herhangi birine sorulacak soru değil bu. Ancak benzer bir tecrübesi olanlar daha gerçek cevaplar verebilir.
O yüzden biz de yarınki Radikal Cumartesi'de engelli aileleriyle konuştuk. Daha çok da serebral palsi denen spastik çocuk sahipleriyle.
Tabii ki tek bir cevap yok;
her vaka biricik ve ayrı değerlendirilmeli. Bazı durumlarda gelişme kaydedilebiliyor, ümit var, imkân var. Ashley ve Umut Mert gibi ağır vakalarda ise pek çok aile bu dileği haklı, makul, uygulanabilir buluyor. Böyle bir kararı kararlılıkla telaffuz etmek feci zor tabii. Ama konuşmalar ilerledikçe: "Kızımın rahmi alınsın, en büyük korkum tecavüze uğrayıp hamile kalması"... "Büyümesi durdurulsun ama erkekliği kalsın"... "60-70 yaşına gelince onu nasıl taşıyacağım?"... "Daha iyi bakılacaksa neden olmasın?.."
Bir kere ortak endişe şu: Benden sonra ne olacak? Aileler bu kâbusla kıvranıyor.
Bir de ufak saptama: Daha muhafazakâr, dar gelirli, küçük, içe kapalı çevrelerde, kadercilik, teslimiyet daha fazla. Cevap, en azından bakış açısı, sadece vakanın ağırlığına değil, uzmanların da dediği gibi semtlere göre de farklılık gösteriyor.