Kadın cumhurbaşkanı ister miyiz?

Elbette isteriz. </br>Şık durur. İmaj yapar. İlk olur. Tarih yazar. </br>Hele ki eli yüzü düzgün, kılık kıyafeti kabul edilir, gençcene ve güler...

Elbette isteriz.
Şık durur. İmaj yapar. İlk olur. Tarih yazar.
Hele ki eli yüzü düzgün, kılık kıyafeti kabul edilir, gençcene ve güler yüzlü, özetle fotoğrafa gelir bir kadın; "Çankaya'da başörtüsü mü, su veriniz, şimdi bayılıciiiim" gerilimine
Vernel olur, Yumoş olur. Bahar Tazeliği. Bak geçti, İran olmadık, ayıl, bitti.
Peki fotojenik diye, imaj inşa eder diye, sürprizli diye... Tarihteki on
birincinin adının bu vasıflarla anılması da sanki biraz tuhaf değil mi?
Özellikle de kadın diye... Al sana en âlâsından pozitif ayrımcılık. Vasfınız neydi Sayın 11 Numara? E, kadınım.
Belki de cumhurbaşkanlığını, Metin Uca'nın da talip olduğu bir pozisyon olarak düşünüp; zihnimizde de kalbimizde hafifletmeliyiz.
Bu lisan yargının tepesini de mi sardı?
Kâğıt israfı olarak gördüğümüz birtakım kitaplar zaten çoktandır bu lisanla yazılıyor, bazı hisli/İslami/sözde edebi programların yaklaşımı da bu yönde. Dolayısıyla dini bütün nine/dede kadar, papağan davranışı sergileyen kelebek kadınlar arasında da ne zamandır dolaşımda olan bir dil bu. Meğer yargının ta zirvesinde de kullanılıyormuş.
Rafet El Roman'la Tuğba Altıntop isimli ex çiftin, 'Aliye' dizisini aratmayan çocuk alışverişinde en son nerede kalındığından haberimiz yoktu. Yargıç Ali Sadık Taştepe sayesinde artık var.
Taştepe, çocukların velayetini anneye verirken, olup biteni öyle şahane biçimde metafor yara yara ifade etmiş ki, sadece gazete manşetlerine değil, hukuk tarihine de, Büyük Türk Betimleme Antolojisi'ne de geçer.
Hâkimin 'gerekçeli karar'ı aynen şöyle: "Ufukta şafak sökmesidir doğum. Ataları tarafından sorumsuzca geleceği karartılan ışıltılı dünyaya gözünü açmıştır bebek. Ulaşılması zor zirvelerden vadideki çocuğuna coşku ile akan bir şelaledir anne. O kadın, bu kadın veya herhangi bir kadın değil, Su El Nur ve Şevval Nur'un öz be öz annesidir Tuğba. Tuğba bir 'şelale', Su El Nur ve Şevval Nur 'tomurcuk gül', Rafet ise güllerine
özenle bakan bir 'bahçıvan'dır. Şelaleden bahçeye su akmıyor, tomurcuklar açmayarak kuruyacak. Bu tehlikeyi bahçıvan sezmiş olsaydı, kendi bakışlarından bile sakındığı tomurcuklarına böyle davranmaz, onların anne sevgisini tatmalarına engel olmazdı."
Bu anlatımla zaten ilkokul yıllarından beri tuttuğu naif günlükleri ve yüz binlerce şiiri olduğunu tahmin edebileceğimiz hâkime, ilgili yayınevleri ve kanallardan pek çok kitap ve program teklifi gelecektir. Bir yıldız doğuyor. Kartvizitinde, üzeri su damlacıklı bir kırmızı gül koncası hayal ediyoruz, evinin bir duvarında mutlaka ağlayan çocuk posteri...
Biz Gülbağ mahallesinden gırnatacı Romanların 'bip'li belagatine kaptırmışız, bu El Romanlar olmasa uyanamayacağız. Ekonomik metaforlar yargıyı istila etmiş, Kadıköy Birinci Aile Mahkemesi'nde ne cevherler heba oluyor. Yazık.
Bağdat Caddesi dondurmacısını arıyor!
Arabayı çıkartan yandı; dakikada milim giden trafik de, park yeri ıstırabı da adamı kanser eder, katil eder. Ama yayalar için en cümbüşlü yürüyüş parkuru. Baharla beraber Bağdat Caddesi iyice şenlendi: Bir ucundan öbürüne envaiçeşit mağaza, adım başı rengârenk çingene tezgâhı, dolayısıyla havada çiçek kokusu, birbirinden uzun boylu genç ve güzel
insan, birbirinden zırva giyimli moda kurbanı... Çok seyirlik, çok öğretici...
Caddede, doğrusu hiçbiri öyle fevkaladenin fevkinde olmamakla beraber, bir sürü yemek yenecek kafe, lokanta, ayak üstücü dükkân ve çok sayıda da Starbucks var (Kesin rakam veremiyorum, üç gün oldu çıkmadım). Bunların hemen hepsi doluyor, hafta sonlarıysa çoğu ortaya ranza atacak izdihama ulaşıyor.
Fakat çok ciddi, çok hayati bir eksik var; herkesin dilinde: Koca Bağdat Caddesi'nin adam gibi bir dondurmacısı yok. Bilmeyen 'Hadi canım' der,
gerçekten yok. Eskiden Divan vardı, kendi kendini bitirdi, Mado kimseyi kesmiyor, ikinci sınıf muhallebiciler zayıf...
Bağdat Caddesi dondurmacısını arıyor! Suadiye'yle Caddebostan arasına dükkân kuran ve birinci sınıf iş çıkaran girişimci kazanır, buraya yazıyorum.