Kahvaltı tehlikelidir

Dünkü Hürriyet'te bir haber vardı; 'Mum ışığında baş başa yemek boşanma nedeni' diye.

Dünkü Hürriyet'te bir haber vardı; 'Mum ışığında baş başa yemek boşanma nedeni' diye. Yargıtay, eşlerden birinin pahalı bir lokantada, başkasıyla mum ışığında akşam yemeği yemesini boşanma nedeni sayıyormuş.
Hele şarap içmek, artık üstüne tuz bibermiş. Bu mum & şarap kombinasyonu, adamın/kadının karşısındakine 'özel önem' verdiğine işaretmiş.
Bara gitmek, hele bunun bir de başkaları tarafından görülmesi, yine boşanma sebebiymiş. Buna karşılık kebapçıda yenen bir öğle yemeği mühim değilmiş. Boşanmaya yetmiyormuş!
İyi güzel. Hakikaten şimdi La Maison'da filan göründüğünü duysam zevcimin, bir bitmez bacaklı çıtırla, 'Ne var canım, redaktör arkadaşla tashih üzerine beyin fırtınasına girmişlerdir' diye düşünmem. Daha esaslı bir fırtına olduğuna kanaat getirir, gerekli fırtınayı çıkartırım.
Fakat bir sabah kahvaltısı duyumu alsam, mesela Koru Kahvesi'nde, Bahar Pastanesi'nde, Emek Kahvesi'nde, İnönü'nün yalısının ordaki adını hep unuttuğum kahvede, Beylerbeyi'nde, böyle salaş kılıklı, tıraşsız, saç baş dağılmış, gözler çapaklı, vs., fırtına çıkartmam.
Felaket sonrasının sükûnetiyle, yağmur bitimindeki gökkuşağının zarafetiyle, Allahım şimdi ağlamaya başlayacağım, çekilirim.
Bensiz Hünkâr'a gidip Feridun beyle hal hatır etmek, Borsa'da tandır yemek, Kanaat'te kendini kaybetmek, Ayder'de süt banyosundan çıkıp 8 saat güzellik fırınında erimiş kuru fasulyelerle mıncıklaşmak da ilişkide ciddi yaralar açan hatalardır. Ama kahvaltı...
Başka biriyle kahvaltı, en ölümcül günahtır!
Kahvaltıyla insan, yeni bir güne başlar. Ve adamın yeni güne, sizden başkasıyla başlaması, bir yeni hayat özlemi değil de nedir?
Şahane mazeret: Oruç başıma vurdu!
Bir an boş bulundum. Bu sefer gerçekten boşanıyorlar sandım. Bunu arzuladığımdan değil. Ama seçim sonuçlarının da hortumuyla, sanki böyle bin yıllık itiş kakışlı ilişkilerin hepsi birden hüüüüüp diye dönüp dönüp tarihin toz, duman ve naftalini arasındaki yerini alacak gibi geldi.
Yanılmışım. Çeşit çeşit sakız var. Mesela benim son dönem favorim, Vivident'in Delete extra modeli. Bebek aspirini kadar. Çiğnerken böyle pabuç kadar açmıyorsunuz ağzınızı; patronunuzla konuşmaya giderken bile atabilirsiniz iki tane. Zaten maksimum dozu iki olarak belirledik. Üç ciddi zorluyor, dört tanesi nane komasına sokuyor.
Buna karşılık Relief diye bir rakibi çıktı Delete'in; pek o kadar kesmiyor.
Sakız çeşitleri gibi sakızımsı ilişki çeşitleri de muhtelif. Bizim çocukluğumuzun moda markalarından Tipitip vardı mesela, böyle çek çek uzar, şahane balon yapardı.
Çoğu evlilikte bir sakızımsılık oluyor zamanla. Keşke hepsi böyle Delete gibi hafif olsa. Ama bazıları alabildiğine Tipitip'leşiyor. Çek çekiştir, uzadıkça kopmuyor.
Cuma günkü Posta gazetesinde, Şenay Düdek 'aile'nin önde gelenleriyle konuşup bu evliliğin henüz daha çekiştirme fazında olduğunu ifade etmişti. Görüşlerden beni en güldüreni Dilek Hanif'inki oldu. Avşar'ın terzisi her şeyi çok 'şık' şekilde çözeceklerinden emin olduğunu söylemişti!
Öyle de oldu. Mayadrom'da film izlemek 'şık' bir faaliyet neticede.
Burada da beni kopartan, Çilingiroğlu'nun analizi oldu: 'Oruç başıma vurmuştu. Bir hata yaptım, iftardan sonra geri çektim.'
Böyle güzel mazeret var mı? Böyle 'şık' toparlamaca var mı?
Ne denir? Siz siz olun; oruçlu adamın yanına yaklaşmayın.
Tam sayfa 'ateş'
Galiba ilk defa oluyor. Bir ressam için, bir sergi açılışı için ilk defa böyle tam sayfa gazete ilanı veriliyor. Çıktığı noktayla geldiği noktaya baktığınızda insana tüm peri masallarının aslında gerçek olduğunu düşündüren Ertuğrul Ateş'in resimleri, dün itibarıyla şehrin üç bir yanındaki GaleriArtist'lerde sergilenmeye başlandı. Fulya, Çukurcuma ve Horhor'da. Bu ayın sonuna kadar. Hayatta tanıştığım en snob olmayan, gibi yapmayan, 'sınıf, sınıf' diye bağırmayan ressam Ertuğrul Ateş. Sırf o yüzden bile gidilir sergilerine.
O poz poz ve ilelebet poz, 'serin'liğinden donacak, sterilliğinden zehirlenecek sanat âlemi elemanlarına dayanmak bazen biraz zor oluyor.