Kaynana zırıltısı

Bilmiyorum, belki kaynanadili, kaynana zırıltısı da revaçtadır (Kaynanadili, bir iğne oyası motifi. Gene kaynanadili, dil biçiminde yassı ve dikenli dalları olan bir kaktüs türü de aynı zamanda.

Bilmiyorum, belki kaynanadili, kaynana zırıltısı da revaçtadır (Kaynanadili, bir iğne oyası motifi. Gene kaynanadili, dil biçiminde yassı ve dikenli dalları olan bir kaktüs türü de aynı zamanda. Kaynana zırıltısı ise bir sap etrafında çevrilen, çevrildikçe de takırtılı bir ses çıkaran eski usul bir çocuk oyuncağı). Ama kaynana ağzı, magazine kaynana dahli gene yükselen trend, o kesin.
Bu defa Deniz Uğur'un ölen eşinin annesi almış sözü, ama tonu 'kaynana'dan ziyade anneye yakın, şefkatli, vefalı, halden anlar: "Deniz ve torunum bana evladımdan miras. Ne yaparsa yapsın ben ondan vazgeçmem" diyor Nurhayat Sunat, "Dokuz kocaya da gitse sonuna kadar o benim gelinim."
Bir de "Sonunda yavrum çıldırdı, çıldırttılar onu, yoksa konuşmazdı" diyor ki, tam da bazılarımızın kanaati bu: Dayanamadı, çıktı zıvanadan.
Bizim gazete okurları bu âlemlerin acemisi oluyor, Karadağlı kadınlar cephesi birkaç hafta önce Deniz Uğur'un o nefis tefrika söyleşisiyle iyice fırtınalanmıştı: "Tamer'in annesi, ayrıldığımızı duyunca ağlayarak beni aradı. 'Siz nasıl ayrılırsınız' diyerek telefonda benimle bir saat konuştu..." Valide hanımın, eski geline dair anlattığı iddia edilenler değil yutulur, çiğnenir cinsten değildi: "Sen onun nasıl bir yılan olduğunu bilmezsin. Benim oğlumun hayatını mahvetti. Oğlumu maddi-manevi sömürdü. Ben oğlumun evine altı ayda bir gidebiliyordum. Bunların senelerdir ne cinsel hayatı var ne de başka bir şeyi. Zeyno ile bize son dakika golü attı..."
Evlilik, hele ki geleneksel ailelerde, vaki değil ki bir kadınla bir adam arasında yaşansın. Çok daha kalabalık oluyor. Esas rollerde de her zaman kayınvalideler. Ama gene de gerçeği, esas ya da kayın, hangi valide bilebilir ki? Bunlar yorganın altından analarını mı arıyor?
Hadi bildin, bunu eşe dosta, o her an dellenesi en kritik şahsa, onu da geçtik, bir gazeteye açıklıyorsun! Bülent Ersoy'un evlendiği Armağan Uzun'un annesi, Vatan'a anlatmış:
"Ayrılmalarını istemiyorum, oğlum da istemiyor. Ben oğluma da eşine de hak veriyorum. Çünkü Armağan, evlendikleri günden beri Bülent Hanım'la birlikte olmadı, karı-koca ilişkisi yaşamadılar. Oğlum kendisini hazır hissetmiyordu. Bülent Hanım'dan sadece hoşlanıyordu. Yaşı küçük olduğu için hemen evlendi."
Armağan bebeğin annesi mal beyanına da girmiş; ilk cümleye parantez niyetine: "Bize sürekli hediyeler alıyor, en son bana pırlanta yüzük getirdi. Ayrıca İzmir'de benim üzerime bir ev satın aldı ve oğlumun kullandığı Mercedes'i de benim üstüme yaptı." Hangisi daha çok koyar? 40 basılma mı, bir beyanat mı?
Magazin tarihimizin en unutulmaz kaynanalarından biri daha çıkmış ortaya. Bir açılışta, yıllar önce bıraktığımız edasından, postüründen hiçbir şey kaybetmediği görünen İffet Erkuvan. Memedalibey'in ex kayınvalideleri.
Bu da bana hep eski bir anıyı ve Balçiçek Pamir'i hatırlatır. 10 senesi yoksa da yakın, bunlarla ilgili bir şey patlamış, röp yapalım, en azından iki dakikalık telefon görüşü diye kıvranıyoruz. Ama İffet Erkuvan'a, Ercan Arıklı lisanıyla, aksesimiz yok. Nasıl bulacağız, nereden ulaşacağız?
"Balçiçek'i arayın, o bulur" dedi biri. Aradım. Üç dakika içinde İffet Erkuvan'ın İstanbul, Ankara, ev, iş, cep, bilumum telefon numaraları önümüzdeydi. Dahası, "Bu da kuaförünün telefonu" dedi Balçiçek, "Hemen arayın, şu anda büyük ihtimalle saçını fönletiyor."
Yok artık! Ama tüyo doğruydu, Erkuvan'a kuaförden ulaştık!
Herkesin yetenekleri başka. Ermeni-Yahudi karmaşasını, 'leitmotif'in 'light bir motif'e dönüşümünü, 'penis envy'nin ilk kez 34'te keşfini, bütün o gafları, 'lapsus'ları, 'Freudyen sürçme'leri, ne derseniz artık adına, koyun bir yana, müthiş becerikli bir işkadınıdır Pamir.
Bazısında içerik sağlam oluyor, bazısı üslupçu, bazısı acayip adam kullanır, süper idareci.
Ben mesela 10 gün vaktim olsun, bulamam bu bağlantı yollarını, zincirleri, ağları. Ama bitmiş işe çok şahane kusur bulurum.
"Sen bi fırfır çekersin..." dedi geçenlerde bir ahbabım, hem de eski müdürüm. "Yaa" dedim, "Dantel, fisto, nervür..."
"Tabii kızım" dedi, "Son ütücü!.."