'Kenef ağzındaki şişmana nazik gel'

'Güzelim sen git fışfış pastanesinde cheese cake ye, öyle nargile margile, raconunu bilmediğin hadiseye bulaşma' demeyesiniz diye not düşüyorum.

'Güzelim sen git fışfış pastanesinde cheese cake ye, öyle nargile margile, raconunu bilmediğin hadiseye bulaşma' demeyesiniz diye not düşüyorum. Hafta sonu çok hoşlandığımız bir nargile tokurdatma eylemimiz oldu ama redaktör arkadaşlar nargile fokurdattığımı düşünmüşler dünkü yazıda. Halbuki evet, her nefeste oradaki su fokurdatılıyor ama racon/altkültür/ alternatif dil icabı nargile, tokurdatılıyor.
Trabzon'un t'si demek istiyorum, Fatsa'nın f'si değil.
Bu vesileyle herkese bir ara şöyle Beyazıt-Sultanahmet, eski şehir eski doku falan filan seyahati öneriyor, Çorlulu Ali Paşa Külliyesi'nde üç milyona üç saatlik nargile huzuru diliyorum.
Bitmişti yazı. Fakat obsesif de bir yanım var ya; t ve f harfleri çerçevesinde Reşad Ekrem Koçu/Sermet Muhtar Alus/Ferit Devellioğlu diyarlarında gezineyim mi dedim. Halim de yok. Yarı nargile yarı mevsim normalleri sonucu avaz avaz bağırdığımda ses yerine küçük bir hava çıkıyor ağzımdan. Ama Refi' Cevad Ulunay'ın eski İstanbul kabadayılarını anlatan 'Sayılı Fırtınalar'ında takıldım kaldım. Kahvelerdeki racondan, kahvecilerin dilinden bahsediyor yazar. Mesela "İki nargile" değil, "Nargile, bir kiii" dendiğini, tömbekinin cinsinin de "İsfahan! Nısf-ı cihan" diye bağrıldığını söylüyor. "Kahveci tâbiliği deyip geçmeyin, bu da bir zenaattır.
Edalı, fiyakalı cümleler, sokaktan gelen geçeni cezbeder" diyor ve Ressam Galib'in bir hikâyesini anlatıyor:
"Sıcak bir günde Mahmutpaşa Mahkemesi'nde işim vardı, bunaldım. Avludaki kahvede oturayım, hem bir kahve içeyim, hem de serinleyeyim, dedim. Her yer dolu idi, bir boş iskemle buldum, oturdum. Çırak koştu:
- Emret beyim.
- Bana ufak fincanla bir şekerli kahve...
Oturduğu yerden ocağa bağırdı:
- Kenef ağzındaki şişmana
nazik gel!
Evvela anlamadım. Bir de yanıma baktım ki, dikkat etmeden cami helalarının yanına oturmuşum."
'İnleyen Nağmeler'
Okumaktan en zevk aldığım kadınlardan biri. Şimdi o lezzetli yazıları toparlanmış, Everest'ten çıkan bir turuncu kitap formunda elimizin altına gelmiş. Dayanamayıp üç sayfa ortadan, beş sayfa arkadan karıştırdım. Aralarda kaçırdıklarım olmuş, ama bir yandan da öyle nefis saptamalar var ki, aylar yıllar öncesinden aklımda kalmış. Arzu Çağlan'ın 'İnleyen Nağmeler'inde hem Radikal iki'den bildiğimiz müzik yazıları, daha doğrusu 'Türkçe pop' portreleri, hem de New York günlerinden kalma nasıl tarif etmeli, yaşama dair yazıları var. Klişe olacak ama hakikaten çok keyifle okunuyor. Yok, fazla klişe oldu. Şöyle söyleyeyim; Arzu Çağlan olağanüstü komik yazıyor. Ve esas derdi mizah yapmak olmadığı için de, acayip güldürüyor. Benim en eğlenerek okuduklarım listesinin en başlarında valla. Yani derhal çıkıp alınız o kitabı!