Kepçeci ne hissediyordur?

Bu haftanın en acayip olaylarının başında, çarşamba günü borsanın öğleden sonra 14:30'a kadar açılamamış olması geliyordur herhalde. 319 şirketin işlem gördüğü...

Bu haftanın en acayip olaylarının başında, çarşamba günü borsanın öğleden sonra 14:30'a kadar açılamamış olması geliyordur herhalde. 319 şirketin işlem gördüğü, 260 milyar dolarlık İMKB'de sabah seansı hiç yapılmadı, ben uzağım bu hesaplara, ama dediklerine göre en az 750 milyon YTL'lik bir işlem hacminin pas geçilmesi, komisyon zararının da 1.5 milyon YTL'ye varması demek bu.
Sebep inanılır gibi değildi. İstinye Park'ın önündeki yolu genişletme çalışması sırasında bir kepçe operatörü, bilmeden kabloları kopartmıştı.
Bir kepçe darbesi nelere kadirmiş. Dolayısıyla da onun 'direksiyonundaki' kişi.
Kepçeci acaba ne hissediyordur? Olup biteni duyduktan sonra ne demiştir? 'Vay anasını, ne halt etmişiz' mi, telaffuz edilen rakamlara bakıp 'Şanım yürüsün' mü?
Kepçecinin maaşı ne kadardır? Tek seanslık zarar, onun kaç yıllık maaşıdır, insan hesap eder ya bazen öyle...
Korkmuş mudur, kaçmış mıdır, şaşırmış mıdır, sinmiş midir, bir muktedir olma hissiyle yoksa, omuzları hafiften dikleşmiş midir?
İnsan merak ediyor.
Aşk: Tek mi, çok mu?
"Seksen iki yaşına yeni girdin. Hâlâ güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum. Son zamanlarda sana bir kez daha âşık oldum ve sadece benimkine değen bedeninin sıcaklığıyla dolan, kahredici bir boşluk taşıyorum göğsümün tam ortasında yeniden. Geceleri bazen, boş bir yolda ve ıssız bir manzarada bir cenaze arabasının ardından yürüyen bir adamın karaltısını görüyorum. O adam benim. Cenaze arabasının taşıdığı ise sen. Senin yakılma törenine katılmak istemiyorum; elime, içinde küllerinin bulunduğu bir kavanoz vermelerini istemiyorum. 'Die Welt ist leer, Ich will nicht leben mehr'i söyleyen Kathleen Ferrier'in sesi duyuyor ve uyanıyorum. Nefesine kulak veriyor, hafifçe seni okşuyorum. İkimizin de dileği, diğerinin ölümünden sonra yaşamak zorunda kalmamaktı. Birbirimize sık sık söylediğimiz gibi, olmaz ya, eğer ikinci bir hayatımız olsaydı o hayatı da birlikte geçirmek isterdik."
Bu satırları 2006 baharında yazan adam, Sartre'la filan da hukuku olan gazeteci yazar Andre Gorz, bundan iki ay önce, hayatını artık hastalığı iyice ağırlaşan karısı Dorine'le birlikte sonlandırmaya karar verdi. 24 Eylül'de hayata beraber veda ettiler.
Anlaşıldığı üzere büyük aşktı; en başından en sonuna kadar hayranlık duygusunun hiç tükenmediği, zerre eksilmediği... Pek çok anını anlatan o uzun ve dokunaklı mektubu, incecik bir kitap olarak Ayrıntı Yayınları bastı.
Bunu hatırlamama sebepse, muhtemelen tam tersi bir hayat görüşüne sahip olan Cömert Baykent'in ölümü. 70'li yılların yakışıklı, havalı 'playboy'u, Ajda Pekkan'ı bile ağlatmış bir adam Baykent.
Füsun Önal'ın köpürtmeye bayıldığı hikâyeyi hatırlayanlar olacaktır: Bir gece Lalezar'da Baykent, Pekkan'ı Füsun Önal'la kıskandırır, dönemin televolesi hizmete çağrılır, vs... Baykent'in 70'lerdeki hızlı hayatı, Ahu Tuğbay'dan Gökben'e, dönemin pek çok güzel ve 'sosyetik' kadınını ağırlamıştır.
Evladiyelik mesele:
Tek mi, çok mu, saadetin tarifi nerede, kim bilebilir...