Kırmızı kart

Kaldığımız yerden devam edelim. Cumartesi günü, yazıları 'gönder' tuşuna basmak suretiyle Begüm'e yolladım.

Kaldığımız yerden devam edelim. Cumartesi günü, yazıları 'gönder' tuşuna basmak suretiyle Begüm'e yolladım. Sonra ne yaptıysak sakinleştiremediğimiz ruhlarımızla geri sayıma başladık.
Galonlarca bira eşliğinde izlediğimiz maç, neyse ki evliliğimi çıkmaza sokmayacak bir skorla bitti. Uykuya huzur içinde daldık.
Pazar sabahı uyandık. Gazeteleri karıştırıp
birer kahve içerken, 'Ho ho ho' dedi E.A., 'Nasıl da Saraçoğlu yazmışsın!'
Herkesin bazı takıntıları vardır. Mesela ailecek hassas olduğumuz bir isim de Attila İlhan'dır. Tek 't' ya da araya tıkıştırılmış bir 'l' görelim şairin soyadında, çok sinirleniriz!
Şimdiiii. İşten eve gelirken senelerce önünden geçmişim. Bunu niye böyle yanlış yazarlar diye 1000 kere mevzu yapmışız. Yazdıktan sonra da 5 kere okumuşum. Gel gör ki, çengel gelmiş, c'nin kuyruğuna yapışmış!
Neyse, işe geldim. Gazeteleri yaydım. Haluk Şahin, oğlunun ABD'de yaşayan bir arkadaşının
bu maç için nasıl meşakkatli bir yolculuğu göze aldığını anlatıyor yazısında. Los Angeles'tan Atatürk Havalimanı'na, oradan son hız Bakırköy Deniz Otobüsü İskelesi'ne, karşıya ve taksiyle Şükrü Saracoğlu'na... Şükrü Saracoğlu'na. ŞÜKRÜ Saracoğlu'na.
İçimde bir şey aktı. Gazetenin sayfalarını parçalayarak kendi yazıma gittim. Vah
vah, münasebetsiz bir çengel gelip c'min dibine mi girmişti? Peki başka ne yazmıştım? Rüştü! RÜŞTÜ SARAÇOĞLU!
Bu noktada nadide bir anımı paylaşmak isterim. En dibe vurduğum günlerdi.
'Cumartesi' ekinde şahane bir tashihe imza atmıştım, ertesi gün evde böğürerek ağlıyordum. Önce beni kovması ricasıyla GYY'yi aradım. Sonra söylediği şeyi anonsa gayet çarpıtarak koyduğum yazarı.
Her yazısını kabarık bir iştahla okuduğum için özenmiş, sakınmış, söz konusu röportaja bütün bir gün başlık bulamamıştım. Tam da
o kadar çok sakındığım için çöp batırmıştım!
'Buna halk arasında lapsus derler' dedi şahane mavi gözlü kadın. Ölürüm ve de bu telefon konuşmasını unutmam.
Evet, buna halk arasında lapsus diyorlar! Hakikaten bilmiyorum Şükrü'yü niye
Rüştü yaptığımı. Ve hakikaten çok kötü bir his. İnsan çok utanıyor.
Üç satır sonra bir daha sürçmüş, 'Etiler'in karşısında' demişim Tangerine'in adresini verirken. Orada da anlatmak istediğim, Akmerkez'in karşısında olduğu! Yoksa Şişli'nin karşısında falan diye konuşmuyoruz haliyle. Ne yalan söyleyeyim, bundan birincisi kadar utanmadım. Ama sonuç: Kırmızı kart!
Vaziyet budur arkadaşlar. Sizin 'Üstadım, bu ne cehalet' mektuplarınızdan önce ben davranayım dedim!

  • Şimdi gelelim fotoğrafı yazıya bağlama aşamasına... Hakem Ali Aydın'ın gösterdiği kırmızı kartlar Galatasaraylı düşmanlarımızı delirttiyse de, sormak isterim. O tek gol, siz 7 kişiye düşmeden önce atılmamış mıydı? Bu arada kart renginin bir bahar trendi ayağı var! Yakında moda âleminde canlı, cafcaflı tonlar baş tacı edilecek. En çok da kırmızı. Kadınlar romantik, seksi ve azami derecede dişi olacak. Kanıtı, resimdeki Versace kostümdür.
    Fenerli sevgili
    Maçtan sonra kalabalığa karışalım dedik, Bağdat Caddesi'nde yürüyoruz. Üstümde Fener'in her maçında giydiğim klasik forma var; ruhumu satmadığımı kendime ve cümle âleme ispat etmek için siyah-beyaz dağ kazağım!
    Bizim evin erkeğinin de üstünde herhangi bir sarı-lacivert durum yok. Ama Fener kokusu, kilometreler öteden alınabilir! Elimi, tuttuğu takım galip gelmiş bir adam biçiminde tutuyor. Kolunu omzuma, tuttuğu takım galip gelmiş bir adam biçiminde atıyor.
    Neyse, dört kişiyiz. Sevgililer Günü hediyesi sarı-lacivertli formasını kuşanmış diğer adam da sevgilisinin eline, Rüştü'nün yakaladığı topları kavradığı kıvamda asılmış, yürüyor.
    Yanımızdan iki cadde çıtırı geçti.
    'Yaaa' dedi biri öbürüne, 'Ben de Fenerli sevgili istiyorum!'